Bir Yol Arayışı
Finlandiya’daki Nuutajärvi köyü, birkaç yıl öncesine kadar ülkenin en eski cam fabrikasına ev sahipliği yapan, bugün ise bir cam üfleme okulunun ve uygulamaları cam etrafında şekillenen sanatçı ve tasarımcıların konumlandığı bir bölge. Nuutajärvi’ye yaptığım gezi sırasında katıldığım bir çalıştay, tasarım pratiğimi beklenmedik ve önemli bir biçimde etkiledi.
Bu çalıştay her katılımcının 45 dakikalık bir zaman aralığı boyunca iki cam üfleme ustasının yanında cam malzemesini keşfetmesine dayanıyordu. Katılımcılar olarak hiçbirimiz cam ve üretimi hakkında pek bir fikre sahip olmadığımızdan, önceden belirlediğimiz fikirleri üretime koymamız neredeyse imkânsızdı; zaten çalıştayın amacı da bu değildi. 45 dakikalık bu uzun gibi duyulan fakat son derece hızlı akan süre boyunca, birlikte çalıştığımız ustalara o anda aklımıza ne gelirse öneriyorduk, onlar da bizim fikirlerimizi üretime geçiriyordu.
Çalıştayı ilginç kılan şey, ustaların fikirlerimiz hakkında yorum yapmasına ya da bilinçdışı kararlarımıza müdahale etmesine izin verilmemesiydi. Bu bizim özgürce keşif yapmamızı sağlıyordu, belki de bizi hata yapma korkusundan kurtarıyordu. Birlikte çalıştığım ustalar Janne ve Manuel’den atölyede bulduğum perfore metal basamakların1 içerisinden cam üflemelerini istediğimde bana şüpheyle gülümsediler. Başarısız olacağını bildikleri bir süreci devam ettirmek onlar için son derece rahatsız edici olmalıydı. Öngördükleri gibi, sıcak cam, metal boşluklar arasına sıkışıp kaldı. Bilgili ve deneyimli ustaların zanaat uygulamalarında rutinlerinin dışına çıkmalarının kolay olmadığını tahmin edebiliyorum. Yine de, süreç ilerledikçe Janne ve Manuel’in de eğlenmeye başladığını görebiliyordum.
Tanımadığımız bir malzemeyle ve sınırlı bir zaman diliminde çalışmak bize esnek olmayı, ters giden durumlar karşısında süreci hızlıca yeniden planlamayı, anda düşünmeyi ve anda üretmeyi, doğaçlama yapmayı öğretti. Belki kafamızda kurgulayamayacağımız/kâğıda dökemeyeceğimiz nesneler ortaya çıkardı. Bunların farkına varmamla birlikte, ‘doğaçlama’yı bir tasarımcı olarak pratiğime nasıl dahil edebileceğimi hayal etmeye başladım. Çalıştayın sonunda ortaya çıkan onlarca cam nesne atölyede geri dönüştürüldü. Ancak ben bu deneyimin bana verdiği heyecanın hatırlatıcısı olarak bir nesneyi sakladım.
büyük boşluklu bir basamakla
üretime devam ettik.
Fotoğraflar: Riko Omata ve Nur Horsanalı, Nuutajärvi, Şubat 2018.
* * *
Doğaçlama, aslında tasarım eğitimim boyunca kademeli olarak geliştirdiğim bir ilgi. Tasarım ve doğaçlama arasındaki ilişki üzerine ilk düşüncelerimin “Halletmek” isimli araştırmamla şekillendiğini söyleyebilirim. İstanbul sokaklarında gündelik ihtiyaçlar karşısında anında ve spontane geliştirilen yanıtları incelediğim bu araştırmada beni heyecanlandıran şey, kişilerin sınırlı bir ortamda ve yerinde üretim yapabilme yeteneklerine dairdi. Doğaçlama konusuna hayranlığımı asıl derinleştiren ise konuyu yüksek lisans tezim kapsamında müzik ve sahne sanatları alanlarının bakış açısından incelemeye başlamam oldu. Sahne sanatları, doğaçlama üzerine birçok kuram ve uygulamaları olan, dolayısıyla bu konuyu anlamak için incelenebilecek en yetkin alandı.
