KUSURA BAK/MA
Kentsel Çatlaklar
Bize Ne Söyler?

Çatlak –mekânda aradalık, maddede yarılma, topoğrafyada kırılmalar, coğrafyanın bölünmesi, politik uyuşmazlıklar, tasarımda kusurluluk, malzeme deformasyonu, fay hatları, öngörülemeyen oluşumlar, maden yatakları, üretim sürecinde hata, dokuda yara, istenmeyen madde, marjinal olan, arazide gedik, gözden kaçan ya da göze çarpan, zamansal kırılma, yerinden edilmiş nesne, geçirgen kentsel zemin, harekete alan açan boşluk hâli, içerisinde hayat barındıran, ölçeği ve tanımlı biçimsel özellikleri olmayan, belirsiz bir boşluk, ışığı geçiren yarık– kentsel bir ağ olarak nasıl ilişkilendirilir?

Herkesin ve her şeyin etkileşim hâlinde olduğu yapılı bir düzen, kentsel çatlaklar aracılığıyla nasıl tanımlanabilir? Bu düzen, çatlakların temsili yoluyla ne gibi yeni ilişkileri görünür kılar? Kentsel çatlakların içsel karmaşıklığından kaynaklı dinamik ve ivedi [emergent] yapısı bir kentsel okuryazarlık biçimine nasıl dönüşür?

Gündelik hayatta karşılaştığımız kentsel çatlaklardan ilham alan ancak yalnızca kent ölçeğinde kalmayı vaat etmeyen bu yazı dizisi, kentteki çatlakların doğası üzerine bir diyalog başlatmayı hedefliyor. Bu diyalog aracılığıyla, insan ve insan dışı şeylerin kentsel çatlakları nasıl şekillendirdiğini, nasıl hayat bulduğunu, neleri doğurduğunu ve beklenmedik yollarla nasıl yeniden tahayyül edilebileceğini keşfediyor. Tüm bunları yaparken aşağıdaki ızgara üstüne dizilmiş çatlaklarda olduğu gibi onları fotoğraflıyor, tarıyor, ölçüyor; bazen kuşbakışı bakıyor onlara, bazen tam içlerine odaklanıyor. Çoğu zaman kusur olarak kabul ettiğimiz çatlakların alanı, yapısı, malzemesi, ölçeği, ekolojisi ve politikası üzerine kurguladığımız “Kusura Bak/ma” serisi, çatlakların çokkatmanlı ve ilişkisel doğasına rağmen çizgisel bir anlatımla ilerleyecek. Ancak serideki tüm metinler sırasız okunabilir ve yeniden ilişkilendirilebilir. Okuyacağınız metin serinin girizgâhı niteliğindedir.

Çatlakların temsiline bir örnek,

Melis Baloğlu

Kentsel Çatlaklar Bize Ne Söyler?

Kentsel çatlaklara merakımız yaklaşık iki yıl önce, küçük ölçekli kentsel boşluklar için geçici çözümler arayışıyla başladı.1 Araştırma ilerledikçe, bu çatlakları kusur olarak kabul edip örtbas etmenin yollarını aramak yerine onları anlamaya yönelik bir meraka dönüştü.2 Kentte günlük yürüyüşlerimiz sırasında dikkat çeken kusurlar –zemindeki asfalt çatlakları, yılların izini taşıyan yapıların yüzeyinde sıvanın kat kat ayrılması, kilit taşının yüklerin basıncına yenik düşmesiyle oluşan kırılmalar, beton yüzeylerdeki çatlaklar– bizi kentsel çatlakların çokkatmanlı dünyasına davet etti. Tüm bu gözle görülür, elle tutulur çatlakların ortak noktası görmezden gelinmeleri, ihmal edilmelerine rağmen var olmaya devam etmeleri, kaçınılmaz olarak oluşumlarına yol açan üretim ve uygulama yöntemleri, malzemenin niteliği ya da kusurlarını gizlemeye çalışırken onları daha da belirgin hâle getiren yüzey müdahaleleri midir? Canlı ya da cansız, doğadaki çatlakları –örneğin yumurta kabuğu ya da kozalağın çatlamasını– doğal bir döngünün bir parçası kabul edip kusur olarak görmezken, neden kentsel çatlakları bir kusur olarak algılarız? Tersinden bir okumayla, bu kusurlar3 bize ne anlatır?

