Müziğin büyük ölçüde dijital ortamda saklandığı ve bilgisayarlarımıza, telefonlarımıza zahmetsizce aktarıldığı şu dönemde bazılarımız neden hâlâ fiziksel kopyalar1 satın alıyor, onlar için önemli paralar harcayıp, evlerinin hatırı sayılır bir bölümünü bu plastik nesnelere ayırıyorlar? “CD için hiç para harcamamış, … müziğe para vermenin antika bir sömürü biçimi olduğunu düşünen bir neslin”2 döneminde, zamanın ruhuna tamamen aykırı olarak neden bazılarımız hâlâ bu sömürünün “kurbanı” olmayı seçiyor?
Bunun müzik dinlemekle bir ilgisi yok gibi. Günümüzde (sayın “pandemi koşulları”nı tenzih ederek) her daim hareket eden insan yanında taşıyabileceği müziği dinleyebiliyor. Bu yüzden de müzik dijital platformlardan dinleniyor. Audiophile hezeyanlarını da bir kenara koyuyorum; zira iyi, kaliteli ses medyumdan çok donanıma bağlı: Yani “Abi, plaktaki ses hiçbir şeyde yok” diyen birinin o plağı nasıl bir sistemde dinlediği önemli. Ses sistemlerine tonlarca para harcayıp “atılan taşın ürküttüğü kurbağaya değmeyeceği” sonuçlar alınması olası. Sonuçta çeşitli işlemlerden geçen sesin eninde sonunda geldiği yer bir organ ve onun da kendine özgü problemleri var.3 Kişinin kendine özgü duyma/algılama problemleri de cabası. Yani hi-fi gerçek bir neden olamaz. Ama high fidelity olabilir.
Yüksek kalitede ses veren müzik sistemlerini betimlemek için kullanılan hi-fi, high fidelity’nin kısaltması. Bu sıfat tamlaması Türkçeye kelimesi kelimesine “yüksek sadakat” olarak çevrilebilir, buradan da müziğe duyduğumuz sadakate… İşte bu sadakat bazılarımızı vazgeçemediğimiz plaklara mecbur bırakıyor sanki. Tıpkı Nick Hornby’nin aynı isimli romanının4 baş karakteri Rob’un başına geldiği gibi. Hayatımızda hiçbir şeye müziğe olduğu kadar bağlanamıyoruz ya da bağlanmak istemiyoruz. Her şeyle, her an bir problem yaşama ihtimalimiz, müzik söz konusu olduğunda sıfıra yakınsıyor. Ne olursa olsun müzik yanımızda duruyor. Hâliyle bazılarımız bunun karşılığını ona vermek istiyoruz. Bu yüzden her fırsatta plakçı dükkânlarına uğruyoruz, günde bin beş yüz kere, zilyon tane şarkıya tek tuşla ulaştığımız telefonla online plak mağazalarını sevdiğimiz albüm tükenmiş mi diye kontrol ediyoruz, sosyal medya gruplarında satış ilanlarını kovalıyoruz. Bu yüzden aklımız fikrimiz o siyah (ya da renkli) plastik nesnelerin orijinal baskılarında, yeni baskılarında, yine-yeniden baskılarında… Günümüzde müziğin fiziksel kopya satışlarının çok düşmesi, bu sadakatin müzisyenlere destek olsun diye gösterildiğini düşündürtebilir, bazıları için belki durum böyledir ama bu sadakat büyük çoğunluk için müziğin kendisine. Bu yüzden bir plak koleksiyonumuz var.
