Bulwer Adası

Marmara Denizi’nin öteden beri hayırsız addedilen adalarından yassı olanı son yıllarda radikal bir mekânsal dönüşüme maruz kaldı. Yapılan plan revizyonlarla ayak bağlarından kurtarılıp turizm ve kongre merkezi üst başlıklı her türden kullanıma açık hâle getirilen Yassıada’nın ismi 2013 yılında resmen “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” olarak değiştirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askeri darbesinin 60. yıldönümünde ise adanın bir kongre merkezi ve açık hava müzesi olarak açılışı yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesinin siyasal cinayetlere hukuki zemin hazırlama senaryosunun sahnesi olan, dönemin iktidar partisi Demokrat Parti’nin yöneticilerinin ve milletvekillerinin yargılandığı dava sırasında mahkeme salonu ve hapishane olarak kullanılan Yassıada bugün otel, kongre merkezi, restoran, cami, seyir terasları, helikopter pisti ve müzelerle tıklım tıklım. Müzelerde dava dosyalarının özetleri, sanık sandalyeleri, yargılamaları yürüten hâkim, başsavcı ve divan üyelerinin hareketli balmumu heykelleri, merhum Başbakan Adnan Menderes’in doğduğu evin bir benzeri olan “Aydın Evi”, Menderes’in hapishane odası ve 1959’da Londra’da atlattığı kazanın uçak enkazının bir replikası göze çarpıyor. Açık havada da muhtelif obje ve heykellere rastlamak mümkün. Sözgelimi bir duvarda Yassıada’da yargılanan 592 sanığı temsilen monte edilmiş valiz replikaları yer alıyor. Az yukarılarda, tutukluların sansür nedeniyle muhataplarına ulaştıramadıkları mektuplarına ithafla etrafı dikenli tellerle çevrili mektuplar ve büyük bir tüy kalemden oluşan bir heykel. Sahil tarafında ise 1801 doğumlu İngiliz elçi Sir Henry Bulwer –balmumu– şatosunun içinde bir koltukta oturuyor.

19. yüzyılda Yassıada, adayı satın alan İngiliz elçinin isminden esinlenen İstanbul Levantenlerince yıllarca “Bulwer Adası” olarak anılıyor. Diplomatik serüvenleri Berlin, Viyana, Lahey, Paris, Brüksel, Madrid, Washington, Floransa gibi şehirlere uzanan Bulwer, 1858-1865 yılları arasındaki İstanbul sefirliği sırasında adaya biri kıyıda diğeri tepede yer alan iki şato inşa ettiriyor. Fransız tarihçi ve nümizmat Gustave Schlumberger’in “en korkunç zevksizliğin mahsulü”, “çirkin binalar yığını” olarak nitelediği bu iki şatoyu 1938 yılında henüz ortaokul öğrencisiyken adaya gidip krokiler çıkaran Semavi Eyice, ortaçağ İskoç şatolarına benzetiyor.1 Bulwer’ın şatoları için İskoçya’daki aile malikânesini model olarak seçtiği, mimar Konstantinos Dimadis2 ile çalıştığı ve adadaki inşaat faaliyetleri için 75.000 sterlin harcadığı sık dile getiriliyorsa da şatoların yapım aşamaları hakkında bilgiye rastlamak güç. Aile evinde Bulwer’dan yadigâr erken Viktorya tarzı iki koltuk ve oymalı yuvarlak bir masa bulunan banker Yorgo L. Zarifi’nin çocukluğunda muhtemelen oyunlar oynayıp haylazlık ettiği bu şatolar 1894 depreminin sıkı sillesini yiyor.3

Kıyıdaki şato, tahminî 30’lu yıllar, kaynak: Salt Araştırma, Ali Saim Ülgen Arşivi
Tepedeki şato, tahminî 30’lu yıllar, kaynak: Levantine Heritage Foundation

Amerikalı diplomat Samuel S. Cox’a göre Bulwer, derdi gücü cazip görünmek ve arzularını tatmin etmek olan, paradoks oyunları yapmayı pek seven, güvenilmez, açık konuşmayan, niyeti anlaşılmayan biriymiş. Cox’ın adayı 1886 yazındaki ziyaretinden aktardığı kimi detaylar da söz konusu Bulwer tasvirlerine yakışır nitelikte. Şatolar arasındaki gezintisi esnasında Cox’ın dikkatini fresklerle süslü alçak tavanların ve duvarlara asılı şaşırtıcı miktarda aynanın yanı sıra sırtlarında hayal ürünü adlar yazılı boş kutularla dolu göstermelik kütüphaneler çekiyor. Cox bu durumu “alenen kurnazlık ve teşhircilikten keyif alan bir stratejistin alametifarikası” olarak değerlendirip İngiliz meslektaşının sahte bir edebiyatçılık sergileme tutkusundan dem vuruyor.4 Öte yandan ünlü Pompei’nin Son Günleri’nin (1834) yazarı Edward Bulwer-Lytton’ın kardeşi olan Sir Henry Bulwer, An Autumn in Greece (1826), The Monarchy of the Middle Classes: France, Social, Literary, Political (1836), The Life of Henry John Temple, Viscount Palmerston (1870) gibi kitaplar yazmış. 