Çatlaklar kentin farklı zaman dilimlerinde biriken yaşanmışlıkları, malzemenin fiziksel ve kimyasal dayanım sınırlarını, kullanıcıların davranışlarını ve alışkanlıklarını, yapısal süreçlerin izleri açısından kentin sosyal, kültürel, toplumsal, doğal, ekonomik ve politik katmanlarını değerlendirmek için alan açar. Çatlağın hem içkin olduğu hem de ona içkin olan bu çokkatmanlı alan, çatlağın temsili aracılığıyla yalnızca fiziksel kusurları anlamanın ve aktarmanın bir aracı değil, her bir katmanda barındırdığı çoklu anlatıları ve bu çoklu anlatılar arasındaki ilişkileri de temsil eder. Bu anlatıların en belirgin olanları kentsel düzende karşımıza çıkan yüzeylerindeki çatlaklardır. Çoğunlukla yapısal bir sorunun habercisi olan çatlakların taşıdığı anlam bunun çok ötesindedir.

Bu çatlakları izleyerek yapısal sorunların davranışını anlamak ve kaynağını araştırmak yaygındır. Ancak çatlağın nedeninin derin ve çözülmesi güç bir sorun olması durumunda, alışılagelmiş bir anlayış ya olduğu gibi bırakmak ya da estetik bir arayış içinde tamir ederek gizlemeye yönelmektir. Bu durumun kentin gündelik yaşantısında sıklıkla karşılaşılan örneği cadde, sokak ve yolların yüzeyinde oluşan yarıkları gidermek amacıyla kullanılan asfalt yamalarıdır. Belediyecilik pratiğinde elzem görülen ve kente hizmetin meşru bir aracı hâline gelen asfalt çatlaklarını yamama, sürekli patlak veren altyapı sorununu ya da kötü işçilik ve dayanıksız malzeme sonucu çöken bir zemin arkasındaki sorunları anlamaktan ziyade bu sorunlara kısa vadeli çözümler arayan bir kentsel anlayışı temsil eder. Yerel yönetimlerin sorumluluğunda olan bu durumun, mevcut çatlakları sıvayarak gizleme niyetinin aksine daha görünür kılması ve kaçınılmaz olarak yeni çatlakları tetiklemesi bakımından politik bir yönünün olduğu söylenebilir.

Belediye asfalt yamama pratiklerine dair sosyal medyada haberler,

kaynak: üst, kaynak: alt

Kentsel çatlaklara farklı bir açıdan baktığımızda, bu çatlaklara müdahale edilmediği takdirde doğanın onları sahiplendiğini görmek mümkündür. Uygun sıcaklık, nem ve ışık koşulları sağlandığında çatlaklar birer mikro-ekosisteme dönüşerek doğanın yavaş yavaş şekillendirdiği alanlar hâline gelir. Bu sahiplenme sürecinde yabani otlar veya kültür bitkileri çatlakların içinde filizlenerek bir yaşam alanı tanımlar. Çatlaklar bu bitkilerle kendine özgü bir kimlik kazanır ve yeni bir görünürlüğe ulaşır. Doğanın çatlakları gizlemesi, malzemenin girintili çıkıntılı biçimini taklit ederek boşluğu doldurması veya çatlağın görünürlüğü pekiştirmesi gibi hâlleri, bu yaşamın çatlağa ekolojik bir boyut kazandırdığına işaret eder.

Çatlak ekosistemleri, Tuba Doğu

Kendine özgü kimlikleri ve değişken yapılarıyla çatlaklar farklı boyutlarda karşımıza çıkar: Yerinden oynayan bir taşın yarattığı boyuna bir yarık ile zemin döşeme taşının kırılması veya aşınması sonucu oluşan yarık, birbirinden farklı dinamiklerde kendini gösterir. Benzer şekilde, molozlardan arındırılmış ve kentsel dönüşümü bekleyen bir arsa kentte geçici bir yarık olarak algılanabilirken, kent politikaları ve stratejileri nedeniyle ihmal edilen ya da atıl bırakılan bir alan da bir yarık olarak düşünülebilir. Sosyal ve mekânsal işlevlerini yitirmiş ya da bir müdahaleyi bekleyen bu alanlar kent dokusundaki çatlaklar olarak konumlanır. Diğer yandan, sıkışık bir kentsel düzende tanımlanmış bir kamusal alan da daha büyük ölçekte kamusal bir yarık olarak görülebilir. Bu tür alanlar kent yaşamında bir nefes alma fırsatı sunar. Çatlaklar yalnızca fiziksel boşluklar değil, aynı zamanda sosyokültürel ve politik anlamlar taşıyan, çeşitli ölçeklerde gözlemlenebilecek mekânsal aralıklar olarak karşımıza çıkar.

