365 Gün
odalardan gelen, bastırılmamış kahkahaların döndü. Duvara itilmiş masanda yudumladığın çayının üstüne dumanı döndü. »

Göbeğini kaşıma Âdem. Ben artık bilmek istiyorum. Böyle çok yoruluyorum, aklım karışıyor. Kafam düşünmekten zemine yanaşıyor. Suratına bakıp ağzımı aralayacak gibi oluyorum, göbeğini kaşıma beni dinle Âdem, ben konuşuyorum. Ben öyle uzun adımlar atmayı sevmiyorum. Seferi uzun tutmak hiç içimden gelmiyor. Şartları çok zorlamadan şu kaldırımın kenarına bi’ oturalım da konuşalım diyorum. Ben az gidilen yerleri, dolabımda çürümeye yüz tutmuş yeşil biberlerimi seviyorum. Yeşil çiçekli nevresimi serdikten sonra üzerinde bağdaş kurup bir sigara yakmak istiyorum. Mutfak tezgâhına minik adımlarla ulaşıp, bir koşu işimi halledip arkama bakmadan uzaklaşıyorum. Ben öyle senin gibi bir anda emin olup, önüme koca haritalar açamıyorum. Geçmişten, gelecekten konuşmak istemiyorum. Ben bunları yazarken dünyanın kaç defa kendi etrafında döndüğünden, sivrisineklerin eskisine nazaran azalmış olmasından, gökyüzü altında konuşulan varlığından habersiz yüzlerce daha dil olduğundan bahsetmek istiyorum.
Beni dinliyor musun Âdem, burada sana konuşuyorum. Sabahları önce çay demlemeyi ama bu defa demliğin başında aklıma gelmeyişini de yaşamak istiyorum. Tamam, evet ben de kışı çok seviyorum. Ama yazın da bir mevsim oluşunu kabul ettiğimi öyle karşında boynumu eğmeden pat diye söylemek istiyorum. Öyle suratına bakıp kendi kendime sorularıma cevaplar bulmak değil, bilmek istiyorum.
Bir dur göbeğini kaşıma Âdem. Artık sorulardan değil, cevaplardan bahsediyorum. Ben istiyorum ki yeşil kadife koltuğu bir ustaya götürüp yeni bir kılıfla kaplatalım. Göbeğini kaşımayı bırak da sağ eli sol göğsün üstünde uyutalım. Perdesi kapalı ev mahremini üzerimize çekip, işleri bir an önce yoluna koyalım. Sandığının aksine habire toplumcu gerçekçi olmaya da gerek yok, artık mevzuya son derece kişisel yaklaşalım. Yeşil kadife koltuklu akşamlarımızdan bir gölge gibi geçip gitme de kafamıza meyve düşecek bir yeşillik bulalım. Bir oturup dinlesene Âdem, ben duvarları krem rengi bu mahzende çok sıkılıyorum. Pembe duvarlı evin beyaz koltuğuna yerleşip şişenin kapağını çakmağımla açmak istiyorum. Senin beni anladığın günlere geri dönelim de bugünlerini sana tane tane şikâyet edeyim istiyorum. Ben elma almayayım, şu ucundan kafanı yemeye girişeyim diyorum. Bunu elmadan daha çok hak ettiğimi biliyorum.
Âdem sen göbeğini kaşımaya devam edeceksen, ben artık gidiyorum. Artık soru sorup durma, bu defa da ben bileyim istiyorum. Artık oralara girme, beni de oralara karıştırma, beni sinirlendirme, derdin tasan neyse çöz de biz de ona göre yolumuza bakalım diyorum. Don Kişot’u okurken artık ders çıkarıyorum. Kılıcımı oraya buraya sallayıp da hiç kendimi yormama gerek yok, artık biliyorum. Bu yüzden de yan gelip yatıyorum. Haberin olsun, deliliğin göze tatlı göründüğü, uykunun içinden çıkılmaz boyuta ulaştığı o ince çizgide bu aralar bir hayli zıvanadan çıkıyorum. Bırak artık gözüne tatlı gelmeyeyim, arsızlığımı pencerenden izle, çerezini de önünden aman ha eksik etme diyorum. Sen göbeğini kaşı Âdem, ben kendi yoluma gidiyorum. Elmanı kendin ye, ben zaten en başından beri üzüm istiyorum.
{09.02.2024, Ankara}