Şandor Hadi Sergisi
Süpürünce
Geriye Kalan

Bir şeyle karşılaşmayı beklediğinizi, o buluşma gerçekleşince fark ettiğiniz anlar vardır. Şandor Hadi’yle karşılaşmanın bendeki etkisi böyle oldu. Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi’nde 25 Kasım 2022–25 Mayıs 2023 arasında açık kalan sergiye, son haftasında gitme imkânım oldu. Doğrusu, bugünlerin deprem sonrası Antakya yoğunluğu ve ruhsal ağırlığı içinde, herhangi bir beklentim olmayan bir sabahtı. Serginin beni dünyanın diğer konularının giremediği güvenli bir alana çekmesi en fazla beş dakika sürdü. Bunun sebeplerine dair tahminlerim var, birazdan anlatacağım.

Serginin girişinde misafirlerini karşılayan, gözlerinin içi gülümseyen Şandor Hadi

Karşılıklı iki büyük salonda kurulu olan sergi genel olarak üç kısımdan oluşacak şekilde hazırlanmıştı. Soldaki salonda Şandor Hadi’nin –kesinlikle üzerine konuşulmaya değer– aile öyküsü ve hepsinin aynı elden çıkmış olmasını heyecan ve mutluluk dahil karışık bir hisler demetiyle karşıladığımız, insan yaratıcılığına dair ufuk açıcı üretimler yer alıyordu. Sağdaki salonda ise mimarlığa ve mimarlara dair büyük önyargıları olanları bile kendine hayran bırakacak, gerisinde derin ve içten düşüncelerin olduğu apaçık görülen her çizgisini anlama ihtiyacı hissettiren, tamamında değerli mimar Sevinç Hadi ile yan yana olduklarını öğrendiğimiz mimari üretimleri.

Bu serginin bende bıraktığı hissi, üstteki karışık ve bazen tatsız tozlar süpürülünce geriye kalan ve unutmayı istemediğim bir özen, beceri, neşe ve umudun karışımı olarak tanımlıyorum.

Asistanı olduğu atölyenin öğrencileriyle gittiği Çırağan Sarayı’nda, onlardan istediği kâğıt ve kalemle orada yapıverdiği, her çizgisi şanslı bir Çırağan Sarayı eskizi

Sergide, yaşam öyküsünü belirleyen adımların Şandor Hadi’nin şaşırtıcı şekilde Kastamonu sınırlarında dünyaya gelmesinden epey öncesinde atıldığı anlaşılıyordu. Zorlu yıllar içinde, daha sonra kurduğu –kendisi ve çevresi için– oldukça mutlu hayatın nüvelerinin nasıl oluştuğu görülüyordu. Çocukluğuna dair anılarda, Türkiye bürokrasisi ve uluslararası ölçekli özel sektörün farklı alanlarıyla ilişkilenmekten daha ilgi çekici olan, ailenin üyelerinin ayrı ülkelerde, ayrı şehirlerde yaşamak zorunda olması gibi bazı zorlayıcı koşullar içinde dahi Şandor ve iki erkek kardeşi için bir güvenli, besleyici, neşeli ve üretken havzanın her zaman mümkün olmasını sağlayan anne. Çok ilgi çekici bir dizinin başlangıç ya da bitiş sahnesini hatırlatan, güzel ve yakışıklı insanların o dönem için şaşırtıcı sayıda ve sıklıkta çekilmiş, şık kıyafetler içindeki fotoğrafları, o döneme dair yazılı bilgiyle birlikte bakınca heyecan verici ve gerisini merak ettiğiniz bir tezat sunuyordu. İki kardeşiyle beraber senelerce (sanırım sekiz yıl boyunca) devam ettiği kilise kampı –ve bu defa pederin elinden çıkan, yine şaşırtıcı sayıda ve güzellikte– fotoğrafları, serginin devamında göreceğimiz yaratım düzeyinin tohumlarına dair biraz daha fikir sahibi olmamızı sağlarken, sergide heyecan kararlı şekilde yükseliyordu. Pes etmeye neden olabilecek birçok deneyimin, yeni bir beceri edinmek, daha donanımlı hâle gelmek için bir basamağa dönüştürülmesini görmek ve bunun tesadüfi şekilde değil de, yine nereden geldiğini bilemediğimiz bir kadim bilgiyle, bilerek yapılmış olduğunu sezmek, (sergiyi gezdiğimiz sırada) güçlendirici bir “galibiyet” hissi verdi ve vermeye devam ediyor.

