Arap Harfli Tipografi Üzerine Yeni Bir Kitap

Geçtiğimiz ekim ayında iki yıllık çalışmanın sonucunda Arabic Typography: History and Practice [Arap Harfli Tipografi: Tarihi ve Uygulamaları] adlı kitap İsviçre menşeli Niggli yayınevinden İngilizce olarak yayımlandı. Bölüm yazarlarından biri olduğum kitabın oluşum sürecini en başından sonuna kadar deneyimleme fırsatım oldu. Bu metinle birlikte kitabın içeriğini ve amacını ilk defa Manifold’da paylaşacağım.

Titus Nemeth ve Robert Bringhurst, Emanuela Conidi, Borna Izadpanah,
Gerry Leonidas, Onur Yazıcıgil;
Arabic Typography: History and Practice; Niggli, 2022

Arapça tipografi dendiğinde akla ilk gelenin Arapça tasarlanmış bir kitap, afiş ya da tabela olduğu muhtemeldir. Bu sebeple Arap yazı sisteminin tek bir dilin tipografik uygulamalarında kullanıldığı algısıyla sık sık karşılaşırız. Konuya biraz daha yakından bakıldığında Arap yazı sisteminin tek bir dilin ötesinde –Kuzey Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya uzanan– çeşitli coğrafya ve dillerin görsel temsilinde bin yılı aşkın bir süredir kullanıldığı görülür. Bu dillerin başında gelen Arapça, Farsça, Urduca, Malayca, Tacikçe ve Kürtçe gibi yaklaşık yüz dilin yazılı sistemi olarak günümüzde halen kullanılmaktadır. Osmanlı Türkçesinin de yaklaşık sekiz yüz yılı aşkın yazılı sistemini oluşturmuş olması Türkçe tipografiyle yakından ilgilenenler için ayrıca önem arz etmektedir.1 Bu yüzden Arap yazı sisteminin Arapçanın çok ötesinde farklı diller için de kullandığını vurgulamak amacıyla Arabic typography terimini “Arapça tipografi” yerine “Arap harfli tipografi” olarak çevirdim. 

Kitabın tohumları 2020 yılında Titus Nemeth’in Marie Skłodowska-Curie bursuyla Reading Üniversitesi’nde doktora sonrası yaptığı çalışmayla atıldı. Ardından Nemeth editörlüğünü, bölüm yazarlığını ve tasarımını üstlendiği bu kitap projesine, Arap harfli tipografi tarihi üzerine doktora çalışmalarını yeni tamamlamış Emanuela Conidi’yi, Borna Izadpanah’ı ve beni davet ederek devam etti. Kitabın tarihyazımındaki çerçevesinin belirlenmesi ve giriş metninin yazılması için Reading Üniversitesi profesörü Gerry Leonidas davet edildi. Leonidas aynı zamanda Reading Üniversitesi’nde Conidi’nin, Izadpanah’ın ve Nemeth’in doktora tezlerinin danışmanlığını yaparak onların bu sahaya olan katkılarına yakından tanıklık etmişti. Ben de aynı yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nde doktora çalışmamı tamamlayıp bu ekibe katıldım.2 Son olarak önsöz yazımı için davet edilen Robert Bringhurst ile kitaba katkıda bulunanların listesi tamamlandı.

Adından da anlaşılacağı üzere kitap ana hatlarıyla iki bölümden oluşuyor; konunun tarihsel gelişimi ve sayısal ortamdaki güncel pratiğini kapsıyor. Tarihsel gelişimin işlendiği bölümler metnin yaklaşık dörtte üçünü oluşturarak güncel pratiğin uygulamasında tarihsel gelişimin önemine işaret ediyor. Kitabın muadillerinden en önemli farkı, dört kısımdan oluşan tarihsel gelişim bölümünün ansiklopedik bilgiler içermeyip konular hakkında özgün ve bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkan yeni bilgiler sunuyor olması.3 Bu bilgiler cömert ebatlarda yüksek çözünürlükte basılmış görsel örnekler eşliğinde sunularak daha ayrıntılı bir paleografik inceleme yapma fırsatı sunuyor. İlk etapta bu kitap konunun uzmanları için hazırlanmış gibi görünse de esasında başlangıç seviyesindeki okurların Arap harfli tipografi pratiği için gerekli sağlam temelleri kurabilmesi için hazırlandı. Bir diğer amaç, tarihyazımının çerçevesini yeniden düşündürecek yeni bilgileri paylaşarak matbaa ve tipografi kültürü üzerine çalışma yapan uzmanların çalışmalarına katkıda bulunmak. Böylelikle genel ve uzman okur kitlesi için kurgulanmış bir yaklaşım hedeflendi. Bir sonraki kısımda bölümleri özelinde kısa bir inceleme yaparak kitabın içeriğine mercek tutmaya çalışacağım.

