Kıl
Saç: Disiplin, Dekorasyon ve Direniş

Tarak deyip de geçme
Saçını tara da gör
Kafan nasıl işlemeye başlar.
—Melih Cevdet Anday, “Medeniyet”

Marina Abramović’in tarak ve fırçayla saçlarına şiddet uyguladığı 1975 tarihli
Art Must Be Beautiful, Artist Must Be Beautiful [Sanat Güzel Olmalı, Sanatçı Güzel Olmalı] performansı 2016’da Atina’daki Benaki Müzesi’nde genç sanatçılarca yeniden icra ediliyor. Dokümentasyon videosundan ekran görüntüsü.

Kıl: Hem bir tasarım malzemesi hem de başlı başına bir tasarım nesnesi… Hayvanınki malzeme, insanınki nesne. İlki çeşitli sektörlerde işlem görürken ikincisi ekseriyetle kozmetik sektörünce şekillendiriliyor/disipline ediliyor. Hizaya sokmak kozmetiğin en temel itkisi; zira “kozmetik” kelimesinin kökeni Antik Yunan’da “düzen” anlamına gelen kozmos. Kozmos “evren” demek değil miydi? Öyle ama bir o kadar da “düzen” demek. Bu daha az bilinen anlamının evrenin derli toplu bir yer olduğuna inanmayı seçen Pisagor’la dolaşıma girdiği düşünülür. Deriyi, tırnakları, dişleri ve kılları temizleyen, koruyan, daha sağlıklı ve daha “güzel” kılan, onlara koku veren ya da görünümlerini değiştiren tüm kozmetik uygulamalar, bedendeki fiziksel kaos’u kozmos’a evirme girişimleridir. 18. yüzyıldan itibaren Batı’da “yararlı ve uysal bedenler oluşturmaya yönelik bir sağlık bilgisi ile muayene ve ıslaha yönelik bir yönetim bilgisi”nin1 birbiriyle kaynaştırılmasını kıl bağlamında okumak mümkün. Berberlerin uzunca bir süre cerrahlarla birlikte anılması da bu meseleye eklemlenebilir. İngiltere’de 1875 yılına kadar “Berber Cerrahlar Birliği” adı altında faaliyet gösteren berber cerrahlar bulunuyor olması2 bugün tuhaf bir bilgi gibi görünebilir. Öte yandan Türkiye’deki berberlerin 1980’lere kadar diş çekme, sünnet etme, iğne vurma ve kanatma usulüyle iltihaba müdahale etme gibi minik operasyonlar da yaptığını hatırlamakta fayda var. Usturalar, makaslar, saç maşaları, taraklar, fırçalar, saç boyaları, şampuanlar, bakım kremleri; jilet, ağda, sir, iplik germe, lazer epilasyon ya da “istenmeyen tüylerden kurtulmanın yolları”; asker tıraşı, okul tıraşı, bit kontrolü, sakal vergisi ve nicesi kılı terbiye etti, ediyor. Bize hayvanlığımızı hatırlatan üst deri ürünü bu ipliksi uzantı, “uygarlık” ilkelerine uygun, aşırıya kaçmayan görünümler için farklı dönemlerde farklı yönetmeliklerce hizaya sokuldu, sokuluyor.

1698’de Rusya Çarı Petro’nun (Pyotr Alekseevich) modernleşme politikaları doğrultusunda çıkardığı sakal vergisinin ödeme kanıtı olarak verilen jetonlar.

