Belki de Geçenler İçin

Hep dönüp geliyor muyuz aynı yere? Nereye gidersek gidelim, nerede yürürsek yürüyelim aklımızda hep o yollar mı kalıyor? Başka yerlerde yürüdüğümüzü düşünürken, aslında eski yollarımızı tekrar mı yürüyoruz aklımızın bir köşesinde? Yürüdüğümüz yollar kişisel belleğimizde nasıl izler bırakıyor? Onları bu kadar önemli, hatta kimi zaman vazgeçilmez yapan ne? Her gün ya da sıklıkla geçtiğimiz yollar bizi nasıl etkiler? Kullandığımız rotalarla aramızda nasıl bir aidiyet ilişkisi var? Sonunda ulaşılan bir yeri var bazen yolların; bir okul, bir arkadaşımızın evi. Bazen de sadece bir yürüyüş yolu.

Selim Kaya’nın “Bazıları, bir yerden ayrıldığında bir daha geriye bakmaz, bazılarıysa hep geriye bakar, döner dolaşır aynı yere gelir, gelmek ister” cümlesiyle başladı serginin söyleşisi. İzmir’de Tarihi Bıçakçı Han’da açılan Belki de Geçenler İçin geriye bakanların bir araya geldiği bir sergi. Haletiruhiye Semt Sakinleri sanatçıları Serap Tok, Zübeyde Seçen, Berk Şenol ve Selim Kaya, İzmir ve İstanbul’daki kişisel rotalarını birlikte yürüyor, bazen gündüz bazen gece, bazen hem gündüz hem de gece. Bunun dışında bir de yönsüz/rotasız yürüyüşler yapıyorlar ve bir buçuk yıl boyunca yaptıkları bu yürüyüşlerle oluşuyor sergi.

Yıllarca yürüdüğümüz rotalara atfettiğimiz pek çok anlam vardır. İstanbul’da, Ankara’da, Eskişehir’de –ve şimdi de İzmir’de oluşmaya başlayan– rotalarım var; defalarca geçtiğim, o şehre her gittiğimde yeniden geçmek istediğim. Hem o rotaları, o rotadaki evleri, dükkânları, belki bir duvar yazısını unutma korkusuyla hem de sanki uzun süre oraya gitmezsem orayla olan bağım, oraya olan aidiyet hissim uçar gider korkusuyla yürüdüğüm. Her bir yol belleğimin bir haznesine sıkışmış gibi. Evden okula yürüdüğüm yol benim için istisnasız her zaman “okul yolu”, yeni bir anlam atfedemem, bazen de yeni anlamları istemem.

Peki başkasının rotasında yürümek nasıl olur? O kişi için bu yolun nasıl bir anlamı olduğunu bilerek, yolla kurduğu ilişkinin zamanına giderek. Sanatçılar, sergiyi oluşturma sürecinde birbirlerinin kişisel rotalarını yeni olasılıklara, karşılaşmalara açık biçimde, onlara yeni anlamlar yükleyerek yürüdü ve her kişisel rota da kolektifleşti böylece.

İkinci yürüyüş biçimi kentte rotasız yürümek. Bu benim de çok sevdiğim bir yürüme biçimi olduğundan, serginin çıkış noktalarından biri olması ayrıca ilgi uyandırdı. Kentin önceden çizilmiş verili sınırlarını ihlal ederek, o an istedikleri bir sokağa dönerek, kimsenin dikkatini çekmeyen bir köşeye uzun uzun bakarak, bir düzlemi takip etmeden, kıvrılarak, kaybolarak, bir ileri, bir sola, bir sağa ve bir geri giderek yürümek… Böylece “raslantısallık” ortaya çıkıyor. Sonsuz Olasılıklar Evreni de bu raslantısallıkları ve kişisel rotaların birbirine geçmişliğini konu alan bir enstalasyon. İsmiyle müsemma bu iş, tıpkı sanatçıların kentteki sınırları aşan rotasız yürüyüşleri gibi ölçülemeyen bir boyutta ve video görüntülerin üst üste bindiği, çeşitli nesnelerle donatılmış, sonsuz olasılıklara imkân tanıyan hâliyle sergide yer alıyor. Sanatçıların, birbirlerinin içine geçen kişisel/kolektifleşmiş rotaları da sonsuz olasılıklarla dolu bu evreni genişletir ve Lefebvre’in mekânına gönderme yapar.