Özellikle cazın doğaçlamaya dair öğretilerini incelemeye başladığımda, doğaçlamanın hazırlıksız erişilen büyülü bir ilham anının çok ötesinde bir üretim hâli olduğunu anladım. Ne kadar spontane gerçekleşiyormuş gibi gözükse de doğaçlama aslında anlaşılabilir, öğrenilebilir ve –bir dereceye kadar– tekrar edilebilir bir durum. Sanatçılar, doğaçlama sırasında hiçbir zaman hazırlıksız değil; bahsettiğimiz ‘büyülü an’a ulaşmaları bolca pratikle, onlara rehberlik eden belirli bir yapı ve birtakım teknikler çerçevesinde gerçekleşir. Sahne sanatçıları doğaçlama anında sıfırdan yeni bir şey üretmez. Doğaçlamanın öğretileri, hâlihazırda mevcut olan yapı, bilgi ve becerileri yeniden yapılandırarak özgün sonuçlara ulaşmakla ilgilidir. Sanatçıların sahnede yaptığı şey aslında kendilerine bilinçli olarak belirsiz ortamlar-anlar yaratıp, bilgi ve yeteneklerini yeni biçimlerde kullanarak uygulamalarına dair bir keşif yapmaktır.2
Doğaçlamayı öğrenilebilir bir olgu ve belirsizlikle başa çıkmak için bir araç olarak ele almak, kendi alanım olan tasarıma aktarılabilecek yanlarını görmemi sağladı. Tasarımcılar olarak belirli koşullar ve kullanımlara dair çözümler üretmekte becerikliyiz; ancak daha önce karşılaşmadığımız, olağandışı ve planları bozan durumlar karşısında ne yapacağımız konusunda da aynı oranda becerikli miyiz? Planlı yapılar, her ne kadar önceden tanımlanmış, en ufak ayrıntısına kadar düşünülmüş olursa olsun, zaman ve mekânla ilişkili olarak ortaya çıkan kesintilerle kolayca bozulabilir. Doğaçlama, temelde belirsiz ve beklenmedik durumlarla başa çıkmanın ve değişen koşullara uyum sağlamanın bir biçimidir.
Bu araştırmamın üzerinden geçen bir yılın ardından konuyu yeniden gözden geçirmemin sebebi, bugün içinde bulunduğumuz pandemi ile doğaçlama arasında bir ilişki kuruyor olmam. Olağandışı ve beklenmedik krizler –ve beraberinde getirdiği mekânsal ve maddesel kısıtlamalar– karşısında çaresiz kalışımız doğaçlamadan öğrenebileceklerimizin olduğunu gösteriyor. Pandemi hayli uç bir örneği olmasına karşın, öngörülemeyen durumlarla günlük hayatlarımızda ve yaratıcı süreçlerimizde her zaman karşı karşıyayız. Bilinmeyen ve yıkıcı gibi görünen durumlarla başa çıkmak için esnek olmayı ve değişen durumlara hızla uyum sağlayabilmeyi öğrenmeliyiz.
* * *
Peki, müzik ve sahne sanatları alanları yaratıcı süreçlerinde doğaçlamayı nasıl bir araç olarak kullanılıyor ve bu teknikler sahne bağlamı dışında ne ifade edebilir? Alessandro Bertinetto, doğaçlamanın nasıl işlediğini etraflıca özetliyor:
Doğaçlama, prosedürleri, gelenekleri, stilleri, türleri yeniden biçimlendirerek; yeni kurallar icat ederek ve bunlara uyarak; deneyerek, yanılarak ve başarılı olarak nasıl beklenmedik, değerli, tekrar edilemez ve örnek teşkil eden sonuçlara ulaşılabileceğini ve sanatsal yaratıcılığın gelişimini gösterir.3
Sinirbilimci ve müzisyen Charles Limb ise doğaçlamayı nörolojik açıdan inceliyor. Beynin müzikal doğaçlama sırasında nasıl çalıştığını araştırmak üzere fMRI cihazı altında kullanılabilecek özel bir klavye tasarlıyor. Profesyonel müzisyen olan deneklerin ezberlenmiş ve doğaçlama parçalar çalarlarken beyin aktivitelerindeki örüntüleri karşılaştırıyor.4 Sonuçlara göre, denekler doğaçlama yaparken beyinlerinde öz-yansıtma5 artarken, öz-izleme6 azalıyor. Bir başka ifadeyle, doğaçlama bir süreliğine zihni normatif beklentilerden ve hata yapma korkusundan arındırıyor; kişilerin kontrolü kısa bir süre için elden bırakarak kendilerini keşfedebilecekleri ve ifade edebilecekleri bir ortam sağlıyor. Bana kalırsa doğaçlama, kontrollü bir biçimde kontrolden çıkmayı öğrenmek demek. Nuutajärvi’de katıldığım çalıştayın doğaçlamanın bu temel unsurlarının birçoğunu barındırdığının ancak sonradan farkına varıyorum.