Karma polisi, bu kızı tutukla
Onun Hitler saç tarzı
Beni hasta ediyor3
—Radiohead, “Karma Police”

Öte yandan kıl, çağlar boyunca temsili bir dekorasyon alanı oldu. Yasaklar ve trendler doğrultusunda sürekli yeniden üretilen, çalkantılı ve kimlikli bir alan… Yaş, cinsiyet, aile/kabile bağları, etnik köken, kültürel grup, tarihsel dönem, din, sosyal statü ve medeni durum hakkında bilgi veren seyirlik bir tasarım nesnesi… Çin’de genç kadınlara rüştlerini ispat ettiren nesne, topuza çağıran bir saç tokası. Antik bir erginlenme geleneği olan Ji li seremonisi, iki yanda örgüden topuza geçirdiği kadınları “evlenmek için yeterince olgun” ilan ediyordu. Ortodoks Yahudi cemaatlerinde ise evlenen kadınların saçlarını örtmesi yaygın bir pratiktir. Şapka, bere, bandana ve eşarp kadar, gizlediği şeyi taklit eden peruk da bir tür örtünme aracı sayılır… Türkiye’de yıllarca laiklik atışmalarının odak nesnesi olan başörtüsü de tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinde, kamu kurumları ve üniversitelerdeki başörtüsü yasağı nedeniyle peruk altına gizlenmişti. Saç üzerine binen başörtüsünün üzerine binen peruk… Bir yasak üzerine binen bir başka yasak. İlginçtir, peruk, tahrik edici saydığımız (sonra bu kabulün muhtemel nedenleri üzerine de yazacağım) saç kıllarımızı baskıladığı gibi, onların daha gösterişli bir kopyası olarak da faaliyet gösterir. Antik Mısırlılar, yeterince varlıklılarsa, dazlak kafalarına hayli tafsilatlı peruklar geçirip tepesine de esanslı kafa konileri kondururlardı. Romalıların ganimet perukları vardı. Sarı saç için Germenleri, siyah saç için Hintlileri tercih ediyorlardı. Düşman saçından alınan hıncın bir başka veçhesi de Borneo kökenli Kayan ve Kenyah halklarının geleneksel kalkanlarında bulunabilir. Üzerlerine serpiştirilen saç tutamları, “Klebit Bok” adındaki bu şeytani yüz tasvirli kalkanları daha tehditkâr kılar. Fakat peruğa dönersek, gerek prodüksiyon süreci, gerek teması, gerekse cesameti bakımından en iddialı örnekler Fransız Devrimi’nin hemen öncesinde verilmiş. Marie Antoinette’le popüler olan “puf” (pouf, pouffe ya da toque) saç stili, peruğun tepesine papağan, tabakta kiraz ya da gemi maketi (bir deniz muharebesi zaferi şerefine)4 kondurmak için ince metal bir iskeletle birlikte saça küçük (puf) bir yastık monte ediyordu. Yüksekliği 60 santimi bulan bu debdebeli kıl heykeller, Fransız aristokrasisine dair yanlış olan her şeyin fevkalade bir tezahürüydü. Devrimden sonra diriliveren aristokrasi gibi, “puf”un da “restore” edilmiş bir hâli 1960’larda, kovan anlamına gelen Beehive5 adıyla, bir saç stili olarak Audrey Hepburn ve Jacqueline Kennedy gibi bazı yeni seçkinlerce benimsendi. 2010’larda ise Amy Winehouse’un personasında pejmürde bir şatafatla taptaze bir temellük edindi. Soul, blues ve cazın eklektik bir karışımını sunan kontralto vokalli derin müziği gibi, imajı da cereyanlıydı. Giyiminde 1940’ların pin-up stilinin görece isyankâr bir yorumu olan rockabilly stilini benimserken, saçındaki kabartma izamıyla söz konusu Fransız dekadansına yetişiyor, kulaklarındaki halka küpelerle ise Nefertiti’den günümüze siyahi ve Latin kadınlarla özdeşleşen gücü taşıyor.

Klebit Bok Kalkanı, 1875–1925 civarı
1788 tarihli bir karikatür, kaynak: MHD
Kathleen Cleaver “Siyah güzeldir” diyor.

