HEP ÇİZMEK LAZIM
Bu koleksiyonu tam olarak nasıl isimlendireceğimi bilmiyorum aslında; konusu kitap kapak tasarımı olan, “kapak resmi”nden yola çıkan biriktirme deneyimi. Arşiv de diyebilirim. Başka bir perspektiften baktığımda, yayından kalkmış, eski kitapların kapakları için toplanmış özel bir kütüphane de denebilir.
Başlangıçta neyi, nasıl, neden yapacağımı bilmiyordum. Kitabın içiyle ilgilenmiyordum. Zaman içinde yüzeyden biraz derine, kitabın içine doğru giriş yapmakta olduğumu fark ettim. Sonuçta kapak tasarımından yola çıkıyorsunuz. Kapağı için kitabı satın alıyorsunuz.
Beni ilgilendiren kapağı kimin yaptığı, iletişim ve estetik kaygıları, yazı biçimi, yayın tarihi, basım ve cilt teknikleri gibi bilgilerdi. Eski kitaplarda metin sayfaları kalitesiz, asit bazlı kâğıda basılırdı. Bulduğum Türkçe kitapların çoğunluğu okunmuş, yıpranmış kitaplardan oluşuyor. Metni okumak istediğim eserler oluyor tabii. O zaman yeni baskısını bulmaya çalışıyorum.
Tabii sadece kapağın “güzel” olması yetmiyor; aldığım kitabın üzerine yazabileceği birkaç cümlelik bir hikâyesi olması gerekiyor. Kitabın metninden söz etmiyorum. Yazılı olmayan bir hikâyesi var mı ona bakıyorum.
tasarım: isimsiz, 13,5 × 19,5 cm ve
1932, Akın, Faruk Nafiz, Devlet Matbaası, İstanbul, tasarım: İhap Hulusi, 14 × 20 cm
Koleksiyon seksenli yılların ilk yarısında başladı. Cağaloğlu’nda Vilayet binasının karşısındaki Güncer Han’ın üçüncü katında tek odalı atölyeme bir akşamüstü okul arkadaşım, meslektaşım Sungu Çapan uğradı. Aynı mahallede, Bebek’te oturuyorduk. İş bitiminde Boğaz vapuruyla eve gitmek üzere Eminönü’ne doğru yürürken, sol koldaki bir kitapçı dükkânının vitrinindeki yazı dikkatimizi çekti: “Öğrenciler için parasız kitap.” Burası hemen her gün önünden geçtiğim Semih Lütfi Erciyes kitabeviydi. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yayıncılarından olan Semih Lütfi Bey vefat etmiş, kitabevini eşi Aznif Hanım yönetiyordu. Sungu’yla “Haydi girip bir bakalım” dedik. Kitabevi gerçekten tahliye ediliyordu. Öğrenci değil tasarımcı olduğumuzu söyledik ve birkaç kitap alıp alamayacağımızı sorduk. “Alabilirsiniz” dediler. Sungu ciltlenmiş kitaplardan seçti. Yanımda çanta yoktu. Kitap taşımanın zor olacağını düşünerek dükkânın bir köşesinde yığın hâlinde duran cilde girmemiş baskı fazlası kapaklardan seçtim. Birkaç tane de kapak klişesi aldım. Kapakların hepsi Münif Fehim imzasını taşıyordu.
Koleksiyonun temeli aslında 1968’de. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları afişlerinden başlayarak, tasarladığım basılmış işlerimden birkaç kopya saklama alışkanlığı edinmiştim. Bunları olabildiğince dikkatli bir şekilde arşivlemeye çalışıyordum. Kariyerim boyunca tasarladığım kitapları ve kapakları da koleksiyonun parçası sayıyorum. Basılı kopyaların yanı sıra tasarım sürecini belgeleyen, taslak, orijinal, yazılı not, illüstrasyon, fotoğraf gibi unsurları da arşivimde muhafaza ediyorum.