Tasarım alanı geleneksel olarak sonuç odaklıdır. Nihai amaç bir çözüm, ürün veya sistem geliştirmek; yaratıcı süreç ise neredeyse yalnızca sonuca ulaşmak için bir yol vaziyetindedir. Süreci sonucun önüne koymak doğaçlama yapmanın belki de birincil unsuru. Doğaçlamada –tasarımın tersine– süreç üründür. Doğaçlama, problem çözmekten ziyade problem bulmakla ilgilidir.7 Bir caz müzisyeni sahnede bir parçayı olduğu gibi çalmak yerine, kendine problemler ya da zorluklar yaratır. Örneğin, parçanın var olan öğelerini yeniden yapılandırır veya parçayı çalarken uymak üzere kurallar icat eder. Böyle bir yaklaşımda asıl amaç sürecin neler getirebileceğini araştırmaktır. Doğaçlama yapan sanatçılar eylemlerinin nasıl sonuçlanacağını bilmeden sürekli olarak keşfeder, olasılıkları deneyimlerler ve risk alırlar. Doğaçlama yapanlar risk alır, çünkü bilinmeyenden korkmazlar; hatta onları motive eden şey bilinmezliğin kendisidir.8
Uyum sağlayabilmek doğaçlamanın bir başka temel unsuru. Sanatçılar sahnede sürekli olarak kontrol edemedikleri ve anda yanıt vermeleri gereken durumsal, duygusal, çevresel faktörlere maruz kalır. Örneğin, doğaçlama tiyatroda sahnenin başlangıcında birçok şey belirsizdir; üretim için henüz bir plan veya çerçeve yoktur. Kısa bir süre sonra çevresel unsurların etkisiyle –dekor, ışık, diğer aktörler, izleyici gibi– keşfedilebilecek değişkenler ortaya çıkar. Bu gibi belirsiz bir ortamda üretebilmek için kişinin esnek olması ve değişen koşullara kolayca ayak uydurabilmesi gerekir.
Doğaçlama tiyatronun temel ilkesi olan “Evet, ve...” kuralı aslında doğaçlamacıların anda gelişen durumlara nasıl uyum sağlayıp yanıt verdiğini tarif ediyor. Bu prensip sahnede ortaya çıkan tüm fikirlere açık olunması gerektiğini anlatır; yani bir doğaçlamacı sahnenin ilerleyişine dair yeni bir yol açtığında, diğer doğaçlamacı bunu yargılamadan kabul eder. “Evet” diyerek ayak uydurur, “ve” diyerek bu fikrin üzerine koyar ve sahneyi geliştirir. Uyum sağlamak sahneyi sürekli olarak ileriye taşır.
Doğaçlama yapanlar olayları gerçekleştiği anda değerlendirir ve harekete geçerler. Devamlı olarak içinde bulundukları sürecin farkındadırlar; dinlerler, dikkat ederler, takip ederler ve hatırlarlar. Anda üretirken performanslarının önceki kısımlarını da dikkate alırlar; çünkü süreç içinde keşfedilmiş her olasılık performansın geri kalanında da işe yarayabilir. Bir başka deyişle, her doğaçlama anı aslında sanatçının bilgi birikimini artırır.
Böylesine dinamik bir üretim ortamında, elbette ters giden anlar olması kaçınılmaz. Kusurları ve hataları kucaklamak doğaçlamanın önemli bir öğretisi. Caz müzisyeni Miles Davis ünlü alıntısında “Hatalardan korkma, hiçbiri yok”9 der. Davis aslında şunu kasteder: Doğaçlama yapanların takip ettiği kesin bir plan olmadığı için ortada ihlal edecekleri ya da hata olarak değerlendirilecek bir durum yoktur. Kısaca, hatalar biz onları öyle algılamadığımız ve adlandırmadığımız sürece mevcut değiller. Bir şeyin hata olarak algılanması öğrenilmiş normlardan ileri gelir. Bir caz müzisyeninin doğaçlama yoluyla yaptığı şey bu normlara meydan okumaktır. Doğaçlama, birine normatif beklentilerin, kuralların, rutinlerin ötesine geçmeyi, kusur ve hatalardaki cazibeyi görmeyi öğretir.10
Doğaçlama sanatçıları hata yapmamaya çabalamak yerine, hataları nasıl lehlerine çevireceklerine odaklanır. Miles Davis’in bir başka alıntısı caz müzisyenlerinin hatalara nasıl yaklaştığını izah ediyor: “Yanlış olan nota çaldığınız nota değil, onu doğru ya da yanlış yapan, devamında çaldığınız nota.”11 Yani, sanatçı performansının kalitesine zarar verebilecek gibi görünen kazalardaki potansiyelleri fark ettiği, onları şanslı durumlar olarak kabul ettiği ve üretimine dahil ettiği sürece hata yapmış olmayacaktır. Aksine, hatalar olumlu keşiflere, ‘mutlu kaza’lara dönüşecektir. Sanatçının doğal bir yoldan yeni fikirler, biçimler ve ifadeler geliştirmesine yardımcı olacaktır. Bu öğreti doğaçlamanın ‘büyülü bir an’ olmadığını; hazırlık, farkındalık ve bilginin dengesine dayandığını kanıtlar nitelikte.
