BAKIRKÖY 1. AİLE MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİ’NE
DOSYA NO: 2014/... E.
CEVAP VEREN DAVALI: Taylan ÖZTÜRK // T.C. NO: ……………....
Adres: ………………...
DAVACI: Belgin ÖZTÜRK // T.C. NO: …….............
Adres: …………………
KONU: DAVAYA KARŞI CEVAPLARIMIZIN SUNULMASIDIR
AÇIKLAMALAR:
1- Davacının da belirttiği üzere kendisiyle 21.07.1990 tarihinde evlendik ve bu evlilik birliğinden de iki çocuğumuz oldu. Yağmur ÖZTÜRK (d. 1991) ve Tunç ÖZTÜRK (d. 1993) isimli çocuklarımız henüz reşit olmadıklarından dolayı velayetleri söz konusudur. Kızım Yağmur benimle, oğlum ise annesiyle birlikte yaşamaktadır.
2- Davacının dava dilekçesindeki iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu ifadeler gerçeği yansıtmamaktadır. Evlilik birliğimizde eğer kusurlu bir taraf var ise, o da davacının bizzat kendisidir. Kendisi evine, ailesine karşı sorumsuz ve ilgisiz tavırlarıyla ve hatta sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediğine dair şüphe uyandıran davranışlarıyla evlilik birliğimizi çekilmez hâle getirmiştir.
3- Davacı evlendiğimizden bu yana ruhen ve fikren anlaşamadığımızı beyan etmiştir. Bu doğru değildir. Sayın Mahkeme tarafından da takdir edileceği üzere baştan beri bu denli anlaşmazlıkların olduğu bir evliliğin bunca yıldır sürmesi mümkün değildir.
Üstelik başlarda evliliğimizde herhangi bir sorun mevcut değildi. 1995 yılına kadar mutlu bir yuva sahibiydik. Nitekim bu evliliğimizden beyan ettiğim üzere müşterek iki çocuğumuz olmuştur. Evlilikte bu dönemde bir sorun olmadığına tüm yakınlarımız tanıktır. Yani tanık olmaları gerekir. Evimize gelmişler, misafir olmuşlar, yemişler, içmişlerdir. Aksi beyanları nankörlük olur. Gerçi nankörlüğün çokça görüldüğü düşünüldüğünde Sayın Mahkeme bu konudaki endişelerime hak verecektir.
Ben evlendiğimizden beri, Fatih semtinde küçük bir züccaciye dükkânına sahibim. Ne var ki, dükkân kayınbabam ile karımın üzerinedir. Yani resmî olmasa da burada kiracıyım. Ara ara geciktirsem de evlendiğimizden beri işletmecisi olduğum bu dükkânın kirasını ödemekteyim. Yani hem kayınbabamın kızına ve torunlarına ekmek götürmekteyim hem de ona kira ödemekteyim. Sayın Mahkeme bilmelidir ki, davacı ve babası eğer kira vermediğimi söyleyecek olurlarsa, bu külliyen yalandır.
Vuku bulan üzücü hadiselerin seyri ise şu şekildedir: 1999 yılında çocuklarımız artık kısmen büyüyüp, istek ve ihtiyaçları artınca karımın da çalışmasına karar verdik. Ben karıma bu süreçte sonuna kadar maddi ve manevi olarak destek oldum. Karım, benim de desteğimle bu tarihten itibaren züccaciye dükkânımda, yanımda çalışmaya başladı. (Kendisinin başka bir yerde çalışması zaten milletçe benimsediğimiz ve manevi dirliğimizi muhafaza eden örf ve ahlak gereği, Sayın Mahkeme’nin de hak vereceği üzere uygun olmazdı.) O dönemde karıma “Belgin Dizayn” adı altında kartvizit dahi bastırdım. Bu isim altında kendisi hem dükkânda bana yardım etti, hem de boncuk işleme işi yapmaya başladı. Ne var ki davacı bu süreçle birlikte evlilik birliğinin ve hatta anneliğin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemeye, ev işlerini, beni ve çocuklarımızı ihmal etmeye başladı. Davacının evine ve ailesine karşı ilgisizliği ve duyarsızlığı nedeniyle paylaşımlarımız gittikçe azaldı. (Davacı o dönemde benim hiç dükkânla ilgilenmediğimi, başıboş gezmeye başladığımı, kendisinin ne yaptığımı bilmediğini söyleyerek, ihmal ettiği sorumluluklarıyla ortaya çıkan suçluluk duygusunu zannedersem bastırmaya çalışmaktadır.) Ben tüm bunlara rağmen bu sürecin bir geçiş dönemi olduğunu düşünerek eşime destek oldum. Dahası kendisinin geriye dönük kimi borçlarını ödemek için ... Bankası, Fatih Şubesi’nden 10.000 TL kredi çektim. (Kredi sözleşmesi ve banka kayıtlarıyla ispat edilecektir.) Bu parayla kendisinin geriye dönük borçlarını ödedim. Kalan parayla kendisine işiyle ilgili bir makine aldık. (Faturayla ispat edilecektir.) Makineyi, kendisinin boncuk işleme işini yürütebileceği dükkânın alt katındaki yarı bodrum olan büyük depoya koyduk. Bu noktada kendisinin, onu züccaciyenin altındaki depoda alıkoyduğumu, isteği dışında da çok uzun saatler makinenin başında zorla çalıştırdığımı söylemesi vicdanları yaralayan bir yalandan ibarettir.
