Türk desenli ebru,
Cockerell and Sons,
kaynak:
University of Washington Libraries,
Special Collections

Renklerle Duygular Karışınca

Renkler ile duyguların o kadar çok ortak yönü var ki, hepsini birbirine karıştırabiliriz.

Mesela nasıl renkler karışıp farklı renkler oluşturuyorsa duygular da karışıp farklı duygular oluşturabilir; “hayranlık” ve “boyun eğme”yi birleştirirsek “saygı” duygusuna varırız, tıpkı kırmızıyla maviyi birleştirip mor yapmak gibi.

Nasıl renk skalası mesela pembe için gülkurusundan fuşyaya yelpaze gibi açılıyorsa, duygu skalası da mesela hayranlıktan gıptaya, oradan hasete kadar açılabilir, dikkat etmek lazım. Özellikle bizim kültürümüzde duygular arasındaki geçişler kaydıraktan kayar gibi hızlı ve ani olabilir.

Belli zamanlarda ortaya çıkan duygular ve renkler var. Örneğin İngilizcede turuncu anlamına gelen orange diye bir renk adı 1500’lü yıllardan önce yokmuş. Asya’dan gelen portakalla tanışan Avrupalılar, meyveye olduğu gibi renge de orange demiş. Yine o yılların Avrupa’sında ortaya çıkıp moda olan bir duygu ise “melankoli”; Yunanca melas (kara) ve khole (safra) sözcüklerinden oluşan melankolinin bedendeki kara safra fazlalığından meydana geldiğine ve bunun dehayla bir bağı olduğuna inanılıyormuş. Bu yüzden şairler ve filozoflar arasında melankolik olma modası yayılmış.

Duyguları da renklere de ithal isimler vermeyi seviyoruz. İngilizceden “anksiyete” gelene kadar “kaygı”, Fransızcadan “depresyon” gelene kadar “bunalım” olduğu gibi, Arapçadan mavi alana kadar gök, Farsçadan siyah gelene kadar kara vardı. Hepsinin Türkçesi bizim için daha anlamlı bence: Kızıl ile “kızmak” arasındaki ya da yeşil ile “yaş, körpe, taze” arasındaki ilişki ne kadar aşikâr. Aynı “sevinç” duygusunun kökündeki sevmek fiilini bulmanın ya da yumuşak sıfatının tınısından anlamını çıkarmanın neredeyse mümkün olması gibi…

Renkler duygularımızı dillendirmeye yardımcı olur; kızmak, sararmak, gözünü karartmak gibi fiillerde ya da kara cahil, kara sevda, alnı ak gibi nitelemelerde renkler duyguyu ne güzel yansıtır.

Vişneçürüğü, kavuniçi, camgöbeği, ördekbaşı, yavruağzı, narçiçeği, gülkurusu, devetüyü, kömür karası, türbe yeşili, çingene pembesi, soğan kabuğu gibi renk adları, soyutu kavramlaştırmadaki becerimizi ve en azından Batı dilleriyle karşılaştırıldığında bu konudaki yaratıcılığımızı ortaya koyuyor.

Cilve yapmak, sitem etmek, küsmek, naz yapmak, darılmak, gücenmek, tevekkül etmek, gücüne gitmek, içerlemek, alınmak, incinmek, kırılmak, gönül koymak, ağırına gitmek, hatırı kalmak, gözü kalmak gibi deyimler gizemli, incelikli, hatta bazen entrikalı ilişki kurma becerimizi ortaya koyuyor.

Bazı dillerde sadece iki renk var: siyah ve beyaz. Kimi kültürlerde üçüncü renk olan kırmızı eklenmiş. Sonra sırasıyla yeşil, sarı, mavi ve kahverengi sözcüklerine sahip olan diller var. Ancak dünyanın neredeyse tamamında konuşulan hâkim dillerde on bir temel renk kategorisi söz konusu, yani yukarıdaki yedi renge mor, pembe, turuncu ve gri de ekleniyor ve elbette bunların tonları.*

Bazı dillerde mutluluk mesela dallanıp budaklanmış, İngilizcedeki bliss, exhilaration, elation, euphoria… gibi. Bazılarında üzüntü belli ki kök salmış, bizdeki efkâr, hüzün, mahzun gibi dallara ayrılmış.

İngilizcede renkler karışınca gökkuşağı olur, bizde ebru. İngilizcede duygular karışınca chaos olur, bizde hayatın rengi.

*Universality and Evolution of Basic Color Terms”. Diğer bütün referanslar için bkz. Türk’ün Kalbi Nasıl Çarpar, İdil Sevil (İstanbul: Doğan Novus, 2021)

duygu, İdil Sevil, kara safra, melankoli, renk