Manifold’un “HİM10Yıl” dizisi için Herkes İçin Mimarlık üzerine yazma sırasının bana geldiğini yaklaşık bir ay önce öğrendim. O günden son güne, yazmaya ya zaman bulamadım ya da zaman ayırmadım. İş yoğunluğu bir tarafa, beni isteklendirmeyen, bir kısmı ülkece malum bir kısmı kendimce de meçhul nedenler oldu. Bu süre boyunca yazıdan bahis açmazsam belki unutulur diye de düşündüm fakat öyle olmadı. Nihayet, bazı anılara ve anlara dönerek, daldan dala konarak duygu düşüncelerimi aktardım.
Zaman iyice daralmışken, iki üç gün içinde “bizim dernek” üzerine yazmam gerektiğini buradaki (Muğla) bir arkadaşıma söylediğimde, yapay zekâya yazdırmamı önerdi şakayla. Bu senaryoyu önce komik, sonra da makul bularak güldük. Şaka maka, Manifold da buna itiraz etmeyecek bir mecra dedik. Bazen bu işlerin nereye varacağına dair konuştuğumuz da oluyor. Böylelikle bir günü de yine yazmayarak fakat en olmadı yapay zekâya yazdıracağım bir yazıyı aslında kimsenin yadırgamayacağını düşünerek geçirdim. Fakat bu konuda ikilemde kaldım. Şöyle ki, yazıyı ben yazmazsam çok ayıp olurmuş gibi hissettim. Ama bu ikilem bir etik ihlal meselesi vb. üzerine değil. Yani bunu yapsam, yaptığımı gizleyip de kendim yazmışım gibi göstermeyeceğim aşikâr. Daha çok, öyle olur ise bir şeylerin eksik kalacağı hissine dayanıyor. Epey emek verilmiş, anı biriktirilmiş, olumlu veya olumsuz türlü eleştiri yığılmış on ve üzeri yıla dair kendim iki kelam etmeyecek isem… Böyle bir his. Öte yandan, bu kadar düşününce bu his “Acaba yapay zekâ buna ne derdi?” şeklinde bir meraka ve oyalanmaya da dönüştü ki ki gelecek ay bunun sonucunda oluşan diyaloğu da yayına alacağız.
Yazıya eğilince, Herkes İçin Mimarlık’ı kurduğumuz zamanlara gittim önce elbet ve benim için onun evveli sayılan, Taşkışla yıllarımızdaki Ölçek 1/1 öğrenci oluşumumuza… “Benim için” evveli deme nedenim, derneği kurarken başka üniversitelerden arkadaşlarımızla çoğalmış olmamız. Belirgin şekilde tarihlendiremiyorum ama muhtemelen 2010’da daha seyrek ve 2011’de daha sık olarak, bazen dahil olduğum bazen dahil olamadığım anlarda, bir kısmımızın mezun olduğu bir kısmımızın bitirme projeleriyle ilgilendiği dönemlerde bir öğrenci oluşumunun geleceğini hararetle tartıştık. Tartışmak hep var idi. Ekibin bir kısmı dönem arkadaşlarım olduğu için, İzmir’de şantiye stajımı yaptığım yaz Ölçek 1/1’in de Maraş’ta öğretmen lojmanını yapmakta olduğunu biliyordum. Bu haberdarlığın üzerine Ölçek 1/1’e fiilen katılmama vesile olan ise 2007 güzündeki yeni dönem buluşma ve tanışma çağrılarıdır. Benim Ölçek 1/1 serüvenim, katıldığım o etkinliğin çağrı posterini eleştirmem üzerine Ege’yle aramızda geçen harlı tartışmayla başlamıştır. Başladığı gibi bitiminde de tartışıyorken, etkinleşemediği son birkaç ayla öğrenci oluşumu olarak miadı doldu kanısındaydım ben de.
