Rene Higuita, kaynak: RedBull
Deliliğin Ağlarında
Panter Değil Akrep: Rene Higuita

Hikâye klasik başlıyor; Kolombiya’nın suç kartelleriyle ünlü Medellin şehrinin bir kenar mahallesinde doğuyor kahramanımız. Yoksulluk, kavgalar, ailevi çalkantılarla en diplerde seyreden çocukluk yılları… Elbette ki söz konusu olan meşhur Pablo Escobar’la ünlü Medellin şehrinin varoşları ise bu hayat öyküsü çok normal. Çevresindeki birçok genç gibi o da futbola merak sarıyor, belki de avuntuyu meşin yuvarlakta arıyor. İşte bu sıradan başlangıca rağmen yeşil sahaların en sıra dışı karakterlerinden biri, arkadaşının sakatlığından ötürü tesadüfen geçtiği kalede doğuyor. 1966 yazının ağustos ayında dünyaya gelen Rene Higuita, gün geçtikçe tek tipleşen endüstriyel futbolda “seyir zevki” denen kavramı bize hâlâ hatırlatıyor, futbolu bırakmış olsa da. Bir profesyonelin “İşimizi yapıyoruz” tarzında demeçlerine inat, sahaya sanki izleyicilere bir gösteri armağan etmek için çıkışı, jöleli saçlara, bakımlı ciltlere inat eden dış görünüşü, profesyonel bir futbolcudan çok tiyatro oyuncularını hatırlatıyor bizlere hâlâ. “Ben basit bir iyi futbol dilencisiyim” diyor Eduardo Galeano, Higuita ise eli bol bir hayırsever olarak yıllarca sadakalara devam ediyor, ta ki 2010 yılında yeşil sahalara veda edene kadar. Hatta Eduardo Galeano’nun hayatını yazmasını çok istiyor Rene Higuita, fakat üstat pek oralı olmuyor.

Kaleciler yaptığı kurtarışlardan çok, yediği gollerle hatırlanır. Fakat Higuita 1995 senesinde İngiltere’ye karşı öyle bir kurtarış yapıyor ki futbolseverler yediği tüm golleri unutuyor adeta. Redknapp’in uzaktan attığı şutu, topu üzerinden geçmesini bekledikten hemen sonra topuklarıyla vurarak uzaklaştırıyor. Ama eliyle tutmak varken neden yapıyor bunu? Üç direk arasına sıkışmış bir kadere isyan olsun diye mi, yoksa gerçekten deliliğin pençesinde olduğundan mı? Deliliğin pençesi kelimesi size abartılı geliyorsa hemen Higuita’nın takım arkadaşı Andreas Escobar’dan bahsedeyim. Bir başka Medellin doğumlu Kolombiyalı milli oyuncu Escobar, 1994 yılı Dünya Kupası’nda ABD’ye karşı oynadıkları maçta gayriihtiyari kendi kalesine attığı golden ötürü memleketi Medellin’de bir gece yarısı altı kurşunla vurularak öldürülüyor. Böyle bir ülkede risk alıp o kurtarışları yapmak deliliktir diyebiliriz sanırım ama dahası var. Higuita her ne kadar yaptığı akrep vuruşu adı verilen bu akrobatik kurtarışla hatırlansa da yaptığı çılgınlıkların çetelesi uzun. Zaten adeta bize göz kırparcasına “Bu kurtarışı hakemin ofsayt bayrağını gördükten sonra yaptım, zaten gol olsaydı da sayılmayacaktı” diyor bir röportajında. Küçükken mahalle maçlarında kaleci oyuncu tabir ettiğimiz olguyu profesyonel maçlara, dünya kupalarına taşıyor Higuita. Verilen geri pasları artistik kontroller, topu ceza sahasının dışında karşılamalar, oyunu eliyle hızlı başlatıp verkaçlarla rakip sahaya ilerlemek bunlardan bazıları. Bu görsel şölen elbette YouTube’da fazlasıyla mevcut.

Marifetleri bununla bitmiyor Higuita’nın; rakip filelere üçü milli takımda olmak üzere tam kırk dört gol bırakıyor. Maalesef yeşil sahalar her zaman becerilerini bir cambaz gibi sergilemesine tanık olmuyor, arada iş kazaları da yaşıyor, 1990 yazında Kamerun’la Dünya Kupası çeyrek final karşılaşmasında olduğu gibi. Büyük bir başarı olarak geldikleri çeyrek finalde arkadaşının geri pasıyla Milla’yı çalımlamaya kalkan Higuita bu sefer fena çuvallıyor ve kaptırdığı top sonrası yenen gol Kolombiya’nın vedası oluyor. “Bu tür cüretkâr çıkışlar başarılı olduğunda coşkuyla alkışlayan seyirciler, Higuita yurda döndüğünde neredeyse onu çiğ çiğ yiyeceklerdi” diye yazar Eduarda Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol adlı kitabında.

Pablo Escobar’ın sabıka fotoğrafı, kaynak: Vikipedi

Ülkeye döndüklerinde neyse ki öldürülmüyor Higuita, belki de yakın dostu kokain baronu Pablo Escobar sayesinde. Her fırsatta Escobar’a olan hayranlığından bahseder Higuita tıpkı dönemin diğer futbolcular gibi. “Kendi özel hapishanesine” bu futbolcuları birlikte top oynamak için sık sık çağırır Escobar, hatta Maradona bu maçlardan birine katıldıktan sonra şu şekilde cevap verecektir soranlara: “Eğer Don Corleone sizi davet ettiyse gideceksiniz.” Ama ilişkileri bununla sınırlı kalmıyor Escobar ve Higuita’nın. Rakip kartellerden birinin kızını kaçırtan Escobar, arabulucu olması için Higuita’yı görevlendiriyor ve bu olay sonrası tutuklanıp 1994 yılındaki Dünya Kupası’nı kaçırıyor. Saha dışındaki vukuatları bununla sınırlı kalmıyor kalecinin, 2004 yılında kokain kullanmaktan altı maç ceza alıyor. Bu enteresan hayat öyküsünü sanki daha da farklı boyutlara çıkarmak için 2011 yılında Medellin’de bir kasabanın belediye başkan adayı oluyor fakat seçilemiyor. Demeçlerinde ise Escobar’ı andırırcasına sürekli fakirlikten bahsediyor, paralar dağıtıyor gecekondularda. Yoksul bir ailede büyüyen ve bu yüzden halkla her zaman kuvvetli bir bağ kurduğunun farkında olan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC), Kolombiya’nın barış sürecinde yoluna siyasi parti olarak devam etme kararı aldığında milletvekilliği teklifi yapıyor 2017 yılında, ancak efsane nazik bir şekilde reddediyor. Buna karşı 2016’da FARC’ın sivil hayata geçişine destek vermek amacıyla 10. Ulusal Gerilla Konferansı’na katılmaktan imtina etmiyor.

Rene Higuita, kaynak: Spiegel

Jose Rene Higuita Zapata, nam-ı diğer “El Loco” yani manyak… Latin Amerikalı çılgın kaleciler familyasından gelen oyuncu sessiz sedasız bırakıyor futbolu yaş kırkları geçtiğinde. Sonrası birkaç reklam, Survivor tarzı yarışmalar ve antrenörlük. Varoşlardan çıkıp dünyaca tanındığında kendi yazgısını, kalesinden çıkıp meslektaşlarına gol attığında ise kaleciliğin yazgısını değiştiriyor yeşil sahaların akrebi. Sen çok yaşa…

Çağdaş Çakman, Deliliğin Ağlarında, futbol, kalecilik, Rene Higuita, spor