Ne var ki, mutlu kazaların tamamen doğal ve beklenmedik bir biçimde gerçekleşmesi gerekmez. Doğaçlama, sanatçıya gönüllü olarak hata yapmayı da öğretir. Sanatçı bazen konfor alanının sınırları dışına çıkar ve kendini kasıtlı olarak riskli durumlara maruz bırakır ki şanslı kaza olasılıkları artsın. Örneğin, enstrümanını olağandışı biçimlerde çalar ya da alışkanlıklarını kırmak adına bilinçli olarak hatalı notalar çalar.12 Beklenmedik hataların sanatsal ilham kaynaklarına dönüşebileceğini kabul edersek, gönüllü olarak hata yapmayı öğrenmenin yaratıcı süreçler için nasıl dönüştürücü olabileceğini hayal edebiliriz.
Özetlemek gerekirse, müzik ve sahne sanatları alanlarının bakış açısından doğaçlama, rutinlerin ve normlarının nasıl üretimle sorgulanabileceğini; nasıl olayların gerçekleştiği anda değerlendirilip, kararların anda alınabileceğini; öngörülemeyen durumlara ya da değişen koşullara nasıl hızla uyum sağlanabileceğini maharetle örnekler. Tüm bu becerilerin bir tasarımcı için değerli olabileceğini epeydir düşünüyorum; ancak beklenmedik bir pandemi ve kriz hâli üzerine fark ediyorum ki bunlar aslında herkes için anlamlı öğretiler.13
1. Bu basamaklar normal şartlarda ustaların uzun borulardan cam üflerken üzerine çıkmaları için kullanılıyor.
2. Paul Berliner, Thinking in Jazz: The Infinite Art of Improvisation, 1994; Keith Sawyer, “Improvisation”, Encyclopedia of Creativity (ed. M. Runco ve S. Pritzker) içinde, 2011; Alessandro Bertinetto, “Improvisation and Artistic Creativity”, Proceedings of the European Society for Aesthetics 3, 2011.
3. “Improvisation shows how artistic creativity unfolds by shaping and reshaping procedures, traditions, styles, genres; by following and inventing rules of acting; by failing and succeeding; by accomplishing fairly—if it succeeds—something unexpected, valuable, unrepeatable, and exemplary.” Alessandro Bertinetto, “Performing the Unexpected Improvisation and Artistic Creativity”, Revista International de Filosofia 57, 2012, s. 135.
4. Charles Limb, “Your brain on improv” (Konuşma), 2010.
5. Self-reflection: Kişinin kendi düşüncelerini ve davranışlarını izleyerek niteliklerini keşfetmesi.
6. Self-monitoring: Kişinin kendi davranışlarını izleyerek kontrol etmeye, hatalarını düzeltmeye çalışması.
7. Keith Sawyer, “Improvisation and the Creative Process: Dewey, Collingwood, and the Aesthetics of Spontaneity”, The Journal of Aesthetics and Art Criticism, 58 (2), 2000.
8. V.P. Prabhu, “Risk-Taking”, Encyclopedia of Creativity (ed. M. Runco ve S. Pritzker) içinde, 2011.
9. “Do not fear mistakes—there are none.”
10. Alessandro Bertinetto, “Do not fear mistakes—there are none: The Mistake as Surprising Experience of Creativity in Jazz”, Education as Jazz: Interdisciplinary Sketches on a New Metaphor (ed. M. Santi ve E. Zorzi) içinde, 2016.
11. “It’s not the note you play that’s the wrong note—it’s the note you play afterwards that makes it right or wrong.”
12. Alessandro Bertinetto, “On Artistic Luck”, Proceedings of the European Society for Aesthetics 5, 2013.
13. Kathleen Coessens’in ilginç makalesi, beklenmedik durumları tanrıların, kahramanların ve insanların gözünden inceliyor. “Humans, Heroes, and Artists: (Re)Creating the Unexpected Situation”, Critical Studies in Improvisation, 8 (2), 2012.