ve Dört Kapı
Haydarpaşa Garı, inşa edilmesinden bu yana İstanbul için önemli karşılama yapılarından biri olmuştur. Yeni ilişkilerin geliştirilebildiği, var olan ilişkilerin sürdürüldüğü ve farklı kesimler arasında temasın ve diyaloğun yaşadığı bir mekân sunmanın yanında, özellikle 1950–90 arası Anadolu’dan İstanbul’a çeşitli sebeplerle göç eden insanların varış noktası olmuştur. Köyden kente gelenlerin İstanbul’da ilk kez karşılaştığı ve bire bir deneyimlediği bir yapı olması akılda kalıcılığını artırmış, bu kentin bizzat kendisini temsil eden bir yapı hâlini almasını sağlamıştır. Mimari tasarımı, üzerine yerleştiği alan, deniz vb. etmenler yapının kendine has bir karakterinin oluşmasına olanak vermiş ve bu karakter korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu durum yıllar boyunca Türk sinemasında yönetmenlerin ilgisini çeken, hatta 1960–2000 arası Yeşilçam sinemasında İstanbul’u temsil eden yapılardan biri olmasını sağlamıştır. Özellikle alt metninde köyden kente göç durumlarını işleyen yapıtlarda gara varış, karakterin ve hikâyenin kırılma noktası olarak belirlenmiştir. Karakter(ler) İstanbul ile gerçek anlamda ilk kez burada tanışır; sever, nefret eder, meydan okur, umut eder ve karar verir. Kent eşiğinden içeri adımını ilk burada atar.
Bu çalışma Haydarpaşa Garı binasını İstanbul kentinin bir kapısı olarak incelemektedir. İncelemenin ortamı Türk sineması olarak belirlenmiştir. Kamera gözünün bizlere aktardığı büyük kent ile karşılaşma sahneleri mimarlık perspektifinden dört ayrı “kapı” hâlinde çalışılmıştır.
Karşıla(ş)ma Mekânları ve İnsan İlişkisi
İstanbul’u ziyaret eden veya kente yerleşen insanların artmasıyla “yeni gelenler”i karşılama mekânlarının yolcu ya da misafirle kurduğu ya da kuracağı iletişim ve etki biçimi önem kazanmıştır; çünkü bu mekânlar “yeni gelen”in İstanbul ile ilk karşılaşma ve selamlaşması alanıdır. Sanjoy Mazumdar’a göre “İnsan ve mekân arasında bağlar kurmak yüksek kaliteli kentsel yaşamın önemli bir temasıdır. Bu mekânlar insanların ilişki kurabilecekleri, bağlanabilecekleri, aidiyet hissedebilecekleri, kendileriyle özdeşleştirebilecekleri, hatırlayacakları ve özleyecekleri yerlerdir.”1 Bir başka deyişle, insan ve mekân arasında bir bağ ve ilişki kurulabilmesi için insanın o mekânda kendinden parçalar bulabilmesi ve kendini o mekâna yakıştırabilmesi gerekir. Kevin Lych Şehrin İmgesi adlı kitabında şöyle der: “Bir gözlemci hiç bilmediği bir mekâna girdiğinde o mekânı algılayabilmek için kendi zihninde daha önceden yer alan imgelerle karşılaştıklarını eşleştirmeye çalışır. Her bireyin zihnindeki imgeler o zamana kadar yaşadıkları yer, bulundukları durum, sosyal statüleri, ekonomik durumları, farklılıklara uyum sağlayabilme hâlleri vb. sebeplerden dolayı farklılık gösterir.”2 Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki aslında her “yeni gelen”in algıladığı “karşılama mekânı” birbirinden farklıdır.