Ne var ki işler üç-dört ay süreyle beklediğimiz gibi gitmedi. İlgili makine firmasına olan makine borcunu ödemek için 2011 yılının Kasım ayında ... Bankası, Fatih Şubesi’nden tekrar 5.200 TL kredi çektim. (Kredi sözleşmesi ve banka kayıtlarıyla ispat edilecektir.) Bu parayla makine borcunun bir kısmını ve yine kendisinin etrafa olan borçlarını ödedim. (Tüm bu hususlar tanık ifadeleriyle de ispat edilebilecektir.) Ayrıca eşimin konu komşuya nasıl böyle elden borçlandığını da halen anlamış değilim.
Davacı dilekçesinde benim evimizle ve kendisiyle ilgilenmediğimi ileri sürmüş, kendisine fiziksel şiddet uyguladığımı, bunun yanı sıra kumar oynadığımı, bu oyunlarda borçlandığımı, bu borcu kapatmak için kendisini bahane ederek kredi çektiğimi söylemiştir. Bir kere böyle bir şey katiyen mümkün değildir, zira herkes tarafından bilindiği üzere ülkemizde kumar oynamak ve oynatmak kanunlarca yasaklanmıştır. Kanun ve din dışı bu aczin tarafıma yakıştırılması ise beni ayrıca üzmekte, yaralamaktadır. Bunun kesinlikle gerçekle ilgisi olmadığını, saydığım sadece bu birkaç fedakârlığım bile ispatlamaktadır. Kendisinin iş hayatına atılmasını sağlamakla kalmayıp devamında da kendisine verdiğim tüm maddi ve manevi destek, davacının ifadelerinin gerçeklikten uzak olduğunu gözler önüne sermektedir. Öyle ki davacı için yaptığım bu fedakârlıklar benim işlerimin aksamasına dahi sebep olmuştur. Ben bunca yıllık yaşantımda hiçbir bankadan kredi kullanmadığım hâlde kendisi için birçok kez kredi çekmiş ve borçlanmış bulunmaktayım. Bunu evim ve yuvam için, eşime destek olmak için yaptım. (Bu hususlar da yine tanık ifadeleriyle pekâlâ ispatlanabilecektir.) Ayrıca alıkoyulan, kendisine fiziksel şiddet uygulanan, zorla, kendi isteği dışında çalıştırılan bir kadının bunca yıl susması da hiç mi hiç inandırıcı değildir.