Kitap, Titus Nemeth’in teşekkürlerini sunduğu kısa bir metinle başladıktan sonra Robert Bringhurst’un önsözüyle devam ediyor. Daha çok The Elements of Typographic Style ile bilinen Bringhurst, Latin harflerinin dışında birçok farklı yazı sistemi ve onların tipografik çıktılarının kültürel etütlerini yaptı. Hatta yazı ve tipografi sistemiyle temsil edilmeyen bazı sözlü kültürlerin –özellikle Kuzeybatı Amerika yerlilerinin– şiirlerini ve dillerini incelemiş çok yönlü bir araştırmacı, yazar, şair ve tasarımcı.4 Bu özelliği göz önünde bulundurularak davet edilen Bringhurst, kitabın içeriğini ve amacını epey olumlu bulduktan sonra dört sayfadan oluşan bir önsözle metne katkıda bulundu. Bringhurst metninde, Arap harfli yazılı ve matbu kültürlerin tek bir dil, din ve coğrafyanın tekelinde olmadığını, farklı bölgelerde farklı kültürlerin etkisiyle oluşmuş çeşitli Arap harfli tipografik tatların varlığını vurguluyor. Bu zenginliğin konunun uzmanları tarafından derinlemesine yapılan araştırmalarla ilk kez bu kitapta toplandığının altını çiziyor.

Araştırmaya Dayalı Uygulamanın Yeniden Çerçevelendirilmesi
Gerry Leonidas

Bringhurst’ün önsözünü, Gerry Leonidas’ın “Araştırmaya Dayalı Uygulamanın Yeniden Çerçevelendirilmesi” başlıklı giriş bölümü takip ediyor. Bu metinde Leonidas tipografi uygulamalarının mesleki bilgi aktarımının Avrupa’nın tekelindeki model ve mekanizmalarına değinerek başlıyor. Endüstri devrimi öncesinde başlayan sistematik olmayan bu mesleki bilgi aktarımının bir grup zanaatkârın atölyelerinde usta-çırak ilişkisiyle gerçekleştiğini belirtiyor. Bu atölyelerin birçoğunun ticari sürekliliğinin düzensiz olduğunu ve Plantin Moretus ve Imprimerie Royale gibi hurufat dökümhaneleri dışında tipografik bilgi aktarımını devam ettiremediklerini açıklıyor. Buradan yola çıkarak, endüstri devrimi öncesinde mesleki bilgilendirme kılavuzu niteliğinde yayımlanmış üç kanonik kitaba değiniyor: Joseph Moxon’un Mechanical Exercises (1683) [Mekanik Egzersizler], Pierre-Simon Fournier’in Manuel Typographique (1764) [Tipografi Kılavuzu] ve John Johnson’ın Typographia (1824) [Tipografya] adlı kitapları. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın Doğu dillerine ve kültürlerine olan ilgisinin artmasıyla yayımlanan Arapça, Farsça ve Türkçe kitaplarla birlikte Arap harfli hurufat üretiminin çeşitli Avrupa kentlerinin dökümhanelerinin kataloglarında belirdiğini yazıyor. Ancak bu hurufat kataloglarında sergilenen Arap harfli fontların kökeni, kullanımı ve üretimi hakkında bilgilerin oldukça yüzeysel ve ticari kaygı güden bir minvalde oluşturulduğuna değiniyor. Örneğin bahsi geçen üç kanonik kitapta da layık olduğu içeriğe yer verilmediğinin altını çizerek, bunun araştırmacıları harekete geçirecek bir tutarsızlık olduğunu vurguluyor. Buradan yola çıkarak kolonyal Batı dünyasının tahakküm kurduğu tipografi tarihyazımının kırılarak daha şeffaf ve kapsayıcı bir anlayışla konunun bilimsel olarak araştırılması gerektiğine değiniyor. Devamında, bu kitap projesiyle birlikte Avrupa dışında İstanbul, Kahire, Tahran, Tebriz ve İsfahan’da oluşturulmuş özgün Arap harfli fontların pratiğe dayalı araştırma metotlarıyla gün yüzüne çıkarıldığını belirtiyor. Diğer bir deyişle, bu çalışmayı tipografik bilim için bir paradigma değişikliği olarak tanımlıyor ve burada kullanılan metotların yalnızca Arap yazı sistemi için değil herhangi bir yazı sisteminin matbu çıktılarında da kullanılabileceğini hatırlatarak metnini sonlandırıyor.

