KUSURA BAK/MA
Kentsel Çatlakların Ekolojisi?

Nebat, tabii cisimlerin ancak doğum, üreme ve gıdalanma bakımından birinci derecesidir. Nebat, varlığının devamı için kendi cinsinden “tohum” denen bir parça üretir. Dört kuvveti bulunur. Çekme, tutma, sindirme ve itme. […] Nebatların hadd ü hesabı yoktur.
—Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname, 1756

Bitkinin tüm hâllerinin saklı olduğu veri, uygun koşullarla karşılaşıp çatlayıncaya kadar tohumunda korunur. Tohum tüm genetik mirasın saklı olduğu bir arşiv işlevi görür. Çatlama eylemi de bir bakıma bu tohumun arşivinin kendi dışındakilerle paylaşılmasına vesile olur. Bitki ölçeğinde bir tohumun çatlaması yaşamsal bir faaliyetin habercisiyken, kentsel çatlaklar bu yaşamsal faaliyeti içine çeker; topladığı yağmur suyu, sakladığı yosunlar ve kuru yapraklarla mevsimsel olarak rüzgârla gelen tohumları tutar ve sindirir, zamanı gelince iter ve büyütür.

Çatlakların farklı özellikleri, insan dışı türler arasında bir arada yaşamaya olanak sağlayan unsurlar olarak düşünülebilir. Çatlaklar yaşama alanlarını nişlere bölerek ekolojik çeşitliliğin artmasını teşvik edebilir.1 Ekoloji, Dünya’daki yaşam formlarının karmaşık ve karşılıklı ilişkilerinin incelenmesi olduğundan, insan etkisi olmadan veya en az insan etkisiyle çatlak mikro-habitatlarda etkileşimli ekosistemlerin incelenmesine izin verir. Sonuç olarak, çıplak gözle görülemeyecek denli küçük çatlaklar dahi ayrışmayı kolaylaştırarak kentsel biyoçeşitliliğe katkıda bulunabilir. Bu çatlaklardaki beraberlik bir nevi birlikte evrimdir.2 Çatlaklar canlılara ev sahipliği yaparken, canlılar da şeklini aldığı çatlağın malzemesi yaşlanırken onun korunmasına olanak sağlar. Malzemesi yaş alan bir cephenin zamanla aşınmasıyla oluşan çatlakları doldurarak ya da bizzat cephenin kendi yüzeyini çatlatarak onu iyileştirebilir. 

Doğal malzemeyle sıvanmış bir cephenin sıvasıyla adeta bir kolaj oluşturmuş sarmaşık, cepheyle beraber büyür ve yaşlanır. Artık sarmaşık cepheden, cephe de sarmaşıktan bağımsız düşünülemez. Zamanla güçlenen bu ilişkide çatlak ekosisteminin her bir üyesi, tarihsel süreç içerisinde maruz kalınan savaşlar ve depremler gibi türlü yıkımlara karşı yapıları asırlarca korur, güvende tutar ve yaşatır. Bu anlamda mikro çatlak ekosistemi, yapısal çatlağı korurken kendi de aslında bir çatlak aralar. Yaş alan, canlı ve cansız varlıkların eşit derecede öneme sahip olduğunu tartışmaya süre geldiğimiz günümüzde, çatlaklar adeta “Yaşlanmak da yaşamaktır!” der.

Sarmaşık bir bitkinin hem çatlattığı hem de çatlak sıvalarına tutunduğu bir cephe, Zanzibar, Tanzanya, fotoğraf: Melis Baloğlu (solda); asırlık bir ağaç gövdesinin zamana direnen tarihi eseri ayakta tutarak ona statik işlev görmesi, Siem Reap, Kamboçya, fotoğraf: Tuba Doğu (sağda)

Kent üzerine çalışmalarda “çatlak” ve “kentsel vahşi doğa” kavramları birbiriyle giderek daha fazla ilişkilendirilmektedir. Yuan ve Martin ve Hill, kentsel vahşi doğa terimini kullanmakta ve çatlak habitatlarına yaban hayatı, ekolojik bağlantı ve esneklik kaynağı olarak yaklaşmaktadır.3 Kentte ekolojik bağlantı olarak görülen çatlaklar, doğanın içine sızabildiği alanlardır. Vahşi doğanın ele geçirdiği bu kentsel sızıntılar, vahşi doğayla kıyaslanamayacak kadar küçük ölçekli olsa da yaşamsal yerlerdir. Bu yaşamsal alanları tanımlayan yabani kent bitkileri üzerine bir kesit sunan Future Green Studio, Spontaneous Urban Plants: Weeds in NYC adlı kitabında şu soruyu sorar: İnsan eli değmeden yetişen yabani kent bitkilerinin olumsuz algısına karşın muhtemel olumlu katkılarını değerlendirmek mümkün müdür?4 Yabani otların kent ekosistemindeki rolünü araştıran ve yol kenarlarında, tel örgüler arasında ve kaldırım çatlaklarında hayat bulan türleri keşfeden stüdyo, bu keşfi kent sakinleriyle paylaşarak yabani kent otlarına yönelik olumsuz toplumsal algıyı değiştirme amacı taşır.