İstanbul’da ise sözü geçen karşıla(ş)ma mekânlarından bazıları kullanıcıyla bu ilişkiyi kurarak kentin ikonikleşmiş yapıları hâlini almıştır. Buna örnek olarak Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı verilebilir. Bu yapılar Anadolu’dan ve Avrupa’dan İstanbul’a adım atan insanların son durağıdır. Ayrıca birer tarihi eser olma hâlleri de onları merak uyandırıcı ve dikkat çekici kılar. Her ikisi mimari ve mekânsallık bağlamında “yeni gelen”in zihninde eşleştikleri imgelerle farklı duyular uyandırma yetisine sahiptir. Bu sebeple akılda kalıcılıkları barizdir. İnsanla kurdukları ilişkiler sebebiyle bu mekânların birçoğu aynı zamanda filmlere, mimari araştırmalara, romanlara, makalelere konu edilmiştir.
KAMERA GÖZÜ ve KENT:
Türk Sineması’nda İstanbul Okuması
Türk sinemasında özellikle 60’lar sonrasında dönemin şartlarının da getirdikleriyle köyden kente göç konusu sıklıkla işlenmiştir. Daha önce hiç görmemiş birinin İstanbul ile karşılaştığında nasıl bir haletiruhiyeye büründüğü, bu filmler vasıtasıyla izleyiciye tasvir edilmiştir. Bu dönemde sanayi ve istihdamın İstanbul merkezli olarak gelişimi kentin cazibesini artırmış ve kenti bir hedef ve varış noktası hâline getirmeye başlamıştır. Bu bağlamdan hareketle dönemin filmleri köylü-kentli ikilemini ele alan, düzeni eleştiren, işçi sınıfının içinde bulunduğu durumu sorgulayan yapıtlardır.3
Bu filmlerde hikâyede karakterlere bir sebep verilir: para kazanmak, birini bulmak, yeni bir hayat kurmak, iktidar sahibi olmak vb. “Göç edenlerin hayalleri ve beklentileri karşısında özellikle İstanbul, mutluluk vaat eden masalsı bir kenttir.”4
İstanbul bu karakterler için bir varış noktasıdır. İzlediğimiz filmlerde kamera gözü yolculuklarının neticesinde ilk kez kentle karşılaşan karakterin şaşkınlığına, kentin ise hayranlık uyandırıcı ve ilk kez gören için şaşırtıcı olan özelliklerine odaklanır.
Türk Sinemasında Büyük Şehre Açılan Kapı: Haydarpaşa
Sinemada mekân olarak garların kullanılışını Özge Güven Akdoğan “İşe Yarar Bir Şey’de Yolculuk, Hareket ve Zaman” başlıklı makalesinde şöyle ifade eder: “Gerçeğe yaklaşmak, izleyiciye gerçeklik duygusunu vermek için seçilebilecek en isabetli mekânlar garlardır. Sinema filmlerine ve romanlara yansıyan tren istasyonları kalabalıkların telaş içinde geçip gittiği mekânlardır. […] Garlar, farklı sınıfsal yapıdan gelen insanların bir araya geldiği ve hızla geçip gittiği mekânlardır. İnsanlara bakma, gözetleme ve dışarıdaki dünyayı hızlıca izleme olanağı verirler. Farklılıkları, zorlukları ve sorunları uzaktan ve daha iyi görme, çağrışımsal düşünebilme olanağı sunar; uzaktakilere bakarken içimizdekileri görmemizi sağlarlar.”5
Türk sinemasında kentleşme, değişen toplum ve yaşam tarzlarına 1960’lı yıllarda köyden kente göç olgusunun da eklenmesiyle Haydarpaşa Garı, Anadolu’dan İstanbul’a göçün de en önemli simgesi hâline gelmiştir. Ayla Torun’un da ifade ettiği gibi “Göç edenlerin kente giriş kapısı olan gar binası ve iskeleye inen merdivenleri, tek başına göçü anlatan bir İstanbul imgesine dönüşecek kadar özdeşleşmiştir.”6
Ali Öztürk de Haydarpaşa’nın eşik olma hâliyle ilgili şu ifadeleri kullanır: “Sinema filmlerinin en belirgin mekânlardan birisi Haydarpaşa Garı’dır. Başka bir ifadeyle İstanbul’un eşiği, Haydarpaşa Garı’nın denize inen merdivenleridir. Bulundukları yerden trenle gelenler garın iskeleye açılan kapısından çıkar ve karşılarındaki şehre şaşkınlıkla ve ürkerek bakarlar.”7
Yukarıdaki edinimlerden hareketle çalışmanın devamında çekim yılları 60’lardan 90’lara kadar olan seçilmiş on filmin Haydarpaşa’da geçen sahneleri üzerinden kesitler alınarak, bu kesitlerden hareketle mekânsal niteliklerin okunması, yolcuyla kurduğu ilişkilerin anlaşılması ve ilk kez gelen insanların mekânsal deneyimlerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Seçilen film sahnelerinin ortak özelliği İstanbul’a ilk kez gelen karakterlerin Haydarpaşa Garı’ndaki deneyimlerine odaklanmalarıdır.