Dahası bırakın alıkoyulmayı kendisinin gözünü bu dönemde hırs bürümüştür. Zira 2011 yılının son çeyreğinde işlerinin açılacağını söyleyerek işine yatırım yapmak istediğini ifade etmiş, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’ndan kredi çekmek istediğini söylemiştir. Bu parayla benim ... Bankası’ndan aldığım eski kredi borçlarını kapatacağını, geri kalan parayla da kendi işini büyüteceğini söyleyerek, kayınbabam üzerine olan dükkânımı ipotek etmemi istemiştir. Bunun için beni, kayınbabamı ikna etmek üzere zorlamıştır. (Sayın Mahkeme bilmelidir ki kayınbabamı kendi rahmetli babacığımdan ayrı görmem. Onun mevcudiyetinin bize getirdiği dirayetten güç alır, onun görüp geçirmişliği karşısında saygıyla eğilir, ağzından çıkacak kelamı her daim vazife bellerim. Haddizatında, özellikle de okumuş, görmüş geçirmiş arkadaşların yanında kendisini öve öve bitiremem. İltifatlarım çoğunlukla iyi insan olma hususunun ve hikmet ilmini kendisinden öğrendiğimiz bu yüce zatın şefaati içindir. Müşterek arzumuz, kızının yani karımın ıslah olması olduğundan bu kredi olayına kendileri yüce gönüllülük gösterip destek vermişler, önce dükkânın tamamını kızının üzerine geçirmişlerdir. Yine de benim gönlüm bu duruma tamamen razı olmamıştır. Kendisine bugüne değin elden kira vermeye devam etme sebebim de işte budur. Ne var ki, atalarımızın dediği üzere, insanların ağzında torba yok ki büzesin; kayınbabamın apartmanındaki konu komşusunun pek az bir kısmı, özellikle de ikinci katta sürekli camda duran Melahat isimli şeref yoksunu kadın, bu yaşlı ve ulu insanı, elden ayaktan düşünce, sık sık ziyaret edip, ona eziyet ettiğim söylentisini yaymışlardır. Kayınbabama, hayır öz babam gibi sevdiğim bu ulu insana yaptığım insani ziyaretleri kötüye yoranları Sayın Mahkeme’nin huzurunda, Allah’a havale ediyorum. Bu noktada Allah şahidimdir.)
Velhasıl, ben davacıyı, o dönemde endişelerim olmakla birlikte destekledim: 2011 yılının Aralık ayında devletin ilgili bankasının Fatih Şubesi’nden 44.000 TL’lik ilgili krediyi kendisi çekti. Kendisine kefil olan kayınbabamı da yine ben ikna ettim. (Kredi sözleşmesi ve banka kayıtlarıyla ispat edilebilecektir.) Davacı geçmiş borçlarımı ödemek yerine benden habersiz kendisine 2007 model, 27.000 TL değerinde peşin parayla … marka önden çekişli, oldukça diri, arka ve arka yan camlarında nedense siyah perde bulunan, kırmızı bir binek otomobil aldı. Ben yine de “Hevesini alsın” diyerek ses etmedim, ne var ki bir süre sonra borçlarımızı kapatmamız gerektiği için bu arabayı satmamız gerektiğini söyledim. Kendisini ikna çabalarım nihayet sonuç verdi. O işleriyle çok yoğun olduğundan ve arabanın satılması eşimi üzeceğinden o dönemde arabanın satış sorumluluğunu ben üzerime aldım. Ne var ki, hâlâ daha bu binek otomobili elden çıkarmak mümkün olmamıştır. İsteyince öyle temiz ve güvenilir bir müşteri hemencecik bulunmuyor ki... Bu sebeple davacının benim arabayla kimi yasadışı faaliyetler içine girdiğimi söylemesi, aracın içinde ahlaka mugayir davranışlar sergilediğimi, insanları taciz ettiğimi söylemesi, mahallelimize türlü rahatsızlıklar verdiğimi ifade etmesi inandırıcı değildir. Tersine davacı, arabayı aldığı dönemde geri kalan parayı da evin ortak giderleri ve borçları için değil, kendisi için harcamıştır. Davacının bu sorumsuzca tavırları aramızın giderek açılmasına sebep olmuştur.
Ne var ki, 2012 yılının Ocak ayında kendisinin işleri açıldı. Bu süreçte dükkânın deposu iyiden iyiye bir atölye görünümüne kavuştu. Bu dönemde çok yakın arkadaşım Rıza YILMAZ’ın iki kızı da karımın altında atölyede çalışmaya başlamıştır. Karım bu dönemde eve sürekli geç gelmeye başladı. Evi çok daha fazla ihmal etti. Çocuklarıyla dahi ilgilenmemeye başladı. Bir eş olarak evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumlulukları dahi yerine getirmez oldu. (Beni türlü fikirlerine ikna etmek için kullandığı eşlik vazifesini bu dönemde hiç göremedim.) Yine de işleri yoğun olduğundan kendisine son derece anlayışlı davrandım. Fakat benim kendisine olan tüm desteğim ve anlayışıma rağmen o, daha da uzaklaştı, ilgisizleşti. Davacının bana ve çocuklarımıza karşı davranışları bile giderek değişti. Beni küçümser tavırlar takınmaya başladı, konuşmaları değişti, paylaşımlarımız tamamen yok oldu. Ev işlerini daha şunun şurasında on iki yaşında olan kızıma yükledi.