Farklı ölçeklerde kentsel çatlaklar,

Tuba Doğu ve Arkitera

Buraya kadar kabaca değinilen örnekler, çatlakların farklı yapılarda oluştuğunun göstergesidir. Bu çatlak yapıları, malzemeler ve onların farklı koşullardaki davranış biçimleri takip eder. Çatlaklar malzemenin anlık bir tasarım problemine kısa soluklu bir cevap olarak oluşabilir. Kalıcı niyetiyle yaklaşılan ancak geçici kalan kentsel müdahalelerde –örneğin süreli etkinlikler için gölge elemanı yerleştirilmesi veya kent mobilyalarının sabitlenmesi– kentsel zeminin delinmesi sıkça karşılaştığımız bir durumdur ve bu müdahaleler zeminde izler bırakır. Çatlaklar, betonun dehidre olup çatlaması gibi, malzemenin üretim aşamasında yaşanan sorunlardan kaynaklanabilir. Bu yapısal bir sorundur. Malzemenin ömrü bittiği için de oluşurlar; kopup giden bir duvardan geriye kalan izler olabilirler. Çatlaklar malzemenin işlevine uygun yerde kullanılmaması nedeniyle, örneğin kilit taşının üzerinden ağır vasıtaların geçeceği yere döşenmesi ya da fayans üzerine boya sıvanmasıyla oluşabilir.

Farklı yapılarda çatlaklar, Doğu ve Baloğlu, (2024)

Metin boyunca değinilen ve sayısı çoğaltılabilecek bu örneklerde sosyal, kültürel, toplumsal, doğal, ekonomik ve politik alanlardaki varlıklarına işaret edilen kentsel çatlakların bulundukları alanla ve alanlar-arası ilişkileri “Kusura Bak/ma” serisiyle ortaya çıkarılacak. Peki her gün karşılaştığımız fakat farkına varmadan yanından geçip gittiğimiz bu tuhaf/garip fakat tanıdık4 sokak manzaralarına yakından bakmak, bize kent okumalarında nasıl ilham olabilir? Bu ilham bizlere ne gibi yeni kent anlatıları sunabilir?

Devamı gelecek…

1. Doğu, T., Atmaca, H. (2024). “Ephemeral Landscapes: Civic Engagement for Urban Permeability”, Urban Futures-Cultural Pasts: Sustainable Cities, Cultures & Crafts, 15-17 Temmuz, Barselona, İspanya.

2. T. Doğu ve M. Baloğlu, “Urban Crack Networks as a Means For Street Literacy”, International City Street 6 Conference, 24-28 Eylül 2024, Üsküp, Kuzey Makedonya.

3. “Kusurluluk”, İstanbul’un kusursuzluktan uzak olmasının yanı sıra kentin dinamik yapısını çok katmanlı bir şekilde okumaya olanak tanıması itibarıyla, 2012 yılında gerçekleştirilen 1. İstanbul Tasarım Bienali’nin temasına adını vermiştir. İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu üyesi olan Deyan Sudjic tarafından önerilen kusurluluk kavramı “Yeni nesiller için harekete geçirici”, “ütopik bir bakış açısından vazgeçtiğimizi, onun yerine gündelik hayatın dağınık gerçekliğiyle çalışmaktan ilham aldığımızı kabullenmek” anlamına gelmektedir. Hareketlilik, dağınık gerçeklik, çokkatmanlılık gibi ifadelerle karşılık bulan kusurluluk teması, bu metinde bahsi geçen kentsel kusurlarla paralellik göstermesine karşın, burada değinilen kusurlar ölçek ve bağlam bakımında farklılık göstermekte ve kentsel çatlaklarla ilişkili olarak ele alınmaktadır.

4. Bu makalede, “tuhaf/garip fakat tanıdık” kent anlayışımızı sorgulamak için yüzeyin altını kazmayı ima ederken, “anlatı” yeni bir şey keşfetme ve kentler hakkında yeni bir haritalama ve düşünme yolu bulma olasılığını ifade etmektedir. Daha fazla bilgi için bkz. I. Borden ve J. Kerr, Strangely Familiar: Narratives of Architecture in the City, ed. A. Pivaro ve J. Rendell (Londra: Routledge, 1996).

çatlak, kent, kusur, Kusura Bak/ma, mekân, Melis Baloğlu, şehir, Tuba Doğu