Birinci Kapı: Gar
Anadolu’dan İstanbul’a gelen tren öncelikle gara girer. Gar kısmında peron tarafına doğru uzanan dört demiryolu hattı görürüz. Garı çevreleyen Haydarpaşa binası U şeklindeki formuyla şehirle ilk bakışmayı kısıtlar, peronu ve gar bölümünü içe dönük hâle getirir. Gelen yolcuları kısa bir süre için sarmalar. Trenin içinde bulunan ve gara yaklaşmakta olan bir yolcunun İstanbulluların aşina olduğu manzarayı görmesi mümkün değildir. Bu sayede kent, yeni gelenlere en güçlü yapılarından birini göstererek adeta bir gövde gösterisi yapar.
Tren içerisinden bakıldığında demiryolu hattı, perona bağlı trenlerin geldiği yönlere doğru uzanan beton zemin, ışık ve elektrik direkleri, boşta bekleyen banliyö vagonları ve istasyon görevlilerine ait kulübeler görülür. Tren perona yaklaştıkça garın çok ve sıralı pencereli, Avrupai cephesi dikkat çeker. Yapının devasalığı sadece görülmez, hissedilir bir hâl alır. Demiryolları arasındaki, yolcuların indikten sonra ayak bastığı ilk yüzey olan beton zemin trenler arasında sürekliliğini koruyarak perona enine geçişlere de izin verir. Yeni gelen için ise bir güzergâh belirterek perona doğru refakat eder.
İkinci Kapı: Peron
Peron koridoru yolcunun fiziksel olarak garla temasa geçtiği ilk yerdir. Burası bir kavuşma/ayrılma mekânıdır. Yolcu salonlarından perona çıkıldığında dört adet I pudrelden oluşan hafif çelik strüktürlü ve iki kanatlı üst örtüsüyle yarı açık bir mekân oluşturur.8
Üstü örtülü alanın iki yanından devam eden demiryollarında trenlerin gara yanaşmasıyla peron kısmında içe dönük bir koridor oluşur. Yolcuların perona indiği beton zemin ana hole kadar devam ederek yerde lineer bir iz çizer. Bu lineerlik, yolcuların inişiyle hareketli bir yön oluşturur. Birbirini arayanların, kavuşanların, çıkışı arayanların etkisiyle, insan hareketi mekânın plandaki iziyle eşleşir. Kalabalık, hole kadar bu iz üzerinde birlikte hareket eder. Konuşmalar, istasyon görevlilerinin düdükleri, trenin kalkış ve duruş sesleri perondaki dar kesitin de etkisiyle güçlü bir ses yumağı oluşturur.