Küçük ölçekli yaşamsal bir çatlaktaki mantar, Zanzibar, Tanzanya (üstte) ve çatlaklar aracılığıyla kendi ekolojik sistemini kuran bir bitki, Gaziemir, İzmir (altta), fotoğraf: Melis Baloğlu

Kentsel ekolojiyi benimsemiş yöntemlerde kimi alanları bakir doğaya5 bırakmak da bir yöntemdir. Terk edilen, üzeri sıvanıp tamir edilmeyen ya da güzellenmeyen kentsel çatlaklar, bir bakıma insan eli değmeden yaygın olarak yabani otlar (nadiren de yenilebilir bitkiler) ve hayvanlar tarafından kolonize edilip bakir doğaya bırakılır. Bu ekolojik çeşitlilik sağlayan artık alanlar üçüncü peyzajlar6 olarak da tanımlanır. Bakir doğada çatlakların içinde de oldukça zengin bir ekosistem vardır. Kaya gibi sert bir doğa parçasının bile çatlağı olmakta ve bu çatlak farklı bitkilere yuva olmaktadır. Aynı zamanda ağaç kütüğünün çatlakları, malzemesinin doğası gereği suyu tutması ve yavaşça bırakması nedeniyle mantarlar için bir konak oluşturmaktadır.

Bakir doğada bulunan ağaç kütüğü ve kaya gibi çatlakların içinden yeşeren mantarlar ve bitkiler, Klaros antik kenti çevresi, Özdere, fotoğraf: Melis Baloğlu
Bitkilerin kolonize ettiği insan yapımı bir ürünün çatlağının ekolojisi, KültürPark İzmir (solda), bir ağaç olarak köklenmeye hazır merdivenden sızan bir bitki Zanzibar, Tanzanya (sağda), fotoğraf: Melis Baloğlu

İnsan dışı şeylerin konakları da olan çatlaklar, bitkiler dışındaki canlılara da yuva olur. Farklı çevresel koşullara karşı korunaklı oldukları için, zaman içinde ekolojik adaptasyonlar yaratma potansiyeline sahiptirler. Üzerinden sıklıkla geçtiğimiz Bryum, Kimmerer’in deyişiyle çatlaklara özgü yosun,7 tam da bahsettiğimiz bu doğası gereği korunaklı ve yağmur sonrası içinde nem kalan bu yarıklara özgüdür. Doğal güçler de çatlakları oluşturabilir. Yaşlı ağaçlar etraftaki malzemeleri kökleriyle çatlatabilir. Diğer yandan, su da bulunduğu ortamı yavaş yavaş aşındırır ve çatlatır. Çatlak ve yosun birbiriyle mütüalist bir ilişki kurabilir. Yosunlu bir çatı, kiremitleri yoğun güneşe maruz kalmanın neden olduğu çatlama ve kıvrılmalardan koruyabilir. Yosun yaz aylarında serinletici bir tabaka oluşturur ve yağmur yağdığında yağmur suyu akışını yavaşlatır.

Çatlaklara özgü yosun, Kula,
fotoğraf: Melis Baloğlu
Yaşlı bir ağacın köklerinin hareketiyle çatlayan malzeme ve yeniden yeşeren genç kök, Zanzibar, Tanzanya (solda), suyun hareketiyle ve nemle çatlayan malzeme (sağda), fotoğraf: Melis Baloğlu

Son söz yerine,

Her şey birbiriyle bağlantılıdır
Her şey bir yere gider
Hiçbir şey sonsuz değildir
Son sözü doğa söyler
—Ernest Callenbach

1. Vahşi yaşam geçitleri [wildlife crossings] ya da diğer adıyla ekolojik koridorlar, vahşi doğada yaşayan canlıların insan yapımı engelleri aşmasını sağlayan yapılardır. Bu bağlamda, otoyollar vahşi doğayı ayıran müdahaleler olarak düşünülebilirken, ekolojik çatlaklar olarak vahşi yaşam geçitleri bu müdahalelerin yeniden birleştiricileri hâline gelir.

2. Ernest Callenbach “birlikte evrim” kavramını, Ekoloji: Cep Rehberi kitabında türlerin bir arada fiziksel, kimyasal ve biyolojik unsurların etkisi altında göz alıcı bir şekilde evrimleşmesinden söz ederken kullanır. Bkz. E. Callenbach, Ekoloji: Cep Rehberi (İstanbul: Sinek Sekiz Yayınevi, 2010), 58.

3. V.G. Martin ve M. Hill, Urban Wildness—A More Correct Term Than “Urban Wilderness”, Landsc. Archit. Front. 9, sy. 1 (2021): 80‒91; J. Yuan, Urban Wilderness: Nature and the Potential in the Urban Cracks. Landsc. Archit. Front., 9, sy. 1 (2021): 10‒13.

4. D. Seiter ve Future Green Studio, Spontaneous Urban Plants: Weeds in NYC (Archer, 2016).

5. Callenbach, “bakir doğa” kavramını kentsel ekolojilerde sürdürülebilirliği sağlamak için elzem olduğundan söz ederken kullanır; age, 4.

6. “Üçüncü Peyzaj”, [The Third Landscape] insan dışı peyzaj evrimi alanlarının geniş bir kategorisidir; daha spesifik olan les delaisses ise yabani bitkiler ve hayvanlar tarafından kolonize edilen artık yerlerdir. Bkz. P. Barron ve M. Mariani (ed.), Terrain Vague: Interstices at the Edge of the Pale, 1. baskı (Routledge, 2013), 4.

7. Bryum, çatlaklara özgü yosun [the quintessential moss of sidewalk cracks]: Robin Wall Kimmerer Gathering Moss: A Natural and Cultural History of Mosses (2003) adlı kitabında, yosunların ağaç kütükleri ya da kaldırım çatlaklarına nasıl adapte olduğunu anlatır. Ebat olarak küçük oluşlarının yosunların yaşama adaptasyonunda ne kadar önemli bir rol oynadığının ve büyük bitkilerden geri kalan çatlaklarda nasıl var olduklarının altını çizer.

bitki, çatlak, doğa, kent, kusur, Kusura Bak/ma, mekân, Melis Baloğlu, şehir, tohum, Tuba Doğu