Başkalarına ait basılı işleri toplamaya başladığımda koleksiyon yapmakta olduğumun bilincine vardım ve tasnife tasarımcı isimlerinden başladım. Bir sınır çizmek zorunluluğu hissettim. Başlangıç noktası Harf İnkılabı olacaktı. “Nereye kadar?” sorusunun yanıtı ise grafik tasarımda bilgisayar kullanımı, yani seksenli yıllar olmalı diye düşündüm. Yani bu koleksiyon deneyimi 1928 ila 1980 yılları arasındaki üretimi kapsayacaktı. Bu tarihler arasında, kitap kapağı tasarımı alanında yaptıkları işlerin kalitesi ve çokluğuyla en çok iki isim göze çarpıyor: Münif Fehim ve Sait Maden. Her ikisinin ürettikleri işlerin sayısı binlerle ifade ediliyor. Koleksiyonumda en çok onların işleri var. Onların yanı sıra bu alana hizmet vermiş yüzün üzerinde kapak tasarımcısının işlerini de topladım. Ayrıca Harf İnkılabı öncesine ait bazı kitapları karşılaştırma yapmak amacıyla birikime kattığım oluyor.
Kayınpederim gazeteci, yazar ve radyo spikeri Hikmet Münir Ebcioğlu’nun tercüme ettiği, 1940’lı yıllarda İnkılap Kitabevi’nin bastığı polisiye kitaplar vardı elimde. Bu kitapların kapaklarında iki imza bulunuyordu; Münif Fehim (doğum 1896), Mazhar Apa (1902). Her ikisi de cumhuriyet döneminde üretmeye başlamıştı. Koleksiyonu Latin alfabesiyle basılmış kitaplarla başlatmaya karar verdim. Eski yazıyı öğrenmek için Yücel Demirel’in Osmanlıca öğretim kursuna katıldım bu arada.
Küçük Hikâyeler 1, çev. İbrahim Hoyi,
Vakit Gazete Matbaa Kütüphane,
tasarım: Münif Fehim, 12,1 × 17,1 cm
Münif Fehim, Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi) mezunuydu. Alfabe reformu öncesinde girmişti basın yayın dünyasına. Mazhar Apa sanat eğitimi görmemiş, mesleğe çinkograf çırağı olarak adım atmıştı. Koleksiyon yolculuğunda bu iki tasarımcıyla yola çıktım. Mazhar Apa daha sonra matbaacılık yapmıştı (Apa Ofset). Münif Fehim bütün kariyeri boyunca kitap endüstrisine tasarımcı ve illüstratör olarak hizmet verdi.
Sanırım bu birikim “Münif Fehim’den Sait Maden’e Babıâli Kitap Kapak Tasarımları” gibi muhayyel bir başlıkla hayata geçecek.
Koleksiyon, Asmalımescit Şehbender Sokak’taki Karamustafa Tasarım atölyesi ve arşivi olarak kullandığımız mekânda raflarda ve kutularda duruyor. Arşiv görevlimiz haftada bir gün gelip çalışmaya destek veriyor. Salt Arşivi ile bir protokol imzaladık. Tasarladığım, yazdığım, biriktirdiğim ne varsa dijital ortama geçirip muhafaza edecekler. Arşiv araştırmacılara açık olacak.
Tasarım arşivimin yanı sıra topladığım kitapları evimde ve işyerinde kütüphanemde tutuyordum. Bazı salaklıklar da yaptığım oldu. İlk başlarda yirmi-otuz kitabın kapaklarını söküp dosyaladım. Yani kitapları katlettim. Neden sonra anladım bunun yanlış olduğunu. Kapağı söktüğünüz zaman o nesne artık kitap kapağı değil, kapağın röprodüksiyonudur.