Yukarıda sahne diyagramı verilen Gurbet Kuşları filminin hikâyesi, kahramanların Haydarpaşa Garı’na inişiyle başlar. Maraş’tan gelmiş olan Bakırcıoğlu ailesinin fertlerinin yüzünde indikleri andan itibaren bir şaşkınlık vardır. Buna karşın ailenin reisi olan babanın yüzündeki kararlılık net bir şekilde okunmaktadır. “Baba, Maraş’tan kalkıp hayallerini gerçekleştireceği kente gelişi, sırtına atmış olduğu ceketle de güçlü bir duruş sergilemektedir. ‘İstanbul’da şah olacağız’ söylemi onun İstanbul’u ve bu şehirde yaşayanları bilirim duygusudur.”9
Üçüncü Kapı: Ön Cephe
Geniş bir İstanbul siluetine açılan bu kapı, kente ilk kez ayak basan birini etkileyecek bir deniz manzarasına bakar. Aynı zamanda gar binasının ön cephesi devasalığıyla daha önce böyle bir dokuya ve ölçeğe yaklaşmamış olan misafirde hayranlık ve şaşkınlık uyandırır. Gelen yolcunun burada denizle kurduğu ilişki, garı bir karşıla(ş)ma mekânı olarak biricik yapan özelliklerdendir.
Yukarıda gösterilmiş diyagramdaki durumu seçilmiş sahnelerin hepsinde görmek mümkündür. Peronu ve ana holü geçerek ilk şaşkınlığını yenen kahramanlar garın seremonik merdivenlerinde durur ve kentle selamlaşır. Nitekim merdivenlerin basamak genişliği durup manzaraya bakmaya da müsaittir. Kahraman deniz seviyesinden yüksekte ve manzaraya hâkimdir. Başka bir deyişle, bu tür bir ilişki mimar tarafından öngörülmüştür ve mekânsal kurgunun bir parçasıdır. “Simetrik bir yapı olan Haydarpaşa Garı’nın yolcular tarafından kullanılan ana girişi on iki mermer basamakla zeminden yükseltilmiştir. Garın insanlarla en iyi iletişim kurduğu nokta bu merdivenlerdir.”10
Garın en etkileyici mekânında verdikleri tepkiyle aslında karakterler hikâyenin geri kalanında İstanbul ile kuracakları ilişkinin bir temsilini sunarlar; kente ayak bastıklarını tam olarak burada idrak etmişlerdir. Gara ait bu mekân, karakterin hikâyenin bağlamı olan kent içerisindeki rolünü de seyirciye açıklamakta yardımcı olur. Şeyma Pekdemir’in ifade ettiği gibi, “Yeşilçam’da çokça izlediğimiz Haydarpaşa Garı, alt sınıf üyelerinin ellerinde valizleriyle İstanbul’a göçle geldiklerinin simgesidir.”11
Dördüncü Kapı: İskele
İskele, Avrupa yakasına geçmek isteyen tüm kalabalığın nihayetinde geleceği yerdir. Çevresinde bilet gişesi, gazete satanlar, büfeler, yolcu bekleyen taksiler ve otobüsler bulunur. Misafirini bekleyen özel araçların da Haydarpaşa basamaklarının hemen ön tarafına park ettiğini görmek mümkündür.
Nereye Bakıyor Bu Adamlar? filminde karakterler yaklaşık 80-90 cm yüksekliğindeki halat gerilmiş korkuluklara yaklaşır, denizle en yakın teması bu şekilde kurarlar. Aralarında bu koca denizi nasıl geçeceklerini tartışırlar ve iskeleye şehir hatları vapuru yaklaşır. Vapur düdüğünün şiddetli sesinden ürkerler. Yine de vapura binebilmek için iskeleye doğru yürürler.
