Sessizlik Biçimleri
Bir Bilme ve
Duyma Biçimi Olarak
Sessizlik
Sessizlik Biçimleri yazı dizisi, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde Demo Lab. İnisiyatifi ve davet ettiği sanatçıların işlerini Derya Ülker ve M. Cevahir Akbaş küratörlüğünde bir araya getiren Sessizlik Biçimleri sergisinin ele aldığı konular etrafında şekilleniyor ve sergi yayını için üretildi.

*

İnsanın işitme dağarcığı yeryüzünü birlikte mesken tuttuğu pek çok varlığa kıyasla hayli sınırlı. İşitilenin berisi 20 hertz’den geriye, ötesi ise 20.000 hertz’den ileri uzanıyor takriben. Frekans –titreşimlerin işitilme sıklığı– ile belirlenen ölçüt bu. Başı sonu insanla tariflenen bir ölçüt. Başı, gövdesi, ayakları belirli bir insanla tariflenen muhtemelen de. Oysa öteyi beriyi yoklayınca işitmenin yalnızca insana –belirli bir insana– atfedilemeyecek tür ve genişlikte olduğunu ayırt etmek güç değil. Dahası, eylemin kendisi işitilen, işittirilen, işitilebilen kadar bunların dışında kalanları da “ne, kim, nasıl” sorularına ilmik atarak düşünmeyi getiriyor beraberinde. İşitilebilir olanın algılanabilir olanla özdeş olup olmadığı da bir başka düşünce açan soru. Başka bir bakışa yerleşmeyi, teknik olanın dayatılarını biraz olsun esnetmeyi gerektiriyor o da benzer bir çağrışımla. Tina Campt de böyle bir bakışa davetin eşiğinde açıyor kitabı Listening to Images’ı [Görüntüleri Dinlemek].* Sesin hissedilebilir, temas edilebilir oluşuyla tayin ediyor yolunu. Zira seslerin kendilikleri de kurdukları ilişkiler de yalnızca işitilenle, işitilebilir olanla, bunların belirli hâl ve koşullarıyla sınanamayacak kadar geniş bir hareketlilik alanına sahip. Campt’in sese yönelişi bir başka bakışı alt üst etmekle daha ilgili üstelik. Sese yönelik bir dikkat celbiyle açılan kitap, görme ve dinleme eylemleri arasındaki mübadeleyle yöneltiyor dikkatleri bir yandan da. Pasaport fotoğraflarından mahkûm fotoğraflarına Siyahlara ait fotoğraf arşivlerine bakarak ilerlerken bir fotoğrafa nasıl kulak verebileceğimiz, yalnızca görme alanımızın çizdiği sınırla değil bedenimizle bir fotoğrafa nasıl yönelebileceğimiz gibi sorularla da bakıştırıyor bizi Campt. Bu yolculukta da “hissedilen ses”ler [felt sound] olarak adlandırdığı, titreşimde, titreşim olarak yankı bulan ve böylece duyumsanabilirin alanına taşınan düşük frekanslı seslere açıyor kendini. Sessizlik, suskunluk atfettiklerimize, gürültü deyip geçtiklerimize, hışırtı, mırıltı diye önce hafif bir rahatsızlık duyup sonra silkinerek unutuşa terk ettiklerimize açılan bir eşikte buluyoruz kendimizi bizler de.

Dinlemenin kendisinin bir zanaat olduğuna şüphe yok. Özellikle de sabrımız ve takatimiz her geçen gün yine ve yeniden sınanırken. Üstelik de bu sınav gündelik, kişisel dert ve öfkelerde birikip asıl olup bitene gözü ve kulağı zorla kapattırır, ona karşı dilsiz bırakır, hafızayı silikleştirirken. Hatırlamanın ve unutuşun da rahatsızlığın ve sıkıntının da yönünü, kaynağını tayin etmek kimi zaman güç. Tayin etsek de onu dillendirmek bazen ise. Bu nedenle olsa gerek, sessizlik bir yokluktan ziyade bir bilme ve duyma biçimi gibi geliyor daha ziyade. Yok saymanın ve sayılmanın, uyumsuzluğun, görünürün alanından dışlanmanın, temsil yüzeyinden süpürülmenin, önemsiz atfedilmenin; bir yandan da durup düşünmenin, dünyayı üzerine gelenlerle, dayatılanlarla değil farklarla işitmenin bir biçimi. Yaslanılan her türlü kişi ve zaman kipinde gedik açan, bir topyekûnlük söylemine katlanmaktan imtina eden, temsil yüzeyini inşa hâlindeki yıkımlarla kuran sisteme ayak direyen bir duyumsamaya davet. Bir davet ki işitilmeyeni de görülmeyeni de dinlemekte ısrarcı. İşitilir ve görünür olanla temas ederken ise ses ve imaj repertuvarın dışında kalanları duymakta. Gördüm, duydum derken göreceliğin alanında olduğunu unutmamakta.

Farklı formları, mecraları, oluş hâllerini yoklayan bir sessizlik bu. Yık-yap mekânlardan dışlanan buluşma, oyun seslerini, yerinden edilen taşları, değeri hafriyatla biçilen arazi ve ekosistemleri, gündeliklerinin tam göbeğine barikat oturtulanları, dağıtılan, yarılan kalabalıklarda yankılananları, şehrin siren, turnike seslerinde imgeleşen dertleri, türlü hayat gaileleri arasındaki aksak ama bazı bazı birbirine yakınlaşan, yer açan ritimleri, güvenin sınandığı yüzeyleri duyumsamaya kararlı. Sesi algılamanın onu ayan beyan işitmekten ibaret olmadığının farkında bir sessizlik. Bakmayı, görmeyi, işitmeyi, dinlemeyi talep eden, bunların birbirine dolanıklığını da pürüzleri ve çatlaklarını da tanıyan. Sesin tam da o suskun, yok addedilen pürüzlere, çatlaklara dokunmakla hayat bulduğunu bilen.

Dilara Açıkgöz
Ateş Alpar
Erdem Varol
M. Cevahir Akbaş
Eren Eryol

* Campt, Tina M. Listening to Images. Duke University Press, 2017. 

Demo Lab. İnisiyatifi, Derya Ülker, fotoğraf, M. Cevahir Akbaş, Merve Şen, sanat, sergi, ses, sessizlik, Sessizlik Biçimleri