Sayıca çok malzeme topladığım hâlde kendime hâlâ koleksiyoncu demiyorum. Aslında ilgi alanım daha genişledi, grafik tasarım tarihiyle ilgilenmeye ve ona göre biriktirmeye başladım. Sahaf dükkânlarına dadandım. Efemera mezatlarını izlemeye başladım. Esnaf mezatları eğlenceli ve öğreticidir. Mesleği sahaflık olan insanlarla tanıştım. Bir gün elime dört farklı alfabeyle (Osmanlı, Latin, Yunan, Ermeni) tasarlanıp basılmış bir gazoz etiketi geçti. Bu buluştan sonra bir yol belirledim; Türkiye görsel iletişim tasarımı tarihi ve çokdilli imparatorluk grafiği.
Kitapları sahaf dükkânlarından alıyorum, öteki belgeleri esnaf mezatlarından. Çok sık değil ama hediye aldığım da oluyor. Birkaç dostum, neyin peşinde olduğumu biliyor, işime yarayabilir diye satın alıp bana hediye ediyor. Yaklaşık otuz yıldır tasarım danışmanlığı yaptığım Tüyap Fuarcılık kuruluşunda Doğan Hızlan Kütüphanesi var. Zaman zaman bu kütüphaneye kitap koleksiyonları bağışlanır. Kitap kapaklarıyla ilgilendiğimi bildikleri için, kütüphane envanterinde halihazırda mevcut olan fazla kopyalardan seçip almama izin verirler. Kitap kapağı biriktirdiğimi bilen kimi sahaf arkadaşlar da ilgilenebileceğimi düşündükleri kitapların haberini verir.
Kesin tarihini hatırlamıyorum, 1980’li yılların başı olmalı, bir gözaltı serüveni yaşadım. Cağaloğlu’nda Vilayet’in karşısındaki işhanında polis ve asker baskınına uğradım. Sıkıyönetim günleriydi. İspanya iç savaşı konulu bir kapak illüstrasyonu için ihbar olmuş. O dönemde, grafik tasarım işlerimin yanı sıra küçük bir yayınevi kurmuş, sanatçı dostlarımın yapıtlarından ve kendi işlerimden kartpostal üretiyordum. Arşivim ve işlerim o küçücük han odasında duruyordu. Bir yüzbaşının önderliğindeki polisler atölyede resimli her şeyi çuvallara doldurdu. Beni de derdest edip Eminönü polis karakoluna götürdüler. El koydukları malzemelerin içinde Semih Lütfi Yayınevi’nden aldığım kapaklar da vardı. Bir gece kaldığım karakolda kötü muamele görmedim. Ertesi sabah öğleye doğru, Sultanahmet Adliyesi’ne götürüldüm. Basın savcılığında ifade verdim. Kitap kapağındaki resmin Türkiye’yle ilgili olmadığını, miğferin üzerinde görüldüğü gibi Nazi işareti çizili olduğunu anlattım. Savcı ikna oldu. Soruşturmaya gerek olmadığı kararını verdi. Çuvallara doldurulmuş işlerimi iade etti.
1970’li yıllardı. Şair Özdemir Asaf, Bebek karakolunun yanında, eşi Yıldız Moran’la bar işletiyordu. Bir sokak ötede oturuyorduk. Birkaç kez barlarına gitmiştik ama kendileriyle tanışmıyorduk. Özdemir Asaf’ın önemli bir şair olduğunu bilirdim ama Yıldız Moran’ın fotoğrafçılığından habersizdim o zamanlar. Bilinçli olarak kitap kapağı toplamaya başladığım 2010’lu yıllarda, Hacapulo Pasajı’nda sahaf Murat’ın dükkânında düzenlenen mezatta Özdemir Asaf’ın Yumuşaklıklar Değil adlı kitabı satışa çıktı. O gün kitap koleksiyoncusu olduğunu bildiğimiz ünlü bir tiyatro sanatçısıyla kapıştık. Sonunda benim nefesim kesildi ve kitap rakibimde kaldı. Kitabın biraz hasarlı nüshasını birkaç ay sonra Bursa Kitap Fuarı’nda bir sahafın tezgâhında görüp satın aldım. Aynı kapaktı ama sanki biraz faklı gibiydi. Yapı Kredi Kültür Merkezi için tasarladığımız Özdemir Asaf sergisinde şairin önceden bilmediğim bir yanıyla tanıştım: Meğer edebiyatçılığının yanı sıra matbaacılıkla uğraşıyormuş; sahibi olduğu Sanat Basımevi’nde kitap kapakları tasarlarmış. Şairin ailesinin sergi için getirdiği malzemelerin arasında grafik orijinaller de vardı. Bunların arasında Yumuşaklıklar Değil adlı kitabının değişik renklerde basılmış versiyonları yer alıyordu. Tek bir tasarımın klişelerini farklı kompozisyonlarla ve değişik renklerle kurgulayıp, çok ilginç, gerçeküstücü optik etkiler elde etmişti. Oğlu Olgun Arın bana bir kitabı hediye etti. Birikimimin en kıymetli nesnelerinden biridir.