Haletiruhiye Semt Sakinleri, Sonsuz Olasılıklar Evreni

Lefebvre’in Gündelik Hayatın Eleştirisi isimli kitabı, CoBrA üyelerinden Nieuwenhuys Constant’ı da etkilemişti ve sanatçı 1950’de Yeni Babil ismini verdiği ütopik bir plan çizmişti. Protestanlıkta kötü anlamların atfedildiği Babil, yenilenerek iyiye evriliyordu Constant’ın planında. Onun 1953’te yayımladığı ve mimarlığın gündelik gerçekliği dönüştürmeyi sağlayacağı fikrinden yola çıkan Bir Durum Mimarlığı metni, Gündelik Hayatın Eleştirisi ile burada iletişime geçiyordu: Yeni durumlar yaratmayı sağlayacak bir mimari yaratmak.1 Sonsuz Olasılıklar Evreni’ni de Yeni Babil’le bazı açılardan ilişki kurarak “yeni bir mimari/yeni bir biçim” gibi okuyabilir miyiz? Burada yeni/başka bir sanatsal biçimden bahsetmiyorum. Şehrin farklı görüntülerini raslantısallık temelinde birleştiren, yapıtın içinde yer alan öğelerin ilişkisiz bir biçimde birleştiği, böylece kendi içinde taşıdığı “sonsuz olasılıkları” izleyicinin farklı biçimlerde defalarca alımlamasına fırsat veren bu yapıt, Yeni Babil’deki gibi yeni durumlar yaratıp, şehri eskisinden sıyırarak yeni bir biçimde görebilmemiz için tekrardan yaratıyor.

Haletiruhiye Semt Sakinleri, Sonsuz Olasılıklar Evreni detay görüntüsü

Hem Sonsuz Olasılıklar Evreni’nde hem de sergideki diğer işlerde çeşitli mekânların yeniden yaratılmasına şahit oluyoruz. Günlük hayatta bir araya gelmeyecek yatak ve sokak, burada, Atlas Otel’in önünde bir arada örneğin; karşıtlık ilişkisi içinde var olan nesne ve mekân ya da kişisel bir mekânın (yatak odası) kamusal bir mekâna taşınması, kişisel-kamusal mekân ekseninde yeni okumalara kapı aralar. Yatağın sokaktaki şaşırtıcı varlığı, aslında sadece orada var olmasından değil, kamusal mekânda gezdirilme/taşınma sürecinden ötürü de mekânsal geçişler hakkında düşündürür. Sanatçıların ifadesiyle “kente sürreal ve şiirsel bir anlam yüklemeyi amaç edinir.”

İnisiyatif, adını, “psikocoğrafya” kavramı olarak önerilen güzel bir ifadeden, “hâletiruhiye semtleri”nden alıyor. Psikocoğrafya, sitüasyonist Guy Debord’un ileri sürdüğü bir kavram ve çevrenin, mekânın, şehrin insanlar üzerindeki duygusal ve davranışsal etkilerini ifade ediyor. Psikocoğrafyanın eylemi dérivé ise kentsel alanda “kuralsız” biçimde yürümek. Böyle bir sezgisel yürüyüş sürüklenmeleri, kaybolmaları, sonsuz karşılaşmaları içerir. Bu tür yürüyüş akla hemen flâneur/flâneuse’ü getirse de dérivé, flâneur/flâneuse’ün sadece gözlemleyerek yaptığı yürüyüşü dönüştürür; dayatılan mekânı yıkar ve kentsel mekân yeniden yaratılır. Haletiruhiye Semt Sakinleri’nin yürüyüşleri, sitüasyonistlerin yürüyüşüne benzer ancak onların devrimci yaklaşımı yerine daha edebi bir yaklaşımı koyarak kenti deneyimlemeye önem verir ve kente daha şiirsel diyebileceğimiz bir gözle bakar.

Kolektif iki işin yanı sıra sanatçıların bireysel işleri de sergide yer alıyor. İşlerden bahsederken sergi kitapçığında her sanatçının yazdığı yazılara da referans vermek istiyorum, çünkü bu yazılar alışıldık eser açıklamasından ziyade yürüyüşlerin edebi yaklaşımını taşıyor. Seçtiğim kesitler, işleri tariflemesinin yanı sıra beni bir yerlerden yakalayan, bir biçimde bu yapıtlarla ortaklaşmamı sağlayan cümleler.