Yaratım işini şansa bırakmayan, her yerde ve her daim hazırlıklı görünen Şandor Hadi

Mimar Sevinç Hadi’yle tanışmaları, Şandor Hadi’nin nasıl yaşanacağına dair kadim bir bilgiye sahip olduğu hissini sıklıkla veren hayatının yeni ve çok renkli bir aşamasının başlangıcı oluyordu. Fotoğraflarda hayli güzel görünen bir aile hayatının içindeki neşe ve eğlenceye şahit olmak, fotoğraflar, heykeller, resimler, eskizler, mektuplar arasında yürürken, sizi de bir bakıma o hatırlanmaya değer hayatın o zamanına bir ucundan dahil ediyordu. Çocuklarının fotoğraflarına, kendisinin o fotoğraflara farklı yaratım ürünleriyle dahil olma biçimlerine bakınca, Şandor Hadi’nin sadece ailesi, yakın dostları, komşuları için değil, çocuklarının öğretmeninin hayatı için bile önemli bir yeri olduğunu anlamak kaçınılmaz.

Sevinç Hadi ve Şandor Hadi tanışmasının “hayırlara vesile olacağını” tek başına anlatan, yeşilin güzel tonları ve ışıkla dokunmuş bir fotoğraf

Gündelik hayat içinde karşısına çıkan istek, ihtiyaç, ya da “iş” olarak tanımlanabilecek neredeyse her şeyi –belki farklı sırayla ama eminim ki– bir neşe, özen, beceri ve sevgi süzgecinden geçirip sunduğu ailesi, arkadaşları ve tanışlarının, Şandor Hadi bu dünyadan çekildiğinde yaşadığı hüznü, sergide bu konuya dair tek bir hatırlatıcı olmadan, bütün gerçekliğiyle hissetmek etkileyiciydi. Fakat güzel ve hatırlanmaya değer hayatı boyunca beceriyi, çizgiyi ve karşısına çıkan (ya da sadece onun bu şekilde görebildiği) tüm malzemeleri biçimlendirme becerisiyle donanmış olan Şandor Hadi, “zaman”ı da bükmeyi başarmış görünüyordu. Hayatından geride kalan somut ve daha büyük bir alan kapladığı hissedilen somut olmayan izler, hayatının resmi olarak 54 yıl sürmüş olmasının, onun değil de dünya zamanının bir problemi olduğunu açıklamaya yetiyordu.

Şandor Hadi’nin pek iyi bildiği neşe, sevgi, beceri dilinin gülümseten bir örneği

Mimar Ufuk Demirgüç’ün küratörlüğünde, Şandor Hadi’nin eşi mimar Sevinç Hadi’nin danışmanlığı, çocukları müzisyen İmre Hadi ve mimar Tülin Hadi’nin desteğiyle, büyük bir özenle hazırlanan Şandor Hadi sergisini gezerken, bu ziyareti görünenin ötesine taşıyacak benzersiz bir şansım oldu. 6 Şubat 2023’te neredeyse tamamen yıkılmış olan ve benim için hayatın en önemli parçalarından olan Antakya’nın deprem sonrası gündemi içinde tanıştığımız ve dolaysız bir paylaşım süreci içinde olduğumuz sevgili Tülin Hadi bu değerli mimara, babası Şandor Hadi’ye odaklanan sergiyi bana her adımda detaylıca anlattı. Belki bu güzel rehberliğin, belki sergilenme biçiminin, belki de sevgili Şandor Hadi’nin çizgilerinin gücünün yardımıyla kendimi sergi boyunca sıklıkla “orada” hayal ettim. Kendimi kilise kampında deniz kenarındaki büyük kayaların üzerinde, kadim bir mor dağın beyaz bulutlarla buluştuğu yerde, öğrenci yurdunun karşısındaki soluk sarı ışıklı binanın açık penceresinde, uçsuz bucaksız denizin üstündeki gemide, Sevinç Hadi kıyafetlerini dikerken mukavvalarla başlarındaki taçları hazırladığı çocuklarının katıldığı müsamerenin arka sıralarında, Macarca yazılan sararmış mektupların satır aralarında, Çırağan Sarayı’nın kapısında, Milli Reasürans binasının girişindeki merdivenlerde, Boğaziçi Üniversitesi Aptullah Kuran Kütüphanesi’nin –bizi içeren ama– kuytudaki bir masasında, Tütüncü ve Hadi Yazlık Evi’nin bahçesindeki doğal taş, toprak, çimen kompozisyonu zeminde, Hadi Evi’nin açık mutfağında, –görünce bunu yapabileceğini düşünmeyeceğiniz bıçağıyla– günlerce uğraşarak biçimlendirdiği ahşap duvardaki desenin önünde buldum. Sadece o zaman, o şekilde yaşandığı için şanslı hissettiğiniz zamanlar vardır, bu zamanların meditasyonla yakın bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Bu sergi deneyimi benim aklımda biraz böyle bir zaman olarak kalacak.