Arap Harfli Metal Hurufat Çalışmalarına Bir Yaklaşım
Emanuela Conidi

Hayli kuramsal çerçevelerin tartışıldığı giriş bölümünün ardından kitabın tarihsel araştırmaları başlıyor. İlk etapta Emanuela Conidi’nin “Arap Harfli Metal Hurufat Çalışmalarına Bir Yaklaşım” adlı bölümü yer alıyor. Burada Conidi, Arap yazısının çeşitli dönemlerde çeşitli teknolojik ortamlara adaptasyonunda harf biçimlerinin uğradığı evrimin izini sürmekte. Arap yazı sistemiyle oluşturulmuş elyazması eserlerin matbu eserlerle tutarsızlığını inceleyebilecek metotlar üzerine yoğunlaşıyor. Conidi, sıraladığı çeşitli kriterlerle matbu eserlerin sistematik bir şekilde değerlendirilebileceğini yazıyor. Başta nesih hat çeşidinin elyazması örneklerinde uygulanan hat kaidelerini inceliyor. Ardından matbaacılık tarihindeki ilk Arap harfli tipografik uygulamaları kronolojik ve analitik biçimde ele alıyor. İşe Gregori De Gregori ve Alessandro Paganini’nin 16. yüzyıldaki öncül uygulamalarını yakından inceleyerek başlıyor. Sonrasında Rönesans döneminin meşhur hakkak ve hurufat dökümcüsü Robert Granjon’un 1580’lerde ürettiği çeşitli nesih yazı karakterlerinin mikro ölçekteki görsel formlarının eleştirel değerlendirmesini yapıyor. Arap yazısının muttasıl (bitişerek) yazılan sisteminin tipografik teknolojiye nasıl uyarlandığını analiz ediyor. Böylelikle günümüz teknolojilerinin ödünç aldığı bir dizi paradigmayı yine günümüz bağlamında tartışıyor. Ardından sıraladığı inceleme kriterlerini Avrupa dışında İstanbul ve Kahire’de üretilmiş birer döküm hurufat üzerinde uygulayarak, önerdiği metodolojinin sağlamasını yapıyor.

Kaçar Dönemi İran’ında Hareketli Hurufatla Yapılmış Farsça ve Arapça Matbaacılık Faaliyetleri (1818–1900)
Borna Izadpanah