Ailesine karşı bu denli duyarsız ve ilgisiz kalmasına gerekçe olarak sadece işlerinin yoğunluğunun gösterilemeyeceği açıktır. Ben yine de bu süreçte sorunları çözmek ve kendisine destek olmak için, dükkânda ve depoda başında durdum. Akşamları birlikte eve dönerek vakit geçirmeyi teklif ettim, dahası bu sayede arkadaşım Rıza’nın da kızlarını eve bırakarak insani bir vazife üstlenmiş oluyordum. Oysa o işlerini benden gizleyerek yürütmeye başladı. Camiye veya çarşıya gittiğimde ya da bir işim olduğundan dükkânda bulunmadığım sırada kendisini bir ihtiyacı olup olmadığını sormak için aradığımda ya da aynı şekilde ev ihtiyaçları için bilgilendirmeye çalıştığımda ya da hakkaniyetli bir eş olarak kendisini merak ettiğimde telefonunu açmaz oldu. Bu süreçte evlilik akdine uygun olmayan tavırlar sergilemesi nedeniyle tartışmalarımız giderek arttı.
Kendisinin sorumsuz ve ilgisiz tavırları nedeniyle yuvamızın huzuru bozuldu. Bu sürece müşterek çocuklarımız da tanık olmuştur. 2013 yılının Mart ayında bir gün iş dönüşü, çocuklar daha fazla etkilenmesin diye kendisiyle dışarıda konuşmak istedim. Bu konuşma kendisinin almış olduğu arabada gerçekleşti. Kendisine çocuklarımızın mutsuz olduğunu, dükkânı uğruna ailesini ihmal ettiğini, böyle giderse birbirimizi kaybedeceğimizi, evimizin huzuru için çalışma yoğunluğunu azaltmasını hatta dükkânı kapatmasını istediğimi söyledim. Bunun üzerine kendisi bana “Sen kim oluyorsun? Sen kimsin de benim işlerime karışıyorsun?” dedi ve yüzüme tükürdü. Ardından çok şiddetli bir şekilde bağırmaya başladı. Adeta sinir krizi geçirmekteydi, kendini kaybederek kafasını sağa sola vurmaya başladı. Ben de daha kötü şeyler olmasın diye, biraz da korkudan ve şaşkınlıktan, çevreye de rezil olmamak için hemen arabadan indim. O geçirdiği bu sinir krizinden haksız bir şekilde faydalanarak beni şikâyet etmiştir. Bu ifadeleri karakolda ve mahkemede aynen tekrarladım. (Karakoldaki ve savcılıktaki ifade tutanaklarıyla ispat edilecektir.) Olaydan sonra Rıza’nın kızlarıyla ortadan kayboldular, iki gün haber alamadım. İki gün sonra benim kendisini evine dönmeye (karakolda) ikna etmeye çalışmama rağmen, “Ben ekonomik bağımsızlığını kazanmış güçlü bir kadınım” diyerek beni, evini ve iki çocuğunu terk ettiğini söyledi. (Rıza’nın kızlarının nerede olduğunu bilmediğime ilişkin karakol ve savcılıktaki ifademi aynen tekrarlamak isterim. Bu kızların masumiyetine inanmakla birlikte özellikle büyük olanın –adını ne yazık ki hatırlamıyorum– gözü dışarıda bir tip olduğunu, bu yüzden bu kızların Allah muhafaza her türlü kötü yola sapmış olabileceğini ifademe eklemek isterim.)
Bir ay boyunca kendisini evine dönmesini ve çocuklarına annelik yapmasını bekledim. O ise bir ay sonra ev tutup, kendi evini düzenleyip, eşya alıp başka bir yere yerleşti. Buna karşın, yine de onu düşünerek yalnız kalmaması için oğlumu yanına gönderdim. (Kızım baba ocağının sıcaklığını hissettiği için müsterihim. Ama oğlum için bir taraftan da üzülmekteyim.) Davacının evlilik birliğini sona erdirmek istemesine sebep olarak diğer tüm iddialarıyla birlikte aramızda “şiddetli geçimsizlik” olduğunu ileri sürmesi samimi değildir. Kendisine ve çocuklarıma ilişkin “alıkoyma” ve “istismar” gibi tüm suçlamalar ise külliyen yalandır. Tartışmalarımız ve anlaşmazlıklarımız her evlilikte yaşananlardan farklı değildir. Üstelik bu ifadelerini en başta değil de şimdi dile getiriyor olması manidardır.
