Paralel Sergiler ve Aufhebung

2022 yılında gerçekleşen Mardin Bienali esnasında şehirde başka sergiler de düzenlenmişti. Bu yıl ise önceki bienal dönemine göre daha da fazla sergi gerçekleştirildi. Söz konusu sergiler hakkındaki bilgilere, oluşumu 3. Mardin Bienali zamanına kadar dayanan Hangi Sergi Nerede? isimli Instagram hesabından ulaşmak mümkün. Platformun Instagram sayfasının yanı sıra mevcut sergilerin konumlarının bulunduğu bir broşürü de var. Böyle bir oluşum sanatçılar arasındaki dayanışmayı güçlendirirken deneyimleyicilere de sergilere ulaşabilmek konusunda kolaylık sağlıyor.

Sergi sayısındaki dikkat çekici artışla bu yılın sergileri kendilerine sanat yazılarında, haberlerinde daha fazla yer buldu. Fakat bu yıl –ve daha önceki dönemlerde– çıkan metinlerin birçoğunun ortak noktası, sergilerdeki sanatçılar için kullanılan ve sorgulanabilecek tanımlamalar (sosyal medya paylaşımlarında ve sözel ifadelerde de zaman zaman bu tanımlamalar görülmekte, duyulmakta). Çoğunlukla “genç sanatçılar” ifadesinin yer aldığı bu metinlerde, ayrıca “Kürt sanatçı” ve “yerel sanatçı” gibi ifadelere de rastlanmakta; sanatçılar ise kendileri için “bağımsız sanatçı” tanımını tercih etmekte. “Genç sanatçı” gerçekten de sorunlu bir tanımlamadır. Bunun sebebi sadece toplumsal normlara göre genç tanımına uymayan sanatçıların sergilerinin de varlığı değil, bu tanımın ötekileştirilmelere açık yapısıdır; zira genç sanatçı tanımı ve diğer tanımlar ikincil kategorilere işaret eder. Sanat tarihi yazımında da bu tür tanımlamalar tartışılır. Örneğin kadın sanatçı, siyahi sanatçı, Asyalı sanatçı gibi ifadeler “kabul görmüş” sanat ortamlarının ve bu ortamların sanatçılarının dışarısındaki alanlara gönderme yapar. Yazarlar metinlerinde böyle amaçlar gütmemiş olsa bile bu ifadeler kategorik ayrımları pekiştirir. Hâliyle bu ifade dilinden bağımsız olarak bahsi geçen sergileri değerlendirmek ve sanatsal üretime yoğunlaşmak gerekmektedir.

Bienalle aynı dönemde gerçekleşen bu sergiler başka dönemlerdekine kıyasla daha fazla izleyici ağırlama şansına sahip oldu. Ancak burada önemli bir husus var, bu da sergilerde yer alan yapıtların çoğunun sanatsal anlamda güçlü oluşu. Böyle yapıtları görebildiğimiz sergilerden biri de Aufhebung’du. İsmini Hegel’in kavramından alan sergide Ayhan Akikol, Ezgi Özten, Mahmut Akdemir ve Ramazan Bayram’ın yapıtları yer aldı. Aufhebung, Hegel’e göre hem son vermek/ortadan kaldırmak hem de saklamak/korumak anlamlarına geliyor ve “içererek aşma”yı ifade ediyor. Serginin metninden de okunabildiği üzere “birbirine zıt ve birbiriyle mücadele eden iki öğe Aufhebung’a göre birbirini yok edecek, lakin bu mücadeleden yeni bir form ortaya çıkacaktır”. Sergide yer alan yapıtlar ise söz konusu kavramla farklı biçimlerde ilişki kuruyor.