Ölçek’i sonlandırmak ile Herkes İçin Mimarlık’ı kurmak arasındaki süreyi, dernekleşme düşüncesinin hangi noktada gündeme getirildiğini detaylarıyla hatırlamıyorum. Ama şunu hatırlıyorum ki Ölçek ekibinde olmayan, kendileri de öğrenci oluşumlarını gerek kurarak gerek dahil olarak tecrübe etmiş arkadaşlarımızla iletişimimizin kuvvetlendiği zaman da aynı zaman. Devamında çokça “birlikte yapmak” dediğimiz gibi, derneği de birlikte yapalım diyerek kurduk. Mesela Ölçek gibi, “Kayıtdışı”nı da anabilirim burada, emeği olanlara ve Yelta’ya* selamlarımla. Ve tabii benim için başlangıçta “Yıldız’dan Yelta’nın arkadaşı” olan, dernek kurma prosedürünü öğrenmek için kısaca “Dernekler Müdürlüğü” dediğimiz kuruma gide gele dostluğumuzu pekiştireceğimiz ve daha sonra muhtelif toplantıya dernek adına birlikte katılacağımız Hayrettin’i de unutmadan.
Bu çok kıymetli genişlemeye değinmişken, dernek kurabilmek için –ya da genel kurul yapabilmek için miydi? – ihtiyaç olunan üye sayısını –on dört olabilir– ilk aşamada güçlükle sağladığımızdan da bahsedilebilir. Yaşadığınca törpüleniyor insan. Bugünden o günü düşündüğümde, “resmileşme” karşısında “Ben şimdilik dışarıdan destek olayım” refleksini anlayabiliyorum. Ama o zamanlar bu konuda daha sivri dilli ve sitemkârdım sanırım. Yarı yolda bırakılıyormuşsun gibi bir duygu. Bir de muhtemelen benzer sebeplerden ötürü, “Üye olurum ama yönetim kuruluna, denetim kuruluna vb. girmem” düşüncesi dile getirilmekteydi. Açıkçası benim de ilk yönetim kuruluna dahil olmaya hiç niyetim olmadığı hâlde sonunda bunu kabul etmemi sağlayan, az önce bahsettiğim duygu olmuştu sadece. Yani biraz da, hem kendimize hem birbirimize, yarı yolda bırakmak olmaz diye diye derneği “resmen” kurabilmiş, resmi sıfatların altına ismimizi zar zor yazabilmiş olduk. (Ki farklı farklı dönemlerde derneğin işleyişi üzerine büyük tartışmalarımızın ardından iki ya da üç kez kesin olarak dernekten ayrılmaya karar verdiğimde frenleyen de yine aynı duygu olmuştur. Daimi olması umulan bir yolun yarısı neresidir, o da ayrı bir sorgu.)
Böyle böyle, başkan (ilk başkan Hakan, sonraki yılların bir döneminde Merve’nin başkanlığı, kalanı Emre’de); başkan yardımcısı (Hakan’a sürekli “Galiba buraya da imzan lazım” diyerek sürdürmüştüm ben); sayman (Emre ya da Hayrettin); yazman (Hayrettin ya da Emre) ve üye, denetim kurulu üyeleri, yedek üyeler… diye diye isimlerimizi dağıttık. Dernek tüzüğünü hazırlarken titiz, karar defterini ilk kez doldururken yanlış yazmayalım diye belki heyecanlı ve tedirgin idik biraz. Sarper’in, tüzüğü derneğin web sayfasına aktarırken “Balo mu?” diye soruşuna, “Bulunsun dedik Sarper, başka dernekler de yazmış tüzüğe baloyu” yanıtımıza şimdi o anı anlatırken de gülüyorum. (Tüzük Madde 12- Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler vb. düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak.) Birkaç yıl sonra, mevcut web sayfamızın biçimlenişine Deniz’in emeğinin yanı sıra grafikleri hazırlayanlarımızın, metinleri artıranlarımızın, yabancı dile çeviri yapanlarımızın emeği de katıldı.