Ayda yılda çok beğendiğim bir kitap olursa alıyorum. Eğitim araştırma çalışması yapılabilecek sayıda ve çeşitlilikte kitap mevcut. Kaldı ki bende olmayan birçok kitap kapağının resimlerine ulaşma imkânım var. İlhan Bilge birkaç yıl önce kendi arşivindeki kapakları taramış ve bana yollamıştı. Satın alamayacağım fiyatta olan kitap kapaklarının taranmış görüntülerini sahaf arkadaşlarım veriyor. Şu aşamada eldekileri tasarımcı, yayıncı, yayın dönemi, yayın türü, üslup, baskı ve cilt tekniği gibi başlıklarla sınıflandırma, dijital ortama aktarma çalışması yapılıyor. Veri toplama aşaması bitti. Toplanan verileri bilgiye dönüştürme aşamasındayız; Türkiye görsel iletişim tarihi bağlamında bir proje bu birikim. Yazılıp yayımlanabilir diye düşünüyorum.
Bazen saçmaladığımı hissetmiyor değilim. Maymun iştahlılık ya da gördüğü etten köftelik gibi bir bünye benimkisi. Her şey beni heyecanlandırıyor. Bazen balıklama atlıyorum güvensiz sulara. Sonuç kutular dolusu kâğıt ve nesne.
10,5 × 14 cm (her biri)
Koleksiyonu korumak için elimden geleni yapmaya, özenli olmaya çabalıyorum. Kitap kolay yıpranan bir nesne. Asit bazlı eski kâğıtların ömrü bir hayli kısa. Kapak tasarımına bakıp satın aldığım kitabı okumak için açtığımda, sayfalar darmadağın oluyor. Bazıları hızla kâğıt tozuna dönüşüyor. Yukarıda değindiğim gibi mutlaka okumak istersem, eski kitabın yeni baskısını bulmaya çalışıyorum. Bir zorunluluk yoksa eski baskıları yolculuklarda yanıma almıyorum.
Hedeflediğim dönem kitaplarına çok fazla para harcamadım. Mütevazı bütçemi aşmadı satın almalar. Sahaflardaki fiyatlar kapak tasarımına göre belirlenmiyor. Kitapların birinci baskı olması, yazarı tarafından birine imzalanmış olması, zor bulunması fiyat artıran unsurlar. Mezatlarda ve müzayedelerde öteki nesnelerde sürpriz yaşanabiliyor. Yıllar önce bir müzayedede bin lira başlangıç fiyatla satışa çıkan Zelich Biraderler’in yayımladığı bir küçük duvar takvimi sayfasının, esnaf mezatında bir liraya satıldığına tanık oldum. Kapak tasarımı fiyat belirlemede kriter değil gibi.
Kapak tasarımları için biriktirdiğim kitapları zaman zaman sosyal medyada yaptığım paylaşımlarda Karamustafa Tasarım Arşivi olarak etiketledim. Dolayısıyla koleksiyonun bir ortağı var ve geleceği konusunda kızım ve iş arkadaşım Ayşe’yle birlikte karar vereceğiz. Salt, sanatçı ve mimarlardan sonra tasarımcıları da arşivlemeye başladı. Ancak onlarla başladığımız çalışma dijital ortamda sonuçlanacak. Depolama sınırlamaları nedeniyle, sadece dijital ortamda arşivleyebiliyorlar. Özellikle üç boyutlu nesneleri, bağış da olsa alamıyorlar bildiğim kadarıyla.