Geoffrey Roper gibi bibliyograf ve matbaacılık tarihçilerinin özellikle Avrupa ve Ortadoğu’da başlayan ilk Arap harfli matbaacılık faaliyetlerini incelediği bilinir.5 Ancak konu Arap harfli hurufat üretiminin İran’daki yansımalarına gelince büyük bir boşlukla karşılaşırız. İşte bu boşluk ilk defa Borna Izadpanah’ın İran’ın Kaçar hükümdarlığı dönemindeki özgün tipografi faaliyetlerini gün yüzüne çıkarmasıyla doldurulmuştur. Nesta‘lik hat kültürüyle bilinen İran coğrafyasında nesih stilinde üretilmiş özgün fontların tipografi tarihyazımında tümüyle ihmal edildiği anlaşılıyor. Bringhurst’ün önsözde de değindiği üzere, aynı hat stilleri, çeşitli coğrafyalarda farklı görsel tavırlarla tipografiye uyarlanmıştır. Bunun en güzel örneği, Osmanlı hat sanatında sıkça tercih edilen nesih hattının İran’da kendine has üslubuyla örnekler vermiş olması. Öyle ki İran usulü nesih stili sadece hat sanatında değil, 1818’de İran’da hareketli hurufatla basılmış ilk matbu eserin yazı karakterinin görsel stilinde de tercih edilmiştir. Bunun yanında, Müslüman bir ülkede tipografik olarak6 basılmış ilk Kuran’ın 1827’de Tahran’da yine nesih stilinde üretilmiş bir fontla hazırlandığı görülür. Izadpanah metnini, Kaçar İran’ında üretilmiş toplam dokuz özgün nesih yazı karakterini sırasıyla 1818’te Tebriz’de, 1824’te Tahran’da, 1830’da İsfahan’da ve 1834’te Hemedan’da basılmış görsel örnekleriyle listeleyerek sonlandırıyor.

Osmanlı Nesih Hurufatının Soyağacı (1729–1928)
Onur Yazıcıgil

Latin harfli yazı karakterleri tasarlamanın yanı sıra bir süredir Osmanlı matbaacılığında kullanılmış Arap harfli yazı karakterlerini araştırıyorum. Bu bölüm Osmanlı matbaalarında ilk Arap harfli hurufatın kullanılmasından 1928 harf inkılabına kadar geçen iki yüz yıllık süre zarfında tespit edebildiğim dokuz özgün nesih yazı karakterinin görsel ve tarihsel değerlendirmesini sunuyor. İlk iki kısımda Osmanlı tipografi araştırmalarının görsel zeminini oluşturan Osmanlı hat sanatının kaidelerini inceliyorum.7 Ardından Müteferrika matbaası, Mühendishane matbaası ve 19. yüzyılın ortalarından sonra ortaya çıkan çeşitli özel matbaa ve hurufat dökümhanelerinin ürettiği özgün nesih yazı karakterleri ve hurufat yapımcıları geliyor. Metin, doktora tezimden sonra keşfettiğim yeni bulgular içerisinde yer alan Harutyun Araboğlu ve Mehmed Emin Efendi adlı sırasıyla on ve sekiz punto nesih yazı karakterlerinin yapımcıları hakkındaki epey önemli bilgileri de kapsıyor.8 Yine tezimden sonra elde ettiğim bulgular arasında olan, İstanbul’da üretilmiş nesih yazı karakterlerinin –belge ve görsel tetkikler eşliğinde– Avrupa ve Ortadoğu’daki çeşitli yayın merkezlerine nasıl ihraç edildiğini ve diğer devletlerin tipografi kültürlerine nasıl etkileri olduğunu tartışıyorum. Son olarak bir veri görselleştirmesiyle Osmanlı’da üretilmiş tüm nesih yazı karakterlerinin soyağacı ilişkisini sunarak bölümü tamamlıyorum.