Derneğin ismini, kararlaştırıldıktan sonra öğrenmiştim ben ayaküstü. Yüksek lisansa başlamış, yarı zamanlı iş arayan, bir yıllık yeni mezunken bu gündemi kaçırmış olabilirim. Tartışıldığını biliyorum ve tahminimce, “Herkes İçin Mimarlık” tek bir toplantı esnasında doğmayıp başından beri düşünülerek önerilmiş bir isimdir. “Herkes”e alışmam da çok hızlı olmadı. İlk sorgulayışım “Niye herkes için ki; falan için de mi mesela? O filanlar içinde mi mesela, yoo ne alaka” şeklinde olmuştur eminim, on-on iki yıl önceki kendimi biraz tanıyorsam. Sonraları, çeşitli “herkes” tanımları yaptık anlatırken ve yazarken. Örneğin, yakın zaman önce, dileyenlerin hem maddeleri önerip hem içerik yazdığı ve sonunda da Yuvacan ile Erdem’in tüm yazılanları toparlayıp düzenlediği kolektif üretimimiz HİM Bellek’in “Herkes İçin” maddesi şöyle diyor:
2011 Ağustos aylarında başlayıp 4 ay süren kuruluş tartışmaları ve hazırlıklarında nasıl bir organizasyona sahip olacağımızın yanı sıra, ismimizin ve bununla ilişkili olarak logomuzun ne olacağı üzerine de uzun süre düşünmüştük. O dönemlerde aktif olan “Architecture for Humanity” ya da yine o dönemki işgal hareketlerinin “yüzde 99” söylemleri, bizi de yapmak istediğimiz katılımcı ve sosyal/toplumsal fayda amaçlı mimarlık üretimini anlamlandırabilecek, dar bir anlama sıkışmayan bir isim arayışına yöneltmişti. Benzer biçimde yine toplumun yüzde 90’lar civarının yapıları için mimarlık hizmeti almadığı ya da tersine mimarlık alanının bu geniş ama sermayesi olmayan/az olan kesim için çalışmakla pek ilgilenmediği söylemleri de isim arayışımızda aklımızda tuttuğumuz bir durumdu.
Bu kapsayıcı isim arayışımız iddialı sayılabilecek şekilde “herkes” kelimesini içerecek bir tamlamayla sonuçlandı. Bu herkes yüzde 90’ların herkesiydi; o zaman kalan azınlık ama egemen kesimi dışlayacak mıydık? Eğer birlikte üretme hedeflerimize uymayan, toplum ve çevre zararına çalıştıklarını düşünüyorsak, evet. Peki bu şekilde geniş bir tanım yapmak, tanımsızlığa yol açıp anlamı, hedeflerimizi zayıflaştırıyor muydu? Birlikteliğin, hiyerarşisizliğin, karşılıklı öğrenmenin yollarını aradığımız, kendimizi mimarlık alanının içine kapatmayarak başka meslek ve ilgilerden kişiler ve topluluklarla bir araya gelmek istediğimiz için, hayır.
Tahmin ettiğim gibi, bu içeriği Emre yazmış. Emre –küsüşmeyeceğimize de güvenerek– dernek üzerine en fazla didiştiğim, zaman zaman çok sert eleştirilerle üstüne gittiğim kişidir tüm aktif HİM sürecimde. Her şey bir yana, onun derneğin bunca zamandır çoğalarak var olabilmesinde çok ama çok büyük payı olan inancını ve emeğini vurgulayan kısa bir paragrafı açıp kapamış olayım burada.
Listede söz konusu “Herkes İçin” başlığı yokmuşçasına ben de gidip H harfine “Herkes” diye bir başlık açmışım. İkisi biraz farklı da tabii. Bir de, başlıklar başlangıçta alfabetik sırada girilmediği için fark etmemiş olabilirim. “Herkes” başlığı iki maddeden oluşmuş son durumda:
1. Hararetli tartışmalar sonucunda derneğin isminin ilk kelimesi olan, “insanların bütünü” anlamı ile sözlüklerde yer alan ama dernekteki anlamının insanla sınırlı olmadığı şey, kim, bazı, bağ ve ilişki. Olan kadar ol(a)mayan, yeri geldikçe all, yeri geldiğinde alles denen, natam ama doğru.
2. HiM üyelerinin kolektif zihninde anlamı sık sık sorgulanan ve sürekli dönüşen bununla birlikte HiM için her zaman canlı/cansız her şeyi kapsayan kavram.