Serap Tok düşler/tanık isimli eserinde Basmane Garı, Yıldız Sineması, Atlas Otel, Büyük Sinema gibi mekânların yer aldığı İzmir’deki rotasını görselleştiriyor. Önceleri sanatçının yürüyüş rotasıyken daha sonra otobüsle geçtiği bu rotaya dair tekrarlanan kareler, izleyiciyi uzun uzun ve dikkatle bakmaya ikna edip sanatçının hikâyesinin içine çekiyor ve onu ayrıntılarda takılı bırakıyor. “…camdan bakıp annemin filmler izlediği, eski dönemleri anlattığı, sinemanın o yıllarını, Basmane’nin eski şaşaalı günlerini zihnimde canlandırmaya çalışırdım.”2

Serap Tok, düşler/tanık

Zübeyde Seçen burada, bir zamanlar isimli yerleştirmesinde mekânlarla kurduğu ilişkilerin, mekânlara dair algısının zaman içindeki değişiminden yola çıkıyor. Birlikte yapılan yürüyüşlerin akabinde kişisel rotaların, dolayısıyla hafızanın kolektifleşmesi de mekân algısını değiştiriyor. Çalışmanın dinamik yapısı bu değişime vurgu yapıyor. “Yürüdüğüm yollar bana ait değil... Burası hep böyle miydi, yoksa ben mi öyle hatırlıyorum?”3

Bağlaç-Bağlayıcı adlı eserinde Berk Şenol çocukluğundan beri her yıl yürüdüğü, bazı şeylerin hiç değişmeyip zamanın geçmediği hissini uyandıran Mordoğan’daki yolun detaylarını bir videonun da dahil olduğu enstalasyonla ele alıyor ve o yolu sergi mekânına taşıyor. Burada hem akan bir görüntü var hem de “anda donmuş” hissini veren detaylar. “O anıları, o hisleri, o hiç değişmeyen detayları bir mekâna sığdırmak...”4

Berk Şenol, Bağlaç-Bağlayıcı

Selim Kaya’nın eseri Herhangi Bir Zaman, sergiyi oluşturan tüm rotaları kapsayarak bunların bir döngü içinde olmasına referans veriyor. Bu döngü, yapıtın seyirciyi içine alan daire formuyla vurgulanıyor ve kentten çeşitli anları, yürüyüşlerle keşfedilenleri, “herhangi bir zamanda” orada olmuş olanları gösteriyor. “Ne kadar sık gidersem gideyim, dönmek artık imkânsız.”5

Selim Kaya, Herhangi Bir Zaman eserinden detay

Serginin konuk sanatçısı Metehan Özcan, İstanbul’dan yola çıkıyor ve yürüdüğü zamanlar boyunca ürettiği otoportrelerini sunuyor; loş bir ışığın aydınlattığı portreler, gece yürüyüşlerine referans veren siyah bir kaide üzerinde yer alıyor.

İnisiyatifin adı için “haletiruhiye semtleri” tabirinin seçilmiş olması kent, mekân, yürüyüş, karşılaşmalar, “sonsuz olasılıklar”, anılar gibi pek çok şeyi birbiriyle ilişkili biçimde düşündürüyor ve Belki de Geçenler İçin sergisinin de etkisiyle sanatçıların nasıl bir doğrultuda ilerleyeceği hakkında ipuçları veriyor. Farklı kentlerde, ülkelerde gerçekleşecek başka tür yürüyüşlerle ortaya çıkacak yeni olasılıklar, karşılaşmalar gelecek sergilerin çıkış noktasını oluşturacak.

{fold içindeki görsel: Zübeyde Seçen, burada bir zamanlar}

1. Kristin Ross, Henri Lefebvre, “Sitüasyonistler Üzerine”, çev. Uraz Aydın, e-skop.

2. Serap Tok, düşler/tanık, Belki de Geçenler İçin sergi katalogu.

3. Zübeyde Seçen, burada, bir zamanlar, Belki de Geçenler İçin sergi katalogu.

4. Berk Şenol, Bağlaç-Bağlayıcı, Belki de Geçenler İçin sergi katalogu.

5. Selim Kaya, Herhangi Bir Zaman, Belki de Geçenler İçin sergi katalogu.

Begüm Sönmez, Belki de Geçenler İçin, çağdaş sanat, Haletiruhiye Semt Sakinleri Bağımsız Sanat İnisiyatifi, sanat, sergi, yol, yolculuk