Yunan Harfli Yazıtları
Yazı Tipi Olarak
Canlandırma Projesi
Bir şeyleri öğrenmek ya da bir şeylere şaşırmak da hoş bir şeydir. Şaşırmak zaten öğrenme isteğini gösterir. Yani şaşma bir öğrenme nesnesidir ve insan öğrenirken kendi doğal durumuna gelmiş olur
— Aristoteles1
“Geniş bir ovanının ucunda görünen soluk dağlar hafifçe dalgalanıyor. Hemen önümdeki duvarın taş gölgesi vaktin öğlen olduğunu gösterirken sol taraftaki sütun kalıntılarıyla ortada, aşağıya doğru bir çukurda duran amfitiyatro arkeolojik bir alana baktığımı belli ediyor. Havada bir boşluk ve sessizlik var. Güneş her şeyi sarmış.”
Yukarıda tarif ettiğim fotoğraf, elimde tuttuğum kitabın önsözünden hemen sonra geliyor. Kitapta buna benzeyen başka