Davacının boşanmak istemesinin sebebi elbette beni de düşündürmüştür. Eş olarak bana karşı ilgisizliği ve birtakım şüphe veren davranışları böylelikle anlam kazanmıştır. Davacı evi terk ettiği güne kadar evlilik birliğinin çiftlere yüklediği en önemli yükümlülüklerden olan sadakat yükümlülüğüne uygun olmayan davranışları kanımca sergilemiştir. Eve her gece geç gelmesinin yanı sıra kendisine karışmamamı, bana hesap vermek istemediğini söylemiş, bekâr bir insan gibi yaşamak istemiştir. Erken geldiği zaman benimle konuşmak, çocukları ve ev işleriyle ilgilenmek yerine her gece saat 3’e kimi zaman 4’e kadar Facebook gibi sosyal paylaşım ve arkadaşlık sitelerinde vakit geçirmiştir. Evli barklı kadının bu gibi sitelerde ne gibi işleri olabileceği herkesin malumudur.
Yine de bu süreçte benim, ev huzuru daha fazla kaçmasın, evlatlarımla aram açılmasın diye çoğu zaman susmayı tercih ettiğimi Sayın Mahkeme’ye itiraf etmem gerekiyor. Bir erkeğin üstlenmesi gereken vazifeleri, koruma, kollama, gözetme gibi önemli hususları tüm bu dönem boyunca ihmal etmiş olmalıyım. Zira davacının bana karşı ilgisizliği ile şüphe uyandıran davranışları da o dönemde gittikçe artmış bulunmaktadır. Hafta sonları, benim tanımadığım arkadaşlarıyla kahvaltıya gitmeye başlamış, yanımda kimi zaman özel numaralardan aranmış, yine yanımda konuşmaktan imtina edip bu aramaları kapatmıştır. Bir kez daha ifade etmek isterim ki bu davranışlar rahatsızlık verici ve şüphe uyandırıcı bir hâl almıştır. Davacı manevi anlamda beni çok yıpratmış ve şüpheli tavırlarıyla kendimi ihanete uğramış gibi hissetmeme neden olarak erkeklik gururumu kırmıştır.
Beni sürekli küçümseyerek ve erkeklik gururumu aşağılayarak evliliğimizin fiilen bitmesine kendisi sebep olmuştur. Evlilik birliğimizin çekilmez hâle gelmesine davacı kendi kusurlu davranışlarıyla sebep olmuştur. Aynı şekilde ayrılık sürecinden itibaren davacı, dükkânımı ipotek ettirdiğim kredi borcunun taksitlerini kazandıkça ödeyecek olmasına karşın kredi taksitlerini aksatmaya başlamıştır. Bu, tek gelir kaynağım olan dükkânımın akıbetiyle (ve hasta kayınbabama duyduğum sorumlulukla) ilgili olarak beni endişelendirmektedir.
4- Ayrıca davacının maddi ve manevi tazminat talebinin de reddini talep ediyorum. Evlilik birliğinin çekilmez hâle gelmesinde kusurlu olan taraf davacının kendisidir. Sorumsuz ve ilgisiz davranışları nedeniyle evliliğimizin çekilmez hâle gelmesine yol açarak hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi beni sürekli küçük görmesi, aşağılaması sebebiyle de bu süreçte asıl yıpranan ve yorulan taraf ben oldum. Tanık ifadeleriyle de ispat edebileceğim üzere davacı evliliğimiz süresince ve özellikle de tartışmalarımız sırasında bana karşı rencide edici ve aşağılayıcı ifadelerde bulunmuştur ve bu tür davranışları benim kendime olan güvenimin kırılmasına ve psikolojimin bozulmasına neden olmuştur. Ayrıca davacının sadakatsizliğe dair şüphe uyandıran tavırları sebebiyle de erkeklik gururum kırılmıştır. Davacının tüm bu kusurlu davranışları sebebiyle manevi ve maddi açıdan asıl zarar gören ben olduğumdan davacının maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmelidir.