“Evde plak koleksiyonunuzla olmak istemenin nesi yanlış? Plak toplamak pul, bira altığı ya da antika yüksük toplamaya benzemez. Burada her şeyiyle tam bir dünya var; benim içinde yaşadığım dünyadan daha güzel, daha pis, daha şiddetli, daha şefkatli, daha renkli, daha hırpani, daha tehlikeli ve daha sevgi dolu; burada tarih, coğrafya, şiir ve okulda okumuş olmam gereken başka bir sürü şey var, müzik dahil.”5
Kafası bozuk olduğu için barda takıldığı arkadaşlarından ayrılıp eve gitmek isteyen Rob’un düşünceleri bunlar. Onu hayal kırıklığına asla uğratmayan plaklarla dolu evine/odasına gitmek istiyor. Romanın daha sonraki bir bölümde de eski kız arkadaşının, bir zamanlar ortak üst komşuları “Bay 60 dakika”yla sonunda yattığını öğrenince yine aynı şekilde “öfkeli ve berbat bir hâlde, kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacak, daha da şiddetli ve öfkeli plaklara doğru, evinin yolunu tutuyor”.6 Belki daha gerçek değil ama daha tam bir hayatı hem de müzikli olarak barındıran odasının yani “küçük yer ütopyası”nın, loculus’unun yolunu…
Loculus, “kişinin yeridir; bireysel mevcudiyetinin dünyada maddileştiği mülkiyetini içinde bulundurduğu son derece ufak, fakat mutlak mekânıdır.”7 Bu mekân minik bir el çantası, küçük bir dolap, bir ziynet kutusu ya da mücevher kasası, bir sandık ya da Rob’un plaklarıyla dolu odası olabilir. Bu mekânlar, çoğumuzun payına yoksulluğun düştüğü, refahın ise çok az insanın tekelinde bulunduğu modern toplumda8 insanın asla sahip olamayacağı büyük mekânların içine yerleştirilmiştir. Rob kız arkadaşı Laura’dan ayrıldıktan sonra Marie adında Amerikalı bir country şarkıcısıyla takılmaya başlar ve tam ihtiyacının olduğu bir zamanda onunla yakınlaşma fırsatı bulur. Taksiyle Marie’nin evine gittiklerinde şöyle düşünür: “Evi benim evime çok benziyor, üç katlı bir Kuzey Londra evinin birinci katında kutu gibi bir daire.” Ne güzel bir loculus tarifi! Kendi odasına ne kadar benzediğine biraz şaşırıp hayıflandıktan sonra devam eder: “Gerçi akustik tümüyle hatalı; hiç kitap yok, duvarlar dolusu plak yok ve pek az eşya var, sadece bir kanepe ve bir koltuk. Müzik seti yok, sadece ufak bir kasetçalar ve bir kısmını bizden aldığı kasetler var. Ve duvara dehşet verici bir şekilde yaslanmış iki gitar var.”9 Rob, Marie’nin loculus’unu tamamıyla gözlemleme şansına sahiptir. Bir loculus için yapılması tabu olan bir şey bu. “Bir kimsenin giysisi, araçları, silahları ve bunlar gibi kullandığı eşyaları, başkaları için her zaman tabudur.”10 Ayrıca Rob eşyaların tam bir envanterini çıkartır. Kişinin kendisine bile uygun düşmeyen bir şeydir bu envanter çıkarma işi: “Kişi ancak envanter dökümü yapamadığında bir kişiye dönüşür. Loculus’a bir bakışla ya da loculus’un kaybıylaysa, kişi olarak statüsü sorunlu hâle gelir.”11 Ama tam tersi, Marie Rob’un odasına konuk olsaydı sayısını, sırasını, isimlerini sadece Rob’un bildiği –ki bir plak koleksiyoncusu kendi plaklarına bile yüzde yüz hâkim değildir– binlerce plağa atılacak bir bakış envanter çıkarmaya kesinlikle yetmeyecekti ve tabu delinmeyecekti.
Loculus’taki eşyaların mahremiyeti ile plakların mahremiyetinin benzeşiminin koptuğu noktalar yok değil elbette. Özellikle Rob’un hiç bilmediği sosyal medya çağında plak koleksiyoncuların kurduğu gruplarda yapılan plak teşhirlerinin mahremiyete halel getirdiğini söyleyebiliriz. Ne var ki bu paylaşımların, ortak paydada buluşan insanların özel alanlarında yapılması, kamuya açık yerlerde bırakın teşhiri, plakların lafı açıldığında konu hakkında konuşulmaması/konuşulamaması loculus mahremiyetinin hâlâ mevcut olduğunun kanıtıdır. Bu mahremiyetten kaçış yok gibidir: “En derinde, loculus’un merkezindeki çemberde, hakiki anlamları dil ile tasvir edilemeyecek bir yöne çekilebilen şeyler bulunur. Bu şeyler, sadece onlardan bahsedilmesi istenmediği için değil, anlamları paylaşılan dilde ifade edilemediğinden ötürü gizlidir: Anlamlar, sahiplerini celbeden hissiyattadır; diğerleri tarafından da pek anlaşılır hâle getirilemezler.”12 O yüzden “Spotify’da var oğlum bunlar, niye para veriyorsun ki bu plaklara?” ya da “Ya zaten dinlemiyorsun, bir de bir sürü yer kaplıyor bunlar” diyen birine (çoğunlukla en yakınınızdakilere) verecek bir cevap bulunamaz; çünkü o cevap sizde de yoktur. Ara sıra bir hissiyat şeklinde sizi ziyarete gelir o kadar.13
