Görevlisi A5’in
“Fatal Manhattan”
Analiz Raporu*
[Veri Girdisi 01: Navigasyon Hatası]
Döngüye girişimin on yedinci seferinde navigasyon sistemimdeki 0.0001’lik hata beni Dünya’nın en tuhaf yarı-gerçeklik noktasına fırlattı. Sekiz solucan deliğinden geçip doksan sekiz yerine doksan dokuz asteroite çarpmam, evrenin kara mizahının bir parçası olmalıydı. Çünkü vardığım yer (Değirmendere [Millcreek]) öyle bir yerdi ki ancak Philip K. Dick ile Franz Kafka’nın beraber sarhoş olduğu bir gece yazılabilirdi.
Gittiği yerlerden veri ve örnekler toplayan kozmik latte yakalı bir arşivciyim, bu dünyada mavi yakalı işçiye karşılık geliyor. İşimin heyecan verici veya mistik bir tarafı yok, hatta şöyle söyleyebilirim, bu tip işleri benim gibi etnik kökeni alien olanlara verirler. Veri vakumlayıcı dediğimiz bir aletle seyahat ederiz (siz Dünyalıların elektrikli süpürgelerine şaşırtıcı derecede benzer) ve daha sonra toplanan verileri deşifre ederiz. Biraz ağır bir işçilik gerektirir hem fiziksel hem de zihinsel olarak.
[Veri Girdisi 02: İniş ve Çevreyi Keşif]
Değirmendere’ye iniş yaptığımızda görüş açım çok netti, güneş son derece görünürdü. Etraf farklı canlı türleriyle cevriliydi. Maalesef veri vakumlayıcım canlı olan hiçbir şeyi hafızasına yükleyemediği için bazı kayıtlarımı sadece yazılı veri olarak vereceğim.
[Bilgi Girdisi]
Veri vakumlayıcım ilk açılışta “Hava Kalitesi: İnsanlıkdışı” uyarısı verdi. Akciğer kanseri vakalarının en sık görüldüğü yerin bu kasaba olduğunu öğrenmem şaşırtıcı olmadı.
[Veri Girdisi 03: Çevresel ve Politik Paradokslar]
Denizin kenarında dar bir yolda yürümeye başlamıştım. Karşımda muhtemelen çok eski teknolojiye sahip bir rafineri vardı. İsmi Tüpraş Petrol Rafinerisi. Böyle eski ve tehlikeli bir yapının yaşam barındıran bir yerleşime bu derece yakın olması nedendi?
[Bilgi Girdisi]
Tüpraş Petrol Rafinerisi bir zamanlar ülkenin belkemiği, en büyük ve en kârlı şirketiydi. Kamunun elindeki en değerli varlıktı. 2005 yılında satılmasıyla da yeni Türkiye şekillenmesinin ve diğer her şeyin satışının önü açıldı. Ek bilgi olarak: Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in KGB’de staj için gittiği ilk yerin burası olduğunu, yapım aşamasındaki Tüpraş’ın fotoğraflarını çekerken yakalandığını ve sınır dışı edildiğini öğrendim.
Yürümeye devam ettikçe denizin içinden çıkan birtakım heykeller görmeye başladım. Heykelleri denizin içine monte etmelerinin sebebi neydi? İşler gittikçe heyecan verici olmaya başladı. İlk defa bir görevim bu derece merak uyandırıcıydı. Ve her nasılsa veri vakumlayıcımla burada dolaşırken kendimi yabancı gibi hissetmiyordum.
[Bilgi Girdisi]
Dünya yılıyla 17 Ağustos 1999’da burada büyük bir depremin gerçekleşmiş olduğunu ve sahil kısmının, hatta evlerin bir kısmının su altında kalmış bulunduğunu öğrendim. Bu, tüm o saykodelik sanat yerleştirmelerini açıklıyordu.
[Veri Girdisi 04: Sosyal Soykodelya: Atatürkçü Düşünce Diskosu]
Kurucu önderleri olan Atatürk’ün devrim ve ilkelerini yaşatmak icin açtıkları Atatürkçü Düşünce Derneği’nin önünden geçtim. İçeride, aynalarla kaplı, ışıklı bir küre gözüme çarptı. Bu basbayağı bir disko topuydu! Yani bu kült yapı aslına bakarsanız bir disko muydu? Evet, gözlerimle gördüm ki içinde bir disko topu vardı. Sanırım onlar için politik tartışmalar dans edilerek yapılıyordu. Kendimi tutamadım ve bunun aslını öğrenmek için bir oturuma katıldım. Anladığım kadarıyla bir veya birkaç fikir ortaya atıldıktan sonra fikirleri sindirmek için dans edilmesi gerekiyordu ve bunun için güneşin batması lazımdı. Aynalarla kaplı, perspektif ve ışık kırıcı, sürekli dönen bu cismin altında bir süre vakit geçirdikten sonra kendimi yeniden sahile attım.
[Veri Girdisi 05: Sosyalleşme ve Sahil Ritüelleri]
Güneş batmıştı. Tüpraş Petrol Rafinerisi canavar görüntüsünden çıkıp bir çeşit ışık gösterisine dönüşmüştü. Bu görüntü bende nostalji duygusu uyandırdı. Geldiğim yerde eskiden bu tip yapılar çoktu.
[Bilgi Girdisi]
Paralel evrende, annemin bu kasabada doğmuş olduğunu öğrendim.
Sahil şeridi tamamen kasabalılarla dolmuştu. Ellerinde alkollü içeceklerle yarı melankoli, yarı kutlama hâlindelerdi. Tüpraş’ın özelleştirilmesiyle gelen sömürü ve sonrasında kasabayı alt üst eden deprem, onların her akşam bir araya gelip birbirlerine gündelik raporlar vermelerine engel teşkil etmiyordu. Sanki o yapı onların sunağı, patlamaya hazır iç çekirdeği ve yin yang’ıydı. Hayattan, varoluştan, aşktan, politikadan ve felsefeden bahsediyorlardı. En önemlisi, burayı akşam olunca “Manhattan” olarak adlandırıyorlardı. Ölüm umurlarında bile değildi. Bu saykodelik yarımada, jeopolitik stratejisinden bağımsız olarak, disko topu altında seküler konuşmalar yapan ve akşamları Manhattan manzarasına karşı içen bir grup ölüme karşı kılıç savuran Değirmendere şövalyesinin kalesiydi.
Bir canlı, mezarına nasıl bu denli hayranlık duyabilirdi?
[Veri Girdisi 06: Analiz]
Belki tüm bunlar esir düşülen sistemlere karşı bir kaçış deliğiydi, bir bug… Ve belki de devrim öğrenilmiş kaçış evrenlerimizdeki solucan deliklerinde yatıyordur.
Ne de olsa…
Esir düşmek mesele değil…
Mesele şu ki…
Mesele şu ki…
Teslim olmamak mesele!
[Sinyal Sonu]
* Bu metin, Aslı Dinç’in 2018 yılında gerçekleştirmiş olduğu Fatal Manhattan adlı lecture-performance’ın bir uzantısı olan metnin gözden geçirilmiş ve düzenlenmiş hâlidir.