Okan’ın görsel üretimleri üzerinden logoyu tartıştığımız toplantı ise çok daha belirgin şekilde aklımda kalanlar arasında. Ve benim “Bence kapı içeri açılmalı” muhalefetim, bunun üzerine kısa bir süre dernek logosunu kapıyı içeri açarak çizmeye devam etmiş olmam... Yanılmıyorsam o toplantıya dair fotoğraflarımız da var idi, Samim’i, diğer Erdem’i, Burak’ı, Ali’yi de hatırladığım. Görsel üretimi deyişim, sonraki zamanlarda Alican’ın bu konudaki katkılarını, grafik tasarımlarını da akla getiriyor hemen elbette.
Yine “Herkes İçin” maddesinde görüyorum ki Emre de logoya değinirken kapının yönünü dahil etmiş:
İsme karar verdikten sonra logo da, herkesin sözünü söyleyebileceği bir konuşma balonu, kapısını içeri değil dışarı açan bir plan izi olarak şekillenmiş oldu. Ve isim ile logoya karar verdiğimiz günden bu yana temaslar, açık çağrılar, davetler, ortaklıklarla dahil olmak isteyen herkes, Herkes İçin Mimarlık’ı şekillendirmeye devam ediyor.
Burada değinildiğinden habersiz, ben “HİM Logosu” başlığını da açmışım. O başlık da şöyle biçim almış son durumda:
Derneğin kuruluş zamanındaki çoğu konu gibi hararetle tartışılan simge. Kapının bir davet olarak içeriye açılmasını savunanlar olmasına rağmen nihayetinde kapının dışa açılmasına ve bir plan, faaliyet alanı, herkesin doldurabileceği konuşma/düşünce balonunu ifade etmesine karar verilmiştir. Formu sayesinde esnek kullanımlara olanak vermektedir.
Bir öğrenci oluşumunun derneğe evrilmesi fikrini hızla benimsediğimi söyleyemem. Bu keskin geçişte endişe yaratacak çok fazla ihtimal vardı. Ama daha kararlı, kimi prosedürel süreçleri daha hızlı ilerletebilecek ve en önemlisi genişlemesi öngörülen bir birliktelik fikri cazipti. Herkes İçin Mimarlık’ı açıklarken onun aynı zamanda bir dernek oluşunu pek vurguladığımız da söylenemez. İsmini HİM şeklinde kısaltırken de dernek olduğuna işaret eder “d”, “der” gibi harf ve ekleri kullanmıyoruz. Hiyerarşiye dayalı bir dernek yönetimi anlayışımız da yok. Örneğin derneğin isteyen tüm üyelerinin bulunduğu hızlı iletişim grubunda sohbet ederken o an herhangi birimiz bir şey önerebilir ve o an ona dair bir karar da şekillenebilir demek abartılı olmaz. Aslında beş altı yıl kadar önce, olağan kurulda sunacağımız komisyon önerilerini ve taslaklarını da ciddi ciddi hazırlamıştık ki ben de biraz daha tanımlı bir işleyişin derneğin kişilerden bağımsız devam edebilmesine, yeni nesle aktarılabilmesine katkıda bulunacağını düşünüyor ve savunuyordum. Ve fakat “bizim dernek”te çoğu zaman işlemediğini bazen de işletilmediğini gözlemlediğim bu uygulamanın sonu çabucak geldi. Merve’yle detaylı tartışmalarımızı, İdil’in bu gündemdeki etkinliğini, Serkan’ın yoğun fikir üretimini ve paylaşımını hatırlayarak bırakayım şimdilik. Bir gün, derneğin dünden bugüne işleyişi üzerine düşüncelerimi, bir kısmında içerisinden bir kısmında fiziksel konum olarak da uzağından gözlemlediklerimle uzun uzun yazacak vaktim olur belki. Zaman içinde deneye yanıla oluşan derneğe özgü yol ise genellikle “Evet, bu işi yapalım” diyenin bir sorumlulukla öne çıkmış kabul edilmesi, devamında “Ben de varım” diyenler, vakit buldukça eklenenler, işe güce yoğunlaştıkça eksilenlerle sürecin nihayete erdirilmesi gayesi. Elbette bu dediğim “dernek içi” tarafına ilişkin. Çoklukla sonunda sahaya ayak bastıracak bu süreçlerde davete, çağrıya, işbirliği yapmaya dayalı genişleyen katılım ise mühim bir hedef ve olmazsa olmaz yön.