Koleksiyon bağlamında kitap kapak tasarımı teması bir çeşit alt disiplindir sanırım. Türkiye’de ve dünyada bu alana yönelen koleksiyoncular vardır mutlaka ama ben bilmiyorum. Olsa olsa belli tasarımcıların işlerini biriktirenler olabilir diye düşünüyorum. Mesela Münif Fehim’in, Sait Maden’in kapakları. Cemal Akyıldız’ın Varlık Yayınları için yaptığı çalışmalar vs. Ben de bir süredir Celestino Piatti’nin (1922–2007) DTV (Deutsher Tachenbuch Verlag) için kapak resimlerini yaptığı kitapları topluyorum. Piatti’nin işleriyle beni, afiş tasarımlarının bir kitabını hediye eden meslektaşım Jürgen Hefele tanıştırdı.
Türkiye’de bu alanda en ciddi çalışmayı Ömer Durmaz yapıyor; araştırıyor, yazıyor, yayımlıyor ve sergiliyor. Zaman zaman bilgi alışverişi gerçekleştiriyoruz. Değişik bağlamlarla kitap biriktiren birçok koleksiyoncu var. İlhan Bilge’nin de topladığını biliyorum. Koleksiyoncu Doktor Mustafa Duman örneğin, Türkçe ve dünya dillerinde yayımlanmış Nasrettin Hoca kitaplarını topluyor. Muazzam bir koleksiyonu var. Türkiye, 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nda onur konuğuydu. Etkinliğin düzenleme kurulunda sergilerden sorumlu başküratör olarak görev yaptım. Mustafa Duman’ın Nasrettin Hoca koleksiyonundan bir seçkiyi fuarda sergiledik. Frankfurt’ta aynı mekânda Türkolog, sahaf, yazar Emin Nedret İşli ve editör Fahri Aral’la Turkuaz Sahaf koleksiyonundan seçilmiş çokdilli kitaplarla da bir sergi düzenledik: Book’s Odyssey: 500 Years of Multilingual Publishing in Turkey.
çev. Semih Lütfi Erciyas, Sühulet Kitabevi, kapak klişesi, 15 × 21,2 cm ve
1938, Seyyid, Corneille,
çev. Semih Lütfi Erciyas, Sühulet Kitabevi, tasarım: Münif Fehim, 13,8 × 19,5 cm
Birbiriyle bağlantılı iki alanda meslek sahibiyim: grafik tasarımcılık ve eğitimcilik. Öğrenmeye çalıştığım, öğrencilerimle paylaştığım, yaptığım, tasarladığım, çizdiğim, yazdığım, okuduğum, seyrettiğim, konuştuğum, gezdiğim, biriktirdiğim birçok edim görsel tasarım pratiği ve eğitimiyle dolaylı veya dolaysız ilgili diyebilirim. İlgisiz olanlar da var tabii. Malum, hayat meslekten ibaret değildir.
Kitap kapakları mesleğimle damardan ilgili, çalışmak istediğim ama kolay kolay imkân bulamadığım bir alan. Mesleğe yeni başladığım yıllarda kitap kapağı tasarlamayı çok isterdim. May Yayınları ile çalışmamaya başladığımda neredeyse otuz yaşındaydım. Aynı yaşlarda sol kitaplar basan bir küçük yayıncıya para almadan kapaklar yaptım. O zamanlar bir kitabı bütünüyle tasarlamamız söz konusu değildi. Tipo [letterpress] tekniğiyle basılan kitap sayfalarını mürettipler hazırlardı. Babıâli’de kapak tasarlama işi, benim gençliğimde Sait Maden’in tekelindeydi. Belki de yapma olanağı bulamadığım için toplamaya başlamışımdır. 80’li yıllarda De Yayınları, 90’larda İULA-EMME, Kavram Yayınları, Güney Film Yayıncılık için kitap kapakları tasarladım.
