Binalar Arası Oyun

Çocukluğumu geçirdiğim, bildiğim bütün oyunları oynadığım ve yeni oyunlar keşfettiğim kendi oyun alanımı Aldo van Eyck’ın çalışma ve düşüncelerinin hatırlatmasıyla geriye dönüp incelemek istedim. O zamanlar sormadığım birçok soru zihnimde belirdi: Oyun alanım neresiydi? Oynadığım yer mi oyun alanımdı? Hangi oyunları oynardık? En önemlisi, oyun alanını “oyun alanı” olarak bize tanımlayan neydi ve kimdi?

Hollandalı mimar Aldo van Eyck (1918-1999), İkinci Dünya Savaşı sonrası terk edilen, harap olan Hollanda kentlerinde her çocuğun ulaşabileceği, hayal gücünü harekete geçiren elemanların bulunduğu oyun alanları tasarlamıştır. Bu alanlar bulunduğu yere özgü olarak farklı ve basit oyun elemanlarına sahipti.1 İşlevi olmayan alanlarda, bina aralarında ve harap olmuş yapıların yerine tasarladığı 700’e yakın oyun alanının ilki, konut bloklarının arasında yer alan Bertelmanplein’dir. Bertelmanplein bir park değil tanımsız bir alan, bir boşluktur. Aldo van Eyck için “ara”da bir yerdir.2

Bertelmanplein oyun alanı,
kaynak:
Gemeente Amsterdam Stadsarchief

Oyun alanımı hiçbir şey anlatmadan sadece bu kavramla özetleyebilirim diye düşündüm. Benim oyun alanım, biri bizim yaşadığımız diğeri oyun arkadaşlarımızdan bazılarının yaşadığı iki bina arasındaydı. Bertelmanplein için kullanılan bu “ara” kavramını gördüğüm bir diğer alan van Eyck’ın Amsterdam’daki oyun alanıydı. Orayı görünce kendimi kendi oyun alanıma bakıyor gibi hissettim. Oyun alanı gerçekten aradaydı ve oyun binalar arasındaydı.

Amsterdam oyun alanı,
kaynak:
Gemeente Amsterdam Stadsarchief
Benim oyun alanım,
fotoğraf: Hilye Melis Erdoğan,
İstanbul, 2021

Çoğu evin bitişik nizamda yapıldığı mahallemizde neden iki bina arasında böyle bir alan vardı ve ne için kullanılıyordu bilmiyordum; çocukken de bunu hiç sorgulamadım. Sorgulamam gerekmemişti çünkü benim için tanımlı bir alandı, oyun alanımdı. İnişlere, çıkışlara, tırmanmalara, atlamalara, koşmalara, zıplamalara, dinlenmelere izin verilen oyun alanı… Bir çocuğun gerçekleştirdiği bütün eylemleri gerçekleştirebiliyordum.

“Sonsuz oyun”3 imkânı sağlayan van Eyck’ın oyun alanlarında, günümüzün parklarında alışık olduğumuz gibi çocuklara ne oynaması gerektiğini söyleyen oyun ekipmanları bulunmuyor4 ve “sonsuz oyun” da böyle başlıyor. Tırmanılan çubuklar gözlem kulesi olabiliyordu ya da bir salıncağa dönüşebiliyordu. Bu bana kendi oyun alanımdaki görünmeyen oyun öğelerini hatırlattı. Bunlar apartman duvarları, rampa yol, boydan boya uzanan basamak, balkonlar, çatılar, çamaşır ipleri… Bütün bu elemanlar onlara yüklediğimiz işlevler sonucu bize çeşitli oyunlar oynama imkânı sunardı. Futbol, voleybol, yerden yüksek, seksek, saklambaç oynar, bisiklet ve paten sürerdik. Futbol oynarken iki apartman duvarı arasındaki kaleyi sadece biz görebiliyorduk. Tam ortadan geçen basamak voleybol için filemizdi. Rampayla başlayan oyun alanı eğlenceli bir bisiklet ve paten yolumuzdu. Balkonlar topu kaçırdığımız potalar gibiydi, hatta bazen akşamları sohbet ederken saklambaç oynadığımız mekândı. Kaçan topumuzu almaya çalışırken tırmanmaya başladığımız tel sınır bir tırmanma duvarıydı. Oyun aralarında ya da gün sonlarında yorulduğumuzda oyun alanımız bir anda dinlenme, soluklanma alanımız olurdu. Sohbet ederdik ve piknik yapardık. “Ara”da bir yerin benim oyun alanımdaki karşılığı tüm bunlardı. Her yerde görebildiğimiz duvarlar, balkonlar, çatılar, beton zeminler bizim arada kalan bu alanımız için anlamlı birer oyun elemanıydı.

“Ara”mızın ve oyun elemanlarımızın kuşbakışı görünümü,
kroki: Hilye Melis Erdoğan, 2021
“Ara”mızın ve oyun elemanlarımızın
genel görünümü,
kolaj: Hilye Melis Erdoğan, İstanbul, 2021

Van Eyck’ın tasarımlarını incelemenin bana sağladığı bir diğer kazanım ise zaman ve mekân kavramlarını yer ve imkân olarak ele alma düşüncesidir. Şimdiye kadar mimarlığın beslendiği zaman, mekân ve beden konulu araştırmalarımda ve değindiğim yazılarda üzerinde özellikle durduğum bu kavramları farklı bir açıdan hiç düşünmemiştim. Van Eyck’e göre mekân, fırsatlar kullanılırsa bir yere dönüşür.5 Biz çocuklar hiçbir zorunluluğumuz yokken bulunduğumuz mekânı bir yere dönüştürme çabasını gösterdik. Bina arası mekân, yarattığımız imkânlarla oyun alanımıza dönüştü. Bu imkânı biz sağladık, herhangi bir oyun ekipmanı değil. İmkânsızlık içinde bir imkân yaratmışız gibi görünse de tam aksine her şeyi yolun karşısından bize bakan ve cadde boyu uzanan çocuk parkına rağmen yaptığımızı fark ettim. Bu yazıyı bitirirken de aklımdaki bir kavramı değiştirmek istiyorum. Biz çocuk oyun alanı değil, çocukluk oyun alanımızı –inşa etmeden– inşa ettik.

1. Merijn Oudenampsen, “Aldo van Eyck and the City as Playground”, 2013.

2. Konuyla ilgili daha detaylı bir değerlendirme için Bülent Tanju’nun 30.08.2018’de Manifold’da yayımlanan “Sonlu ve Sonsuz Oyunlar: Aldo van Eyck” başlıklı metnini okuyabilirsiniz. [Editörün notu: Bu içerik, Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Fonu’dan destek alan “Hollanda’da Tasarım” dizisinin 12. metnidir.]

3. James P. Carse, Finite and Infinite Games: A Vision of Life as Play and Possibility (New York: Free Press, 1986).

4. Rob Withagen, Simone R. Caljouw, “Aldo van Eyck’s Playgrounds: Aesthetics, Affordances, and Creativity”, Frontiers in Psychology, 2017.

5. Yazar, Aldo van Eyck’ın “Whatever space and time mean, place and occasion mean more” ifadesine Ursula Villouta’nın “Place and Occasion Mean More” başlıklı makalesinden erişmiştir.

Aldo van Eyck, çocukluk, Hilye Melis Erdoğan, kent, mimarlık, oyun, şehir