Plak koleksiyoncusunun loculus’u ihlal edebileceği durumlardan biri de plaklarının sayısını sürekli artırmak istemesidir. Bir plak koleksiyoncusunun asla yeteri kadar plağı olmaz.14 Bu yüzden loculus’un ebatları sürekli büyümek zorundadır. Önce bir Expedit ya da Kallax15 alınır; bir süre sonra ikincisi. Ardından yanlarına üçüncüsü gelir. Bir süre sonra ikinci bir “kutu gibi oda” gerekir. Teorik olarak bunun bir sonu yoktur. Loculus artık loculus’luktan çıkabilir. Ama maddi olanaklar, sınırlı ömür, yine de sınırlı bir loculus’a mecbur bırakır koleksiyoncuyu. Loculus, onu etrafındaki sahip olamadığımız mekânlara göre tanımladığımızda yine görece küçük kalır. Ya da tam tersi; koleksiyoncu plaklarının birçoğunu elinden çıkarmak durumunda kalabilir. Bütün koleksiyon bir tek raftan ibaret kalır. O zaman da loculus küçülmüş olur: “Bu hayat koşulları arasındaki farklılıklar, loculus’un farklı formlarda ve ekonomik şartlarda yeniden gözlenebilir olduğunu gösterir.”16
High Fidelity yani müziğe duyulan sadakat var bu işin altında dedik. Ama niye temellük ederek gösteriliyor ki bu sadakat? Rob ve benim yaşımdakiler için bir zamanlar kaset, CD ve plak almak müzik dinlemek için zorunluluktu. Şimdi ise öyle değil. Alışkanlıktan mı alınıyor hâlâ onca plak yoksa sadakat göstermek için satın almak, sahip olmak dışında pek bir şey bilinmiyor mu? “Modern toplumda17 maddi temellük, bireyin benlik imgesiyle o kadar temel bir şekilde ilintilidir ki, bundan mahrum bırakılması kişiliğinin en derin tabakalarına saldırı anlamına gelir.”18 Bunu sahip olduklarımızın yok edilmesi, onlara el koyulması şeklinde okuyabileceğimiz gibi, sahip olma iradesinin elimizden alınması olarak da düşünebiliriz. Kapitalist toplumda her şey pazar için üretilir, koleksiyon eşyaları da bu yasadan azade değildir; birer metadırlar. Hatta artık kullanım değeri olmayan ve bu yüzden değişim değeri de olamayacak olan,19 ama bir hokus pokusla manevi değerleri her an acayip bir değişim değerine tahvil edilebilecek şeylerdir koleksiyon eşyaları. Bu parçalara sahip olan kişinin aldığı hazlardan biri de bu manevi olmayan “manevi değer”dir. Peki Marx’ın müjdelediği; kârın, pazarın, değişim değerinin var olmayacağı komünist toplumda koleksiyonculuk nasıl mümkün olur? Metnin özelinde soracak olursak, komünist toplumda müziğe sadakatimizi göstermek için alabileceğimiz plaklar var olur mu? Tabii önce şu soruları yanıtlamak gerek: Satın alınacak plaklar üretilir mi ya da o plakların içini dolduracak müzisyenler olur mu? Çalışmanın yerini öz-faaliyetin alacağı komünist toplumda herkes kendi müziğini mi yapar ya da kendi plağını mı basar? Bunlar hayli spekülatif sorular; cevapları da öyle. Ama nesneleri biriktirmek “çantalı ilk insandan”20 beri icra ediliyor olsa gerek. Karınlarını doyurmak için ağaçlardan yabani meyve toplayanlardan biri, yerde gördüğü güzel bir taşı beğendiği için çantasına (ilk loculus) attı ve biriktirmek için bir kenara (ikinci loculus) koydu. Ta oralardan “Cumartesi günleri plak alıp evlerine yassı, kare biçimli postacı çantasına sımsıkı sarılmadan gitmeyen plak koleksiyoncularına”21 geldik. Mutlaka tarihin ilerleyen safhalarında da buna benzer bir insan görülecektir.