Yazılarımda bazen koleksiyonumdan söz ediyorum. Sait Maden, Yalçın Emiroğlu, İhap Hulusi, Mengü Ertel, Yurdaer Altıntaş için tasarladığım sergilerde, tasarımcıların kitap kapaklarına yer verdim. Yeri geldiğinde deneysel tasarım ve tipografi derslerimde öğrencilerimle deneyimlerimi paylaşıyorum.
Penguin Books Great Ideas serisindeki tüm kitapları da almak isterdim.
Remzi Kitabevi, tasarım: Münif Fehim,
14 × 20 cm ve
1948, Muaşeret Dersleri,
Süheyla Muzaffer Dalkılıç, İnkilap Kitapevi, tasarım: Münif Fehim, 15 × 21,1 cm
Kitap kapaklarının yanı sıra, mesleki pratikle ve eğitimle ilgili bulabildiğim bir sürü belge ve nesneyi bir araya getirdiğim mütevazı bir grafik tasarım tarihi ürünleri, araç ve gereçleri birikimim var. Yazı ve resimlerin üretilmesine, çoğaltılmasına, paylaşılmasına yarayan birçok nesneyi, bilgiyi ve deneyimi abartmadan biriktiriyorum. Bunların birçoğu elli beş yıllık tasarımcılık, otuz beş yıllık eğitimcilik yaşantımda bana eşlik etmiş araç gereçler.
İlkokul dördüncü sınıfta, ziyarete gelen dayım bana bir pul defteri hediye getirdi. Bunu neden yaptı bilmiyorum, ama beni yönlendirmiş oldu. O sıralarda Almanya cumhurbaşkanının Türkiye’yi ziyareti anısına PTT bir pul yayımladı. Babam beni heveslendirmek için o pullardan birkaç tane satın alıp koleksiyonumu resmen başlattı. Babamın bir arkadaşı, bir zarf dolusu yabancı pul hediye etti. Artık koleksiyoncu olmuştum. Pul defterimi sınıf arkadaşlarıma gösteriyordum. Yine o yıllarda PTT, Türkiye’nin 67 ili için bir seri yayımladı. Babam, ilkokul mezuniyet armağanı olarak tam seriyi satın alıp pul defterimi zenginleştirdi. İlkokulu bitirip TED Ankara Koleji’ne gittiğimde pul defterimi götürmedim. Koleksiyonumdan uzak kaldığımdan ilgimi yitirdim. Yıllar sonra, ailemin memlekette kalan son bireyi kardeşim Selçuk’un eline geçmiş pul defterim. Biriktirmeyi sürdürmüş okul yıllarında, ama devam etmemiş. Samsun ziyaretlerimden birinde defteri buldu ve bana verdi. Halen arşivimdedir.
Ayrıca koleksiyon denir mi bilmem ama eski binaların yapım tarihi ve kimlik işaretleri var: 2004’te gitmeye başladığımız Ayvalık’ta 1840–1914 yıllarını kapsayan dönemde inşa edilmiş, “neoklasik” diye nitelenen evlerin kapı üstü pencerelerinde, farklı malzemelerle yapılmış yapım tarihleri dikkatimi çekmişti. Ayvalık’ı ve Cunda’yı sokak sokak dolaşıp fotoğrafladım. Bazı evlerde, sahiplerinin monogramlarını da görmek mümkündür. Bu tür kitabelerin izlerini, yıllar içinde Rumların yaşadığı Lefkoşe, Ayvalık Küçükköy, Midilli ve Sakız’da sürüp ortak niteliklerini gözlemlemeye çalıştım. Hatta Beyoğlu, Fener ve Balat’ı da dolaşıp kapısı yazılı binaları fotoğrafladım.
Karamustafa Tasarım olarak 2000’li yıllarda farklı konularda, sergi projeleri çalıştık. Biriktirdiğim nesnelerin, basılı belgelerin ve fotoğrafların birçoğunu bu sergiler için topladım ve çok işimize yaradılar.