Arap Aydınlanmasının (Nahda) Tipografisi
Titus Nemeth

Kitabın son tarihsel bölümünde 19. yüzyıl Ortadoğu’sundaki Arap aydınlanma (Nahda) hareketinin kültürel ve edebi uyanışında metinsel içeriğin yanında tipografik çıktıların önemi irdeleniyor. Nahda hareketinin tarihyazımındaki yerinin daha çok edebi yayınların kültürel etkileri üzerine olduğu ve bu yayınların materyal niteliklerinin incelenmediği belirtiliyor. Buradan hareketle Nemeth, Beyrut ve Kahire’de yayımlanmış kitapların nesnel ve tipografik analizleri yapılarak Nahda araştırmalarına yeni bir bakış açısı sunuluyor. Yazar bu incelemeye İstanbul’da basılmış kitapların da bir kısmını dahil ederek tarihyazımında kavramsal tartışmaya yol açabilecek bir yelpaze öneriyor.9 Mühendishane matbaasında kullanılan, Boğos Araboğlu tarafından üretilen yaklaşık 16 puntoluk nesih yazı karakterinin görsel özelliklerinin “ideal” okuma için ilk adımı temsil ettiğine ilişkin bir dizi analitik inceleme yapıyor. Ardından, Kahire’deki Bulak matbaasının tipografik paleti için kullanılan hurufatın da yine Araboğlu’nun hakk ettiği bu “ideal” modelin –bire bir olmasa da– bir kopyası olduğunu belirtiyor. Bunun basit bir kopyalama eylemi olmadığını ve Nahda tipografisinin gelişimi için farklı anlamlar ifade edecek gelişmeler olduğunu yazıyor. Bunu takiben, Amerikan misyoner faaliyetleri için Beyrut’ta kurulan matbaaların kitaplarını inceleyerek tipografik çıktılarının Nahda uyanışındaki konumunu tartışıyor. Özellikle Ahmed Faris Efendi ve Süleyman el-Büstani gibi yayıncıların bastığı kitapların Nahda tipografisinin gelişimindeki kilit rollerine değinerek yazısını sonlandırıyor.

Arap Harfli Tipografinin Temelleri ve Güncel Uygulamaları
Titus Nemeth

Kitabın ikinci bölümü sayısal ortamda uygulanan tipografi pratiğini kapsıyor. Nemeth bu bölümün ortaya çıkışındaki itici gücü şu sözlerle ifade ediyor: “Arap harfli tipografiyi yirmi yılı aşkın, öğrenen, çalışan, öğreten ve kafa yoran biri olarak bu alanda İngilizce yayınlanmış ve tipografi tasarımcılarına kılavuzluk edebilecek bir kitabın olmaması –ve bunun dünyanın en çok kullanılan üçüncü yazı sistemi olması– beni hayrete düşürmüştür.” Bu kısım ilk etapta Arap harflerinin ismi, unicode değerleri ve konumlarına göre değişiklik gösteren şekillerinin sunulduğu tabloyla başlıyor. Ardından hattat Mohamed Zakariya tarafından yazılmış, İslam hat sanatında bulunan on üç hat çeşidinin incelemesi yer alıyor. Böylelikle farklı hat çeşitlerini baz alarak oluşturulmuş farklı yazı karakterlerinin kendine has tipografik parametreler eşliğinde incelenmesi gerektiği vurgulanıyor. Kitabın özellikle bu kısmı Latin harfli tipografi kaynaklarında standart görülen Jost Hochuli’nin Das Detail in der Typografie [Tipografideki Detaylar] adlı kitabının metodolojisinden esinlenerek kurgulanmış. Hochuli’nin kitabından yapılan “Formel elemanlar kişisel tercihlerle pek alakalı değildir” alıntısı Nemeth’in duruşunu destekler nitelikte: “Doğru” ya da tercih edilen tipografik yaklaşımların empoze edilmesinden ziyade, türlü birleşenlerden oluşan mikro tipografik parametreleri inceleyerek çeşitli tipografik senaryolarda onlara hâkim bir şekilde kullanılmasına ışık tutmak. Diğer bir deyişle, kuralcı bir reçete sunumundan kaçınan Nemeth, Arap harfli tipografi pratiğinin tarihsel örneklerde de görüldüğü üzere bir dizi formel birleşenlerden oluştuğunu belirtiyor. Nemeth, izlediği Hochuli metoduyla, en küçük yapı taşını oluşturan harflerden onları bir araya getiren kelimelere, oradan satırlara ve son olarak paragrafların oluşturduğu leke değerlerine mikro düzeyde bir inceleme sunuyor.