5- Davacının nafaka taleplerinin reddine karar verilmelidir. Öncelikle evlilik birliğimizde yaşanan sorunlarda asıl kusurlu olan taraf davacıdır. Buna rağmen kendisine nafaka verilmesini talep etmesi hakkaniyete aykırıdır. Ayrıca kendisinin aylık kazancı da benden fazladır. Kendi isteğiyle aldığı kredi dikkate alındığında nafakaya ihtiyaç duymadığı ortadadır. Bu sebeplerle hükmedilmiş olan tedbir nafakasının kaldırılması ile dava sonucunda davacının kendisine yönelik yoksulluk nafakası talebinin de reddedilmesi gerekmektedir. Ayrıca çocuklarımız için talep edilen iştirak nafakasının da reddine karar verilmelidir. Hâlihazırda reşit olmayan kızım benimle yaşadığından onun her türlü bakım ve ihtiyacını zaten ben üstlenmiş bulunmaktayım. Bu durumda nafakaya hükmedilmesine gerek yoktur.
6- Velayet talebinin de reddi gerekmektedir. Davacı evi ve çocuklarını terk ederek kendi isteğiyle başka bir yere yerleşmiştir. O tarihten beri reşit olmayan kızımın bakımını ve geçimini ben üstlenmiş bulunmaktayım. Daha önce de belirttiğim gibi davacı evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumluluklarını yerine getirmediği gibi anneliğin gereklerini de yerine getirmemiştir. Davacı evliliğimiz boyunca çocuklarının bakımını ihmal ettiği gibi onlarla sağlıklı bir iletişim de kurmamış, yeteri kadar ilgilenmemiştir. Kendi yükümlülüğü olan ev işlerini dahi daha küçücük olan kızıma yüklemiştir. Eve geç geldiği ve çalışma temposu düşünüldüğünde davacının çocukların bakımını ve eğitimini üstlenemeyeceği ortadadır. Davacının hasta babası dışında yakın akrabaları bulunmadığından çocukları emanet edebileceği ya da çocukların bakımına yardım edebilecek kimsesi de yoktur. Benim ise çalışma saatlerim daha uygun olduğu gibi akrabalarım İstanbul’da yaşadığından çocukların bakımında destek alma imkânlarım mevcuttur. Kaldı ki kızım zaten davacı evi terk ettiğinden bu yana benimle kaldığından bu düzene alışmış durumdadır. Sayın Mahkeme tarafından boşanmaya karar verilmesi hâlinde, kızımın alıştığı düzenin de bozulmaması, baba ocağının sıcaklığından ayrılmaması açısından kızımın velayetinin tarafıma verilmesini talep ederim.
7- Son olarak, saydığım tüm sebeplere rağmen davacının iddia ettiğinin aksine evlilik birliğimizin temelinden sarsıldığına inanmadığımdan boşanmayı kabul etmiyorum. Her evlilikte görülebilecek anlaşmazlıklar ve sorunlar gibi bizim sorunlarımızın da üstesinden gelinemeyecek türde olmadığına inanıyorum. Ayrıca bir kadının yeri, kocasının yanıdır. Üstelik her şeyden önce müşterek iki çocuğumuzun iyiliği için de evliliğimizi bitirmenin tek çare olmadığını düşündüğümden Sayın Mahkeme’nin davanın reddine karar vermesini talep ediyorum.
HUKUKİ NEDENLER: M.K., H.M.K. ve ilgili yasal mevzuat.
DELİLLER: Tanık, Bilirkişi ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda belirttiğim nedenlerle
a) Evlilik birliğimizin temelinden sarsıldığına inanmadığımdan ve her evlilikte yaşanabilecek nitelikteki sorunlarımızı aşabileceğimizi düşündüğümden Sayın Mahkeme’nin davanın reddine ve yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına karar vermesini,
b) Boşanmamıza karar verilmesi hâlinde ise davacının maddi ve manevi tazminat talepleri ile nafakaya ve velayete ilişkin taleplerinin tamamının reddine, hakkımdaki tüm asılsız suçlamaların düşürülmesine, yargılama giderlerinin de davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygılarımla talep ederim.
DAVALI
Taylan ÖZTÜRK
_
{fold içindeki imge: Lisbeth Firmin, “Lady Justice” (ayrıntı), 2020, 63,5 × 43,2 × 2,5 cm; kaynak: Artsy}