Ispanak yaprakları kullanılarak kalp dokusu elde edilmesini anlatan “Crossing Kingdoms: Using Decellularized Plants as Perfusable Tissue Engineering Scaffolds” başlıklı bilimsel makaleyi referans alan Ayhan Akikol, Propagare isimli enstalasyonla sergide yer aldı. Sanatçı, ıspanak yaprağının kendini aşarak yeni bir forma bürünmesi üzerinden sorular sorar; enstalasyona dahil olan şiir ıspanağın dilinden konuşur. Doğa ve insan arasındaki ilişkinin değişimini, bu değişimin boyutlarını sorgular.

Ayhan Akikol, Propagare

Ezgi Özten, Regresyon isimli çalışmasıyla dönüşümden önce, kendini aşmadan önce gerçekleşen gerileme sürecine odaklanır. Sanatçı dönüşümle gelen bilinmezliğin tedirginliğine vurgu yapar ve dönüşüm ile gerileme arasındaki sancılı süreci görselleştirir. Bu sıkışmışlık sürecini izleyiciye şeffaf bir kutuda aktarır; kutu içerisindeki insan figürlerinin konumları ve değişken ışık sıkışmışlık hissini yansıtır.

Ezgi Özten, Regresyon

Anız Yangınları isimli seri Mahmut Akdemir’e ait. Anız yangını hasattan sonra ekinlerin toprakta kalan sap ve köklerinin yakılmasıdır. Bu sap ve kökler toprakta uzun süre kalarak yeni ekilecek ürünler için zararlı olacak canlılara besin görevi görür, bu nedenle çiftçiler tarafından istenmez. Anızlar yakıldıktan sonra tarlanın yeni ekim için hızlıca hazır olması da bu işlemin tercih edilme nedenlerindendir. Ancak anız yakmak doğada ciddi bir tahribata yol açmaktadır. Akdemir de bu tahribattan yola çıkarak şekillendirir eserini. Mezopotamya ovasındaki anız yangınlarının sonucu olan doğa faciasını ve kendi deyimiyle “savrulan küllerin görkemli mimari yapılar üzerine bir lanet gibi çökmesini” ele alır; Mardin’in ihtişamlı yapılarının pencerelerinden, revaklarının arasından ovadaki yangınların tahribatını gösterir.

Mahmut Akdemir, Anız Yangınları

Ramazan Bayram’ın video ve üç boyutlu modelleme kullanarak yaptığı, “yavaş yavaş yok olma, kararma” anlamlarına gelen Fade Out isimli serisi ise serginin ismine göz kırpar. Bayram, yapıtında rutinlerin yarattığı hissizleşmeden yola çıkıp dijital görüntülerin yarattığı gerçeklik algısını sorunsallaştırır, bu algının yarattığı hissizleşmeyi işaret eder. Sanatçı günlük yaşamda maruz kaldığı imgelerden, yapılardan, manzaralardan kesitler sunarak yabancılaştığı imgeleri izleyiciye gösterir.

Ramazan Bayram, Fade Out

Bahsedildiği gibi Ezgi Özten’in çalışması, insanın dönüşümden önceki güvenli alanından hareket ediyor. Ramazan Bayram hissizleşme, yabancılaşma gibi kavramlar üzerinden yine insana dair süreçlere odaklanıyor. Ayhan Akikol’un işi bir bitkinin dönüşümünü görünür kılıyor. Mahmut Akdemir’in yapıtı ise yangınlarla mimarinin birleşiminden çıkan yeni görüntüler üzerinde duruyor. Böylelikle bu sergi, birbiriyle mücadele ederek birbirini yok eden iki öğenin/durumun/olayın hem mücadele süreçlerine eğiliyor hem de mücadelenin sonucunda ortaya çıkan yeni formu/imgeyi görselleştirerek, sanatçıların söz konusu kavramla oluşturduğu ilişkinin çeşitliliğini gösteriyor. Sanatçılar, “aşma” sürecini ele alıp “aşma”nın gerekliliğini sorguluyor ve bunun sonuçları üzerinde duruyor.

Begüm Sönmez, çağdaş sanat, Mardin Bienali, sanat, sergi