Bugün özgürce salınan Afro saç stilleri asırlarca ıstıraplı bir mücadele alanıydı. 18. yüzyılda sömürgecilerce insan kılından ziyade koyun yününe yakın bir uzantı olarak sınıflandırılan Afrikalı kılı, tehlikeli kimyasal işlemler ve sıcak taraklarla düzleştirildi, peruk altına saklandı ya da plantasyon tecavüzlerinin getirdiği melezleşmeyle Avrupalı dokusuna genetik olarak yakınlaştırıldı. 1960’larda devran döndü; etinden, sütünden ve yününden faydalanılan “koyun” kıllılar “panter” kesildi. Sivil haklara ilişkin mevzuatın onayına karşın ekonomik ve sosyal eşitsizliğin sürmesinden hayli rahatsız bir kitle, Malcolm X’in öldürülmesiyle ateşlenip ABD’nin iç güvenliği için en büyük tehdit sayılacak o devrimci örgütü kurdu: Kara Panter Öz Savunma Partisi. Angela Davis başta olmak üzere pek çok kadın aktivist, –başka pek çok şeyle birlikte– dönemin güzellik standartlarındaki beyazlığa da kafa tuttu ve haşmetli kafalarıyla gurur duydu. “Biz saçımızı bu hâliyle kullanıyoruz, çünkü doğal olan bu” diyordu Kathleen Cleaver. Baş kılının tabiatını onaylayan bu hayli olağan ama bir o kadar da radikal tavır, günümüzde direniş bağlamından kopup normalleşti, hatta havalı saç stilleri arasında yerini aldı. Türkiye’de Bonus Kart reklamında aşırılığın sempatik bir simgesi değil miydi hacimli “bonus kafa”? “Alsak alsak bedavaya, ne alsak bedavaya?”, vahşi bir müsrifliğe, dizginlenemez bir taşkınlığa teşvikti; bir esrime davetiydi…

PFW A/W 15-16: Givenchy, kaynak: Stylus

Sınıfsal ve tarihsel manalarından arınıp piyasada dolaşıma giren altkültür tavırlarının en gözdesi şu an chola girl stili olsa gerek. Batı California’da Meksikalı çete üyelerinin kardeşi ya da sevgilisi olan kadınların jöleyle alınlarına mıhladıkları kıvrımlı bebek saçı, teferruatlı örgüler ve jiletlenmiş kaşa çizilen çizgilerden oluşan bu getto tarzın bugün popüler moda dergilerinde yer bulmasını Ricardo Tisci’nin Givenchy için hazırladığı Güz 2015 koleksiyonuna bağlamak mümkün. Ağızlarında jilet, saçlarında bıçak taşıyabilen “tehlikeli” Latin kadınlarının saç stilini geleneksel Viktorya döneminin korseleri, binicilik ceketleri, bol kadifeleri ve gösterişli takılarıyla birleştirmişti Tisci. Fakat takılar da kriminal cazibeyle uyumlanmış, suratı delik deşik eden bir yerleşimle arz-ı endam etmişlerdi. Bu çapraz melezlemenin çıktısı çetin çete kızı albenisinden daha eksantrik ve kasvetliydi. Zamanla couture tutkunlarının seçkin çemberinden küresel popüler kültüre inen chola girl imajı bugün Tisci’nin güttüğünü iddia ettiği feminist güçlendirme [empowerment] stratejisinden de azade, içi boşaltılmış bir şıklık biçimi olarak salınıyor. Daha tuhaf bir salınım ise Mohawk kesimi için söz konusu. Gerçi Kuzey Amerika’nın Mohawk Vadisi’nde yaşayan yerli bir halk olan Mohawklara özgü saç modeli saçı kesmekle değil koparmakla elde ediliyor; fakat biz onun 70’lerde punk kültürünce temellük edilen hâlini biliyoruz: Tüketim kültürünün bitimsiz gösterge şölenine karşı yürütülen gerilla savaşını… Ya da belki 2002 FIFA Dünya Kupası sırasında Ümit Davala’ya özenip berberlerde sıraya giren gençlerin itaatkâr tıraşına daha hâkimiz. Öte yandan Pazırık mezarlarında keşfedilen sanat eserlerindeki İskit savaşçı tasvirlerinde de Mohawk benzeri bir saç modeline rastlamak mümkün.

