Bunu Neden Yapıyorum? Yanıtı çok basit: Çünkü buna ihtiyacım var. Hem kendi hislerimi ve düşüncelerimi ayıklamak hem de çevremdekilerin düşünce ve hislerini anlayabilmek istiyorum. Yaşamın sınırlarını zorlayan bir hastalıkla karşılaşmak çoğu insan için dönüştürücü bir deneyim. Adı üzerinde sınır; eğer ondan öteye geçmediysek dönmek ya da en azından dönüşmek zorundayız. Ama ne yazık ki, ciddi sağlık problemleri yaşayan kişilerle ve/veya onların yakınlarıyla nasıl konuşacağımızı bilmiyoruz. Böylesi bir hastalığı deneyimlemiş olsak bile bunu bilemeyebiliyoruz. Neden böyle olduğunu ben de bilmiyorum ama yazmaya devam edersem/okumaya devam ederseniz belki bir ışık buluruz ucunda… İşte ben bu sebeple buradayım. Peki ya siz?
Geçenlerde, hiç aklımda yokken, kendimi akıllı saat bakarken buldum. Yetişkinler ve çocuklar için farklı akıllı saatler varmış piyasada. Önceden böyle olduğunu bilmiyordum. Satıcıyla aramda neresinden tutsak belki elimizde kalacak tuhaf bir diyalog geçti. Kalabalık zihnime rağmen “Çocuğunuz kız mı erkek mi?” sorusuna verdiğim “kız” cevabıyla gösterdiğim hızlı performansı bir sonraki soruda yakalayamadım. “Harika, çünkü elimizde şu an sadece ‘kız’ modelleri var. Peki, kaç yaşında kızınız?” İçimden “Kendisine sorsam belki de ‘kız’ modellerini tercih etmez” diye geçirdim, zira ömrümüzün çakıştığı kırk küsur yılda onu (toplum genelinin “kız”lara uygun bulduğu) pembeler, kırmızılar içinde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Zihnime üşüşen türlü düşünceyi pıtır pıtır silkeleyip belli belirsiz “On yaşında” dedim. Fakat bu rakam ağzımdan nasıl bir tereddütle çıkmışsa, karşıdan gelen “On dokuz mu?” sorusu beni onun şu an kaç yaşında olduğunu bilmediğim, bilemediğim ve bundan sonra da bilemeyeceğim gerçeğiyle baş başa bıraktı.
Benim yarı dalgın yanıtlarımla satıcının şaşkınlığı arasında sıkışan diyaloğumuz bizi Hacivat ile Karagöz’e dönüştürmeden bir başka satıcı dahil oldu konuşmamıza. “Benim yeğenim de kullanıyor bu saatten. On beş telefon numarası kaydedebiliyorsunuz, görüntülü arama özelliği var. Ayrıca elektronik çit özelliği de var…” diye anlatırken araya giriyorum: “Elektronik çit nedir?” “Bu özellik sayesinde, çocuğunuzun bulunduğu alanı sınırlandırabilirsiniz. Yani belirlediğiniz alan dışına çıktığı zaman size bir uyarı gelir.” “Bu bizim için en kullanışlı özelliklerden birisi olabilir” dememle satıcı bu saatle gerçekten ilgilendiğime kanaat getirmiş olacak ki el artırdı: “Üstelik ortam dinleme özelliği de var.” “O ne için?” der gibi yüzümü buruşturdum. “Ben yeğenimin servise binip binmediğini böyle kontrol ediyorum” diye devam etti. “Gün içerisinde gezdiği yerlerin kaydına da erişebilirsiniz.” Sustum, galiba bu kadarı bana fazla geldi.
Yaşlı ebeveynliği kolay değil. Bir çocuğun büyümesini, hayatı ve bir dili öğrenişini izlemek ne kadar heyecan vericiyse bunların yavaş yavaş yitişini izlemek de o kadar üzücü. İstikrarlı bir azalışa şahitlik etmek sürekli bir kayıp hissiyle yaşamak demek.
Kışları hiç sevmiyorum. Geçen gün şöyle düşündüm: “Acaba kaç kışım kaldı daha yaşayacağım?” Bilsem ki bu son beş kışım, sevmez miyim yine de kışı? Hem –sevmediğiniz bir şey bile olsa– azalan her şey kıymetli değil midir? Geçip giden her an ve sürekli azalan zaman gibi. O yüzden bu kadar yakınındayken bile çok özlüyorum onu. Onunla sohbet etmeyi, gülüp eğlenmeyi ve hatta bazen kavga etmeyi. Onun zihni zamanla mürekkebi uçan bir kitap gibi, önce harfler sonra kelimeler silikleşiyor. Sayfaların yüzeyi pürüzsüzleştikçe okunaksızlaşıyor. Zihninin günün birinde çizgisiz bir deftere dönüşmesinden korkuyorum. İhtiyacımız olan zamanı sayan değil de zamanı donduran ve genişleten bir saat gibi daha çok. Herhalde ancak o zaman akıllı sayılabilirdi bir saat de…
* Editörün notu: Bu yazı dizisini, hasta mahremiyeti nedeniyle “Hasta Yakını” müstear ismiyle yayımlıyoruz.
{fold içindeki fotoğraf: Melis Cankara}