Geri Dönecek
Kadıköy–Eminönü vapurunda süzülürken,
Maviye boyanınca şehir yeniden,
Dalgalarla dans ederken vapurun içinde insanlar,
Bir yudum sıcacık çayımın içinde,
Göz göze geldiğim yansımam denizin üstünde,
Küçük bir tebessüm içimde.
Alıp götürünce beni mavi,
Aniden karşıma çıkan Galata Kulesi’nde,
İnsanlar koştururken, aralarında kaybolduğum anda,
Karaköy değil,
Mutluluğum geri dönecek.
Son durak Eminönü’nde,
Balık istifi gibi sıkışıp kaldığımız anda,
Güneş vurunca gökkuşağına boyanan pullarımız,
Bir bir yere bırakacağız her sokağında;
Hanların arasında,
Art nouveau binanın kapısında,
Kıvrım kıvrım…
Duramam,
Dalgalanırım.
Mutluluğum geri dönecek,
Yüzyıllık sokaklarında.
Eminönü’nde, Balkapanı Han’da,
Surların arasında duran yabanı görünce,
İçim içime sığmaz,
Duramam,
Dalgalanırım,
Uçarım martıların arasında.
Nasıl da özledim…
Mutluluğum geri dönecek,
Biliyorum;
İçinde saklı,
Bir nefes İstanbul.
NOT:
Bir Şehri Sevmek, Bir Hayale Tutunmak / İstanbul’da Bengi Yolculuğu…
Ama ortak bir yer var ki değişmiyor:
Kalbinde İstanbul taşıyan herkes bu kadar çok sesli, bunca nereden geldiği belirsiz parçasıyla, böylesine karmaşık ve çelişkilerle dolu bir benliğe sahipken, ancak buna izin veren, en azından bir zamanlar izin vermiş olan bir şehirde kendini hissedebilir. Ve o karmaşanın ortasında garip bir şekilde huzur bulur. İç dünyandan aşina olduğun bu şehir sana çok yabancı gelmez.
…
Pandemi geldiğinde her şehir gibi İstanbul da indirdi kepenklerini.
Sokaklar sustu, insanlar evlerine çekildi.
Ben bir odaya sıkışmışken dışarıdaki İstanbul’u hayal etmeye başladım.
İstanbul’un kepenkleri, Arzu İrem Mollaahmetoğlu hocamın “Nasıl düşünülür?” dersleriyle yeniden aralandı.
Görsel ve sözel anlatım araçlarımı keşfetmeye başladığım Taşkışla’dan öğrendiklerimle mesafemi çizmeye başlamıştım Taşkışla’ya…
İnsanlar nasıl proje derslerini bırakabiliyor derken patır patır bıraktığım, bir süre de almadığım derslerle, kendi kendime kalmış, kendi Cabaret Voltaire’imi kurmuştum.
Her şey o kadar absürttü ki. Tüm absürtlükleri birleştirmeye başladığım masamda alakasız imgeler ve kelimeler birbiriyle birleşerek bana bir şeyler anlatmaya başladı.
İnsanlarla kuramadığım ilişkileri imgelerle ve kelimelerle kurmaya başladım.
Kolajlarım şiirlere, şiirlerim müziğe… Bu sıra hep değişti.
Ve ben de değişiyordum.
Kendi kendime bıraktığım kendimin ayarlarıyla oynaya oynana, ne yaptığımı unuttuğum zamanlar oldu.
Hayatımdaki en depresif dönemim en üretken dönemime dönüştü.
Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası belgeselini izlediğim gün, İstanbul’da sıkıştığım bir evin içinden yaşamaya başladım dışarıdaki İstanbul’u da. Dışarıdaki hayatla temas edemesem de hayallerimde İstanbul’un sokaklarını, vapurlarını, hanlarını yaşattım.Daha önce yaptığım “Tahtakale’de Kayboldum” adlı bir kolaj vardı.
O kolaj pandemi günlerinde başka bir dile kavuştu:
“Mutluluğum geri dönecek, bir nefes İstanbul.”
Her şey yaşıyor, dönüşüyor ve yeniden tanımlanıyordu.
Değişim kaçınılmazdı; tanımlar da öyle.İstanbul’a umutlarla gelen, sonra çokça kez hayal kırıklığına uğrayan ama bunun da sevdaya dahil olduğunu bilerek seven Bengi’nin yıllar önce sıkışıp kaldığı odadan İstanbul’u yaşadığı o şiiri, bugün okuyunca “Mutluluğumuz geri dönecek” diyor.
Üzerimize çöken ağırlıklara rağmen bu şehirde nefes almaya devam edeceğiz ve onun daralan sokaklarında bile umut büyüteceğiz.
Hayallerimdeki gibi olmanı özledim İstanbul. Bir gün inanıyorum ki öyle olacaksın.
Çünkü biz buradayız ve bu topraklarda var olmanın anlamını yeniden yazıyoruz.Mutluluğumuz geri dönecek, bir nefes İstanbul.