 
Mohawk saç kesimi olan İskit savaşçı,
MÖ 300, kaynak: Wikimedia Commons

Peki niçin tüm bu özen kafa kılında toplanıyor? Diğer bölgelerde ikamet eden kıllar gizlenmek, yolunmak, hatta kökü kurutulmak zorunda kalırken saça serbestçe salınma, hele de canlı, dolgun ve parlaksa baştan çıkarma imkânını veren nedir? Bu imtiyaz başın üstünde temellenmesinden, yöneten ve anlam yapan organımızda içli dışlı olmasından kaynaklanıyor olabilir mi? Çoğu hayvanda kafa bölgesinde yoğunlaşan bir kıl örtüsü yok. Saç bizi hayvanlardan ayıran bir kıl mı?6 Ontolojik bir üstünlüğü mü var?

Madem insan-hayvan ayrımına geldik, Aristoteles’i selamlamadan geçmeyelim. Konu üzerine kafa yormuş, hatta kafa kıllarının uzama potansiyelinin diğer kıllardan fazla oluşunu çözümlemeyi denemiş… Hipotezi saçın beynin neminden türeyen bir “atık” olduğu imiş. Buna eklemlenen diğer hipotezinde ise kadının saçının daha uzun olmasını beyninin daha nemli olmasına, kelliği de beynin daha kuru olmasına bağlamış. Darwin de kılın kadın ve erkekteki uzama tandansına kafa yormuş ve hayli ataerkil bir perspektifle çıkagelmiş. Açıklamaya gerek görmedim. Günümüzün daha saygın teorileri meseleyi evrim sürecinde iklime uyum sağlamakla açıklıyor ki onları da (kendimi malumat aktaracak yetkinlikte görmediğimden) açıklamaya gerek görmüyorum. Alt tarafı keyif için yürüttüğüm bir minik araştırma ve bir çağrışım seli bu deneme. Ve gelecek denemeler. Çünkü “kıl” meselesine takmış hâldeyim. Bana istek “kıl” içerikleriyle gelebilirsiniz… “Bu haftalık bu kadar” deyip, sizi tüm paragrafları birbirine bağlayan o çözümleyici ve katartik bitiş paragrafından mahrum bırakıyor, dank diye bitiriyorum.

1. Nurdan Gürbilek, “İktidarın Sağlığı,” Vitrinde Yaşamak (İstanbul: Metis Yayınları, 2020).

2. Özdemir Aktan, “Berberler ve Cerrahlar”, T24.

3. Karma police, arrest this girl / Her Hitler hairdo is making me feel ill.

4. Haziran 1778’de İngilizlere karşı kazanılan zaferin saç modeli tasvirinin; geminin direkleri, teçhizatı ve silahlarını da taklit ettiği söylenir.

5. Boeing B-52 stratejik bombardıman uçağının burnuna (formel) benzerliği nedeniyle B-52 olarak da bilinir.

6. Özgür Mumcu ve Eray Özer’le Yeni Haller adlı podcast serisinin “Kıldan Tüyden Bir Hikâye: Saçın, Tıraşın ve Ağdanın Tarihi” başlıklı bölümünde Özgür Mumcu Papua Yeni Gine’deki Kukukuku kabilesinin yaratılış efsanesinde insanlığın kıl dökmeyle başladığını açıklar. Açıklamada efsaneyi şöyle özetler: “İnsan önce ateşi öğrendi, sonra yemek pişirmeyi öğrendi ve bu esnada kılları döküldü ve tam olarak insan hâline geldi.” Bu kapsamlı podcast bölümünden metnin başka kısımlarında da ilham aldım.

düzen, Ecem Arslanay, kıl, peruk, saç, stil, tasarım