Kitabın Tasarımına Dair

Kitabın tasarımı da onu ilk kurgulayan Nemeth tarafından yapıldı. Özellikle tipografi tarihi ve pratiğiyle ilgili böyle bir kitabın tasarımı da ister istemez okurları tarafından ayrı bir unsur olarak değerlendirilecektir. Kitabı elime ilk aldığımda, Bringhurstvari bir edayla tasarlandığı hissine kapıldım. Bunun başlıca sebebi mizanpaj tasarımında akan metin ile dipnotlar arasında kurulan ilişkinin doğurduğu kesintisiz okuma deneyimi. Kitabın dilinin İngilizce olmasından ötürü başlık ve akan metinlerde Jeremy Tankard’ın Kingfisher yazı karakteri, alt başlık, resim altı yazı ve dipnotlarında ise Nemeth’in Lammerhuber yazı karakteri kullanılıyor. Sayısal tipografi pratiğinin işlendiği bölümde ise on beş farklı Arap harfli yazı karakteri kullanılıyor.10 Kingfisher ve Lammerhuber ailelerinin seçiminde estetik kaygının yanı sıra Library of Congress’in (LoC) [ABD Kongre Kütüphanesi] transliterasyon alfabesini oluşturan unicode yelpazesini destekliyor olması var. Günümüz yazı karakterlerinin çok büyük bir kısmı bu transliterasyon alfabelerini standart karakter setlerine iliştirmemekte. Esasında, seçilen bu iki yazı karakterinin de standart karakter setlerinde bulunmayan transliterasyon karakterleri, Tankard ve Nemeth tarafından bu kitap için özel olarak eklendi. Hatta öyle ki LoC Osmanlı transliterasyonu için gerekli altı çizgili s karakteri, unicode yelpazesinde karşılığı olmamasına rağmen ek olarak tasarımcılar tarafından font dosyalarına gömüldü. Böylelikle Arap harfli bir sözcüğün Latin harfleriyle karşılığı temsil edilebildi.

Kitabın kapağında İstanbul’da Arap harfli hurufat üretmiş Ermeni hakkak Hovhannes Mühendisyan’ın nesta‘lik harflerden oyduğu mukaddeme [girizgâh] klişesinin baskısı yer alıyor. Bu klişenin kullanılmasının alt metninde bu kitap çalışmasının Arap harfli tipografi tarihi ve pratiği gibi muazzam geniş bir konuya bir giriş olduğu vurgulanmakta. Kitabın iç kapağında yine Mühendisyan’ın hurufatına ait dekoratif parantezin sayısal ortamda çizilmiş şeklinin motif olarak kullanılmasını ayrıca anlamlı bir tasarım kararı olarak değerlendiriyorum.

Başlangıcın Sonucu

Kolektif bir çalışmanın ürünü olan bu kitabın Arap harfli tipografi tarihini ve güncel pratiğini tümüyle kapsadığını söylemek mümkün değil. Kuzey Afrika’da Mağrip stilinde yapılmış hurufattan Azerbaycan ve Tataristan’da üretilmiş Arap harfli yazı karakterleriyle tasarlanmış tipografik efemeraya kadar etraflıca incelemesi henüz yapılmamış onlarca konu, araştırılmayı bekliyor. Dolayısıyla kapakta kullanılan mukaddeme klişesinin temsil ettiği gibi bu kitap, güncel tipografi pratiğinin birincil kaynakların sorgulayıcı ve eleştirel bir yaklaşımla incelenmesinden beslenerek değerlendirilmesine başlangıç niteliğinde bir öneridir.

{fotoğraflar: Onur Yazıcıgil)

1. Türkçenin Arap yazı sisteminin dışında Yunan ve Ermeni alfabeleriyle de uygulandığı özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. ve 19. yüzyıllarında görülmektedir. Bu da tipografi tarihine Türkçe özelinde yaklaşıldığında ne kadar zengin bir araştırma alanı olduğunu gösterir. Yunan harfli Türkçe yazı sistemi (Karamanlıca) için bkz. S. Irakleous, “On the Development of Karamanlidika Writing Systems Based on Sources of the Period 1764–1895”, Mediterranean Language Review 20 (2013): 57–95. Ermeni harfli Türkçe yazı sistemi için bkz. D.M. Bedross, “The Development of Armeno-Turkish (Hayatar T‘rk‘erēn) in the 19th Century Ottoman Empire”, Intellectual History of the Islamicate World 8/1 (2020): 67–100.