Derneğin kuruluşunun onuncu yılı üzerine başlamış bir diziye yazarken kuruluş zamanları çağrıştığı için yazı bu yönde ilerledi. Birlikte üretim ortamımızın sürekliliğini sağlamak için farklı zamanlarda ve zamanı oldukça herkesin taşın altına elini koyduğu, bir çırpıda kısaca andığım kuruluş zamanları da ardından geçen yaklaşık on iki yıl da elbette daha detaylı anlatılmaya değer. Buna dair, olayları anımsadıkça isimlerini geçirdiğim arkadaşlarım kadar isimlerini atladıklarımın olduğunun farkındayım. Kuruluş zamanları için belki bir o kadar daha, bugün için ise çok daha fazla olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Niyetimin teker teker isimleri saymak değil sadece anıları isimsiz bırakmamak oluşu, bir de metni bir an evvel yetiştirmek oluşu umarım onlarca da hoşgörüyle karşılanır. Herkes’e selamlar.
Son olarak, eğer beklenen belirli bir konu, tema yok ise Herkes İçin Mimarlık’tan bahsederken bir şekilde lafı Ölçek 1/1 işlerine getirmişliğim çoktur. Keşke o tecrübeyi ve anıları salt kuramsal çerçevelerle sınırlamadan daha öznel, edebi ifadelerimizle de aktarmış olsaydık sıcağı sıcağına. Şimdi böyle yazınca aklıma geldi, nasıl bir karışıklık yaşanmıştı veya biz nasıl bir kafa karışıklığı yaşıyorduk bilinmez; ama hakem değerlendirmesinden geçeceğinin hiç farkında olmadığımız, bir bölümünde Ölçek 1/1 Zefre Projesi’ni tamamlamaya çabalarkenki amatör girişimlerimizi anlattığımız bir sunum yazısı yazmıştık Emre ile. “Literatürde kabul gören vaka çalışması dili ve yöntemleriyle” yazılmamış olsa da, vakaların bütün süreçleri ve detaylarıyla betimlenerek gözler önüne serilmesi katılımcı süreçleri anlamak açısından kıymetli bulunmuştu ve konferansa farklı bir katkı sağlayacağı düşünülmüştü. Ama süreç anlattığım gibi başladığı için yazıyı geri çektik biz. El yordamıyla pürüzleri giderdikçe iletişim ve uygulama tecrübesi edindiğimiz, aynı zamanda memleket meseleleri ile mimarlığın ve mesleğin kesişimini sorguladığımız, tümünde de umudu azimden ayırmadığımız bu acemi süreçleri zamanında ve duygular düşünceler tazeyken daha fazla yazmış olsaydık esas yerini bulmuş olurdu zaten belki de. Ki bu süreçler, derneğin bazen “yerinde ve yerlisiyle yapmak”, bazen “birlikte yapmak”, bazen “katılımcılığa teşvik ederek yapmak”, bazen “müşterek yapmak”, bazen “sahada olmak” şeklinde dile getirmiş veya getirmekte olduğu öz niyetinin hakiki, hakikatli dayanağıdır da bence.
Herkes İçin Mimarlık’a üye olan herkesin çeşitli saikleri olduğunu gözeterek, doğrudan dernek adına bir temennide bulunmam güç. Kendi adıma, bizden çok önce görünmüş bir mücadeleye ve dayanışmaya bir yerden bağlanabildikçe, öylece devam etmeli herhalde ve her türlü hâlde.
{fold içindeki fotoğraf: Herkes İçin Mimarlık izniyle}* Metinde geçen isimler soyadlarıyla birlikte ve metinde geçtikleri sırayla şöyle: Yelta Köm, Hayrettin Günç, Hakan Kaçmaz, Merve Gül Özokcu, Emre Gündoğdu, Sarper Takkeci, Deniz Gezgin, Yuvacan Atmaca, Erdem Tüzün, Okan Aydoğdu, Samim Magriso, Burak Yardımcı, Erdem Üngür, Ali Önalp, Alican İnal, İdil Yücel, Serkan Kurt. (ed.n.)