İlk kasetimi22 orta ikinci sınıf öğrencisiyken satın almıştım. İlk CD’mi23 aldığımda liseye başlamıştım. On senedir plak alıyorum.24 Yani yaklaşık otuz senedir harçlıklarımın ve gelirimin önemli bir kısmını müziğe harcadım/harcıyorum. Şu anda metal, rock, caz, hip hop, elektronik türlerinden mürekkep yaklaşık bin üç yüz albümlük bir plak arşivim var. Ölmeden önce25 daha kaç plak satın alırım bilmiyorum ama o güne kadar durmayacağım kesin. En azından Ölmeden Önce Dinlemeniz Gereken 1001 Albüm26 listesini tamamlarım diye düşünüyorum. Şu an o listeden sadece yüz on iki albüme sahibim. Alın size devam etmek için bir motivasyon! Size de motivasyon olsun diye bu albümlerden birer şarkı seçerek bir playlist oluşturdum. 1001 albümden arşivime eklediğim her yeni albüm için bir şarkı daha eklerim playlist’e. Ne kadar zamanda tamamlanacak, görürüz. Ama şimdiden uyarayım: Tarihin bir sonraki safhası çok iç açıcı görünmüyor. Apokaliptik bir geleceğe hazırlıklı olun ve bu playlist’lerin o barbarlık çağında hiçbir işe yaramayacağını bilin. Torunlarınıza birkaç plak bırakmak ve siz loculus’larınızda maalesef yanınızda kişisel bir eşyanız olmadan27 yatarken, onların Will Smith28 gibi bütün gün bir sürü ucubik yaratıkla uğraştıktan sonra evde bir plak eşliğinde yorgunluk atmasına vesile olmak pek fena bir fikir olmaz. İşte playlist: Keyfini çıkarın.29
1. Kayıtlı müziğin fiziksel kopyası dendiğinde akla ilk gelen başlıca formatlar kaset, CD ve plak. Metin bu formatlardan sadece plağı odak noktası yapmaktadır.
2. Stephan Richard Witt, Bedava Müzik, çev. Ergin Özer, Mundi Kitap, İstanbul, 2020, s. 159.
3. Age, s. 19.
4. Nick Hornby, Ölümüne Sadakat, çev. Defne Orhun, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2017.
5. Age, s. 74
6. Age, s. 130
7. Andreas Gehrlach, Loculus: Mülkiyetin Bireysel Mekanları, çev. Kıvanç Tanrıyar, Yort Kitap, Eskişehir, 2021, s. 51.
8. Modern toplum dendiğinde akla kapitalist toplum gelebilir/gelmeli.
9. Hornby, age, s. 102.
10. Gehrlach, age, s. 81.
11. Age, s. 72
12. Age, s. 109
13. Genelde elinizde buz gibi bir bira, plaklarınızın karşısında tek başınıza otururken gelir o hissiyat.
14. Rob’a göre alt sınır beş yüz plaktır. Hornby, age, s. 172.
15. Plak koleksiyoncularının IKEA markalı evrensel mobilyaları. Loculus içinde loculus’lar.
16. Gehrlach, age, s. 52.
17. Bkz. 8. dn.
18. Gehrlach, age, s. 94.
19. “Meta üretmek için, o kimsenin yalnızca kullanım değeri değil, başkaları için kullanım değeri, toplumsal kullanım değeri üretmesi gerekir…. Son olarak, hiçbir şey, bir kullanım nesnesi olmadan değerli olamaz. Bir şey yarasızsa, onun içerdiği emek de yararsızdır; bu emek, emek sayılmaz ve dolayısıyla değer oluşturmaz.” Karl Marx, Kapital, çev. Mehmet Selik-Nail Satlıgan, c. 1, Yordam Kitap, İstanbul, 2011, s. 54.
20. Ursula LeGuin’e göre insanın ilk kullandığı araç öldürmek için olan silah değil, toplamak için olan çantadır. Gehrlach, age, s. 33.
21. Hornby, age, s. 83.
22. Iron Maiden – Killers.
23. Nirvana – In Utero.
24. İlk plağım Metallica’dan Ride The Lightning’di.
25. Nick Hornby’in High Fidelity kitabının Türkçeye Ölümüne Sadakat olarak çevrilmesi birçok kişinin hoşuna gitmemiş gibi ama ben cuk oturduğunu düşünüyorum.
26. Ölmeden Önce Dinlemeniz Gereken 1001 Albüm, Caretta Kitapları, Çin, 2013.
27. Çok çok eskilerde insanlar kişisel eşyalarıyla birlikte gömülürmüş. Gehrlach, age, s. 22.
28. Evet, I Am Legend’daki Will Smith.
29. Şimdilik!