2. Doktora tezimin başlığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Nesih Hattının Tipografik Evrimi (1729–1928). Eş danışmanlarım Prof. Dr. Ayşegül İzer ve Doç. Dr. Sevim Yılmaz Önder’e tez çalışmamın her evresinde gösterdikleri destekten ötürü hassaten müteşekkirim.

3. Huda Abi Fares’in Saqi yayınevinden 2001’de yayımladığı ve daha sonra Khatt yayınevinden 2021’de revize edilerek yeniden yayımlanan Arabic Typography, a revised and concise sourcebook [Arap Harfli Tipografi, Gözden Geçirilmiş Özlü Kaynak] adlı kitabı bu alanda yayımlanmış ilk toplu çalışma olarak karşımıza çıkar. Abi Fares kitabını Batı’nın tipografik tarihyazımı perspektifinden ve kaynaklarından derlediği görülüyor. Diğer bir deyişle, tarihsel bilgilerin incelemesinde kullanılan birincil kaynakların sorgulayıcı ve eleştirel bir şekilde irdelenmediği görülmektedir. Arap harfli döküm hurufat tarihi kapsül bilgiler şeklinde sunulmuş, Osmanlı ve İran devletlerinde üretilmiş özgün ve zengin hurufat kültürüne neredeyse hiç değinilmemiştir. Bu sebeple Arap harfli tipografi tarihine –çeşitli coğrafya ve dillerin tipografik çıktıları özelinde– layık olduğu bilimsel değerlendirmeleri içermediğini söylemek mümkün.

4. Bringhurst’ün özellikle Kuzey Amerika yerlilerinin sözlü kültürleri üzerine yaptığı iki önemli çalışma için bkz. A Story as Sharp as a Knife: The Classical Haida Mythtellers and Their World ve The Tree of Meaning: Language, Mind and Ecology.

5. Roper’ın bu alanda hem editörlüğünü hem de bölüm yazarlığını yaptığı kaynak için bkz. Middle Eastern Languages and the Print Revolution, WVA-Verlag Skulima, Westhofen, 2002.

6. Izadpanah aynı zamanda litografi (taşbaskı) tekniğinin hemen icadından sonra bu teknikle basılmış ilk Kur’an’ın da yine İran’da 1834’te Tebriz’de yapıldığını açıklar.

7. Bu metodun önemini Osmanlı hurufat incelemeleri konusunda bana yıllarca mentorluk yapmış Thomas Milo’ya borçluyum.

8. Sekiz punto nesih hurufatının yapımcısı Mehmed Emin Efendi özelinde yaptığım müstakil araştırma için bkz. O.F. Yazıcıgil, “Osmanlı Matbuatının Sekiz Punto Nesih Yazı Karakteri ve Türk Hurufat Yapımcısı Mehmed Emin Efendi”, Sanat Tarihi Yıllığı 31 (Haziran 2022): 567-602, doi:10.26650/sty.2022.1066671

9. Nahda araştırmaları Levant bölgesinde (Akdeniz’in doğu sahilleri boyunca) özellikle Arapça yayımlanmış edebi eserleri kapsamaktadır. Nemeth ise tipografi merceğinden incelendiğinde 19. yüzyıl İstanbul’unda yayımlanan Türkçe ağırlıklı edebi eserlerin tipografik konfigürasyonlarının da Nahda uyanışının bir parçası olarak görülebileceğini öne sürer.

10. Tasmeem Naskh: Thomas Milo, Nassim: Titus Nemeth, Adobe Arabic: Tim Holloway, Adobe Naskh: Muhammad Zuhair Ruhani Bazi, Myriad Arabic: Carol Twombly ve Robert Slimbach, Badr: Osman Hussein, Bustani: Patrick Giasson ve Kamal Mansour, Jalal: Margaret Tan, Karim: Tim Holloway, Mitra: Tim Holloway, Nazanin: Hossein Abdollahzadeh Haghighi, LL Akkurat Arabic: Titus Nemeth, Amiri: Khaled Hosny, Noto Sans Arabic: Nadine Chahine, Gulzar: Borna Izadpanah ve Alice Savoie.

Arabic Typography, font, kitap, Onur Yazıcıgil, tarihyazımı, tipografi, Titus Nemeth