İskele yapısı, Haydarpaşa’nın neoklasik Alman mimarisine Vedat Tek tarafından tasarlanmış yerel bir ek olarak ayakta durur. Dikdörtgen bir plana sahiptir ve bir ana iki yan salondan oluşur. Orta salonun genişliği yan salonların iki katı genişliğinde ve daha yüksektir. Yapı, denize bakan tarafta üç sivri kemerle açılır. Yandaki iki açıklık kapı, ortadaki gözetleme bölümüdür. Yan salonlar yolcu inişleri içindir ve payelerle orta salondan ayrılmıştır. Orta salonun ön tarafı vapura binecek olan yolcular içindir ve gişe bölümü ön taraftadır.12
Kalabalık, tüm yüküyle vapura binebilmek için daralan bir kapıdan geçer. Salak Milyoner filminde kalabalığın ve karmaşanın abartılı bir dille anlatıldığını görürüz. Karmaşa tamamlanıp vapur hareket ettiğinde karakterler nihayet İstanbul’a ulaşmıştır.
Değerlendirme
Haydarpaşa Garı’nı yukarıda bahsedilen dört kapılı bir karşıla(ş)ma mekânı olarak kent için özgün hâle getiren, bu kademelerin yolcu hareketi ve deneyimi düşünülerek tasarlanmış olmasıdır. Kentin en heybetli yapılarından biri olarak yolcuları karşılarken yeni geleni kalabalıkla yönlendirerek kentin simgelerinden olan “denizle” doğrudan karşılaştırmasıdır. Bu ilerleyişi kurgularken yarı açık, kapalı, açık mekânları kullanır ve süreci kademeli hâle getirir. Haydarpaşa, “yeni gelen”in gördüğü ilk kent sembolüdür ve zihnindeki İstanbul imgesidir.
Kösebay’ın şu ifadesi Haydarpaşa’nın özgün karakterini özetler: “Haydarpaşa’nın çevresel ölçekte en önemli özelliklerinden biri, yüzyılı aşan bir süredir kitleler tarafından kullanılan, gündelik hayatın parçası olmasıdır. Günümüzde halen kullanılmakta oluşu, onun kentsel kültürel peyzajın en önemli unsurlarından biri kılıyor.”13
1. Sanjoy Mazumdar, “Kentsel Yaşam Kalitesi, Kentsel Yaşam Kalitesi ve Yer Duygusu,” Mimarlık Dergisi, 2007.
2. Kevin Lynch, The Image of The City (Cambridge: MIT, 1960), s. 6.
3. Hayat Zengin Çelik ve Senem Tezcan, “Türk Sinemasında Göç Temalı İstanbul Filmleri Üzerinden Kentlerdeki Mekânsal ve Toplumsal Değişimlerin İncelenmesi,” Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2(2), (Aralık, 2017): 620.
4. Agm, s. 622.
5. Özge Güven Akdoğan, “İşe Yarar Bir Şey’de Yolculuk, Hareket ve Zaman”, SineFilozofi 3(6) (Mayıs, 2018): 10.
6. Ayla Torun, “Sinema-Kent İlişkisinde İstanbul: İlk Yıllarından Bugüne Türk Sineması’nda İstanbul’un Görünümü”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi (2017): 161.
7. Ali Öztürk, “1960’lı Yıllarda Türk Sinemasında Kent, Mekân ve İnsan İlişkileri: Gurbet Kuşları”, Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimlerde Akademik Çalışmalar-2019 (2019): 720.
8. Yonca Erkan Kösebay, “Haydarpaşa Tren Garı: Bugün, Dün ve Yarın”, METU JFA 30(1), (2013): 106.
9. Öztürk, agm, s. 723.
10. Kösebay, agm, s. 109.
11. Şeyma Pekdemir, “Türk Sinemasında Kent Simgelerinin Gösterimi: İstanbul Üzerinden Bir Değerlendirme”, Yüksek Lisans Tezi, Maltepe Üniversitesi, 2019, s. 43.
12. “Haydarpaşa Vapur İskelesi”, Mimarlık Müzesi (İstanbul: YEM, 2014).
13. Kösebay, agm, s. 112-113.