Şandor Hadi’nin, kızı Tülin’in okuma bayramı için öğretmeninin isteği üzerine yaptığı ağaç resmi. Yıllar içinde eksilen parçasını, sergi için kızı tamamlıyor.

Deneyimlerin, gördüğümüz ve duyduğumuz şeylerin üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra aklımızda kalanları bir odada biriken tozun katmanları süpürülürken en altta kalan, süpürülünce gitmeyen, daimi olan zemine benzetiyorum. Bu sergiye böyle bakınca, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin aklımda kalacağını hissettiğim, benim gördüğüm, dinlediğim, imkânım ölçüsünde tanıdığım Şandor Hadi’ye dair kalıcı olan ilk mesele “neşe” olacak. Besbelli üzücü ve zorlayıcı pek çok deneyimin (ya da geçmiş deneyimlerin) eleğinden geçmiş olsa da, bunların neşesine dokunmasına hiç fırsat vermemiş. Etrafının onu hep neşeli tanımasına, hatırlamasına yol açacak bir neşe sarmalını, her daim gerçek dünyayla arasında, kendisinin etrafında tutmayı becermiş. Bu nadir rastlanan neşe durumunu ailesi, arkadaşları ve tanıdıkları için mutluluk ve sevgiye dönüştürmeyi başardığı da, dünyadan –dünya zamanına göre– erken ayrılışının geride bıraktığı büyük boşluktan anlaşılıyor. Dokunduğu her yerde –gerçekten her yerde– hissedilen “özen”i, mutlaka yıllarca aklımda kalacak diğer bir mesele. Herhangi bir şeyi, gerçekten o süre boyunca, orada ve olması gerektiği kadar olmadan gerçekleştirmediğine dair bilgiye yakın bir inancım var. Son olarak, bu güzel, umut ve ilham verici kompozisyonu mümkün kılan eylem, sergiden aklıma kaydolan son mesele, “beceri” ya da “biçimlendirme becerisi”. Burada biçimlendirilenin, bu açıdan çok sayıda güzel örneğini serginin her bir parçasında görmüş olsak da, her zaman somut yaratım ürünleri olmadığını söylemeliyim. Hatta anladığım kadarıyla, sevdiklerinin neşe ve mutluluk içinde yaşayacağı güzel mekânları, orada kullanacakları güzel objeleri tasarlarken becerisi esas olarak onların mutlu zamanlar geçirmesinin, neşeli hissetmesinin koşullarını oluşturmanın bir aracı olmuş.

Ersen Gürsel’in çektiği, üzerine kar yağmış mor dağların önünde, doğaya bakan, düşünceli bir Şandor Hadi fotoğrafı

Tahmin edilebilir sebeplerden uzun süredir hissetmediğim kadar büyük bir umudu, neşeyi, heyecanı, özeni ve imkânı bana hatırlatan değerli Macar Mimar Şandor Hadi’yi tanıdığım için çok mutluyum. Aynı dünyayı başka zamanlarda olsa da paylaştığımızı bilmek bana kendimi iyi hissettirdi. Elinin değdiği mekânlara biraz daha dikkatle ve özenle bakacağım. Daha çok insanın sözünü duyması, çizgisini görmesi, umudunu paylaşması, becerisini izlemesi eminim duyana, görene, paylaşana iyi gelecek. Tam da buna en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanda, yıkımın, ölümün ve tanımlanması güç kaybın ertesinde hissettirdiği tüm bu güzel ve devam etmek için yüreklendiren etkisi için, içtenlikle teşekkür ederim.

mimarlık, Şandor Hadi, sergi, Sevinç Hadi, Tuğçe Tezer