Sir Henry Bulwer’ın bir karikatürü, 1870, kaynak: Vanity Fair (1868-1914)

Bulwer belli ki tarıma da meraklıydı; kuru adasını yeşertmek için hayli çaba harcamış. Şatolarının iç ve çevre kuşaklarını çiçek bahçeleri hâline getirmiş, iki şato arasındaki yolların iki yanına incir ağaçları dikmiş. Pamuk ekimine girişmiş, hatta elde ettiği ürünle 1863’te Sultanahmet’teki Sergi-i Umumi-i Osmani’ye katılmış. Cox adada yulaf, kavun, karpuz, mısır, kabak, enginar, domates de ekili olduğunu gözleriyle görmüş. Şatosuna ek olarak görkemli bir ahır da yaptırtmış Bulwer.5

1865 yılında Bulwer, İstanbul’daki sefirlik görevini tamamlıyor. Adayı neden, nasıl satın aldığı gibi neden, nasıl elden çıkardığı da sis altında. Issız adasında, şatolarında geçireceği topu topu beş-altı yıl için bütün servetini eritmiş olabilir mi? Denenler doğruysa, adayı satışa çıkardığını The Times gazetesine ilan vererek duyuruyor; bu durumun yarattığı diplomatik huzursuzluk üzerine de Mısır Hıdivi İsmail Paşa adayı satın almaya zorlanıyor. Hıdiv’in ilgisizliğe terk ettiği şatolar, bahçeler, bostanlar depremin de sillesiyle çürüyedursun, 50’li yıllarda Yassıada, Bulwer’ın adasını örtüyor. Adaya ordu yerleşiyor, Bulwer’ın şatoları Deniz Kuvvetleri’nin imar faaliyetleri sonucunda 20. yüzyıl eklentileri arasında sıkışıp kalıyor. Kısa bir süre sonra ada, mahkeme salonu ve hapishane olarak yeni konuklarını ağırlıyor. Bulwer’dan kalma yapılar bu yeni konuklar için nasıl geliştiriliyor, ne gibi işlevler üstleniyor? Adada bugün bu sorunun peşine düşmek mümkün değil. Zira Enis Batur’un Plati’sinde6 öngördüğü üzere, Yassıada’nın, sonunda, üstündeki bütün kalıntılar, bir iki simgesel nokta dışında yerle bir edilip temizleniyor, yerlerini adaya yüklenen yeni işlev doğrultusunda yepyeni yapılar alıyor.

Günümüzde Güney Afrika’nın KwaZulu-Natal vilayetinde bir bölge, Bulwer. Batur, Bulwer’ın kendisine kalsa, “İstanbul’a bir türlü sokulmak istemeyen […] kız kardeşi Oxia’yla7 birlikte ‘hayırsız’ olarak anılmaktan neredeyse sinsi bir haz alan” Marmara’nın yassı adasıyla özdeşleştirilmek isteyeceğini düşünüyor.8 Ne ki bugün Bulwer’ın tepedeki şatosunun kalıntılarından bir kütüphane yaratılmış, ıssız cami ve ıssız otelin kuşattığı bir ıssız kütüphane, Oramiral Sadık Altıncan’ın adını taşıyor. Sırtlarına hayal ürünü adlar yazılı boş kutularla dolu değil, sadece boş, kapalı. Kıyıdaki şatosu da ayakta kalabilen kısmıyla restore edilmiş; içine girmek, tehlikeli olduğu gerekçesiyle yasak. Kapıları kapalı olsa da camdan içeriye bakınca –burnu cama yapıştırmak suretiyle– balmumu Bulwer elinde kalemiyle bir sandalyede şaşkın bir ifadeyle otururken görülüyor. Hava şartları elverince dışarıya çıkarılacakmış.

Tepedeki şato ve arkada Fatin Rüştü Zorlu Camisi’nin minaresi, fotoğraf: Tuğçe Kaplan, 2024
Tepedeki şato, fotoğraf: Tuğçe Kaplan, 2024
Kıyıdaki şatonun dolgu alanından görünüşü, fotoğraf: Tuğçe Kaplan, 2024
Kıyıdaki şatonun arkadan görünüşü, fotoğraf: Tuğçe Kaplan, 2024

1. Semavi Eyice, “Marmara’da İki “İskoç” Şatosu”, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi 1, sy. 2 (Nisan 1988): 25-34.

2. Konstantinos Dimadis (?-1901): Rum mimar. İtalya ve İspanya’daki yapıları nedeniyle “şato mimarı” olarak tanınıyor. Mezunu olduğu Fener Rum Erkek Lisesi, Yeniköy Zografyon Rum Kız İlkokulu, şu an Polisevi olarak kullanılan Edirne Zappeion Kız Okulu ile 2015 yılından beri Tarabya İngiliz Okulları tarafından kullanılan Yeniköy Kampüsü yapısının mimarıdır.

3. Yorgo L. Zarifi, Hatıralarım-Kaybolan Bir Dünya 1800-1920, çev. Karin Skotiniyadis (İstanbul: Literatür, 2005), s. 235-239.

4. Catherine Pinguet, Adalar’a Çıkmak-İstanbul Açıklarındaki Bir Takımadanın Öyküsü, çev. Orhun Alkan (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018), s. 169-171.

5. Enis Batur, Plati-Bir Ada Denemesi (İstanbul: Sel Yayıncılık, 2006), s. 73-74.

6. Age, s. 93-94. Plati, Yassıada’nın eski adı.

7. Oxia, Sivriada’nın eski adı.

8. Batur, age, s. 75.

ada, Bulwer Adası, Tuğçe Kaplan, Yassıada