Bu metin, Kasa Galeri’de 8 Kasım 2022’de açılan Gizil Bir Empati sergisi vesilesiyle, hayvanlarla karşılaşmalarımızı insan merkezliliğin yaygın ancak dar parantezinin dışında tahayyül etme çabasına katkıda bulunma arzusuyla yazılmıştır.
Her ne kadar hayvan-insan ilişkilerine türcülük kavramı, hayvan özgürleşmesi ya da hayvan hakları merceğinden bakmanın tarihi çok daha eskiye dayanıyorsa da 2000’li yılların, hayvan meselesiyle ilgili gerek sosyal ve beşeri bilimlerde, gerekse sanatsal çalışmalarda belirgin bir artışa şahit olduğu söylenebilir. Söz konusu artış sadece bir nicelik farkı olmadığı gibi, bir konu, tema, soru ya da sorun olarak hayvanları basitçe “dahil etme”, yani alanı “genişletme” meselesinden ibaret de değil. Daha çok, hayvanlar ve hayvan-insan ilişkisi odağında peşine düşülen soruların, ortaya koyulan sorunların, dert edinilen meselelerin esaslı bir değişime uğradığına işaret ediyor. Bu anlamda, içinden geçtiğimiz “hayvan dönemeci” kolektif düşünme biçiminde, düşüncenin imajında radikal bir dönüşüm ve başka türlü bir dikkat kesilme meselesi olarak kendini gösteriyor. Hayvanlar “üzerine” düşünme ya da sanat üretme şemasının sökülmesine ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla esas mesele, tema ya da içerik olarak hayvanlara odaklanmak veya hayvanlara duyulan sevgi değil, her şeyi bilen, gören insan özne şemasını sarsmak ve sorgulamaya açmak.1 Bu da elzem olarak bilme ve görme biçimlerinin, düşünme ve yaratım araçlarının dönüşümünü talep ediyor. Zira kendini “dünyanın düzeni” ya da “yaşamın tabiatı” olarak gösteren insan merkezli hâkim kurmacadan başka hikâyeleri anlatabilmek, başka karşılaşmaları tahayyül edebilmek için konunun hayvanlara doğru değişmesi ya da genişlemesi yetmiyor. Yeni düşünme ve oluş modları açabilecek yeni anlatım yollarının ve araçlarının da denenmesi, icat edilmesi, üretilmesi gerekiyor.
Böylesi bir çaba hiç şüphesiz ki bir yandan insanlarla ilişkilerinin hayvanlar için çoğu zaman fiziksel ve duygusal zarar, ıstırap, ihlal, işgal ya da ölüm anlamına geldiğini göz önüne almayı, bu şiddetli deneyim içinden “Nasıl bilgi üretilir?” ya da “Nasıl sanat yapılabilir?” sorularını sormayı asli hâle getiriyor. Diğer yandan hayvanlarla karşılaşmalarda daha “iyi” ya da “doğru” bilme arzusunun peşine düşmeyi değil, emin olunanı askıya alarak bilemeyişlere açıklığı, merakla bildiğimizden sökülebilmeyi ve karşılaşmada yeniden kurulabilmeyi göze almaya bir davet niteliği taşıyor. Merak bu davette kilit bir yer işgal ediyor. Donna Haraway’in türler arası karşılaşmaların birincil etik yükümlülüğünü merakta görmesi bu anlamda boşuna değil. Ona göre, merak belki bir erdem olmayabilir ama en gözde kendinden eminliklerimizi bozguna uğratma gücüne sahip.2 Erica Fudge cevabını asla bilemeyecek olduğumuzun kabulüyle “İnek olmak nasıl bir şeydi?” sorusunu sormakta ısrar edilmesi gerektiğini öne sürerken3 tam da bu davete merakla icabet ediyordu. Burada merak hem başka bir dünyaya açıklık hem de o dünyaya duyulan özen ve ihtimamın başlangıcında duruyor. Dolayısıyla bu soru –kendimizi onun yerine koyalım gibi– çiğ bir empati çağrısı değil. Karşılaşmada hayvanların biricik, farklı, indirgenemez ve çoğunlukla erişilemez dünyasının varlığını teslim etmeye davet eden bir “eleştirel empati” çağrısı.4 Sorunun yöneltilmesindeki ısrar, insan merkezliliğin tüm şedit sonuçlarıyla “doğallığını” reddetmekte ve kısmiliğini ortaya koymakta ısrar manasına geliyor.5 Eğer ki dünyayla başka, şiddetsiz, daha nazik ve adil bağlar kurmayı önemsiyorsak, hangi alan bağlamında olursa olsun Fudge’ın sorusunda ısrar önerisini sahiplenmek önemli görünüyor. Hayvanlar insanın hizmetinde değil; insani olanı bize daha kolay ya da etkileyici anlatmanın aracı da değiller. Onları böyle görmeyi öneren, insan istisnailiğinin ve üstünlüğünün hâkim çerçevelerinin konvansiyonel ancak dar parantezi. “Hayvan dönemeci”, söz konusu çerçeveleri üreterek ve yeniden üreterek birer “türcülük kurumu”6 olarak işleyegelmiş akademiyi ve sanatları bugün bu dar parantezin dışına çıkmaya ve dahası, kendi ihlal ve şiddet tarihleri üzerine düşünmeye davet ediyor.
1. C. Wolfe, “İnsan, Her Şey Hep İnsan: ‘Beşeri Bilimler ve Hayvan Çalışmaları’”, KÜN Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi 1.1 (KÜN Yayınları, 2021), s. 63-4.
2. D. Haraway, When Species Meet (University of Minnesota Press, 2008), s. 340.
3. E. Fudge, “What was it like to be a cow? History and Animal Studies”, Oxford Handbook of Animal Studies (Oxford University Press, 2017).
4. Travma çalışmaları bağlamında Jill Bennett’in ortaya attığı “eleştirel empati” kavramı, yakınlık ya da benzerlikte temellenmez; farklı, erişilemez ve indirgenemez bir başkasıyla duygulanım ve eleştirel farkındalık üzerinde yükselen bir duygudaşlık olarak açıklanır. Kari Weil ise bu kavramı teoride ve sanatta hayvan-insan karşılaşmalarının etik bağlamını düşünmek üzere işe koşar. Bkz. J. Bennett, Empathic Vision: Affect, Trauma and Contemporary Art (Stanford University Press, 2005). K. Weil, Thinking Animals: Why Animal Studies Now? (Columbia University Press, 2012).
5. Ö. Güçlü, “Hayvanın Felaketi, Manzaradan Lekelere: Hayırsızada”, Kebikeç 46 (Kebikeç Yayınları, 2018), s. 352.
6. Cary Wolfe “türcülük kurumu” kavramsallaştırmasını, türcülük söylemiyle bir ayrımın altını çizmek üzere ortaya atar. Buna göre, türcülük salt mantıksal ya da dilbilimsel bir yapı değil, aynı zamanda bu mantığı maddi bir kurum olarak yeniden üreten bütün bir maddi pratikler ağına atıfta bulunur. Bkz C. Wolfe, Animal Rites (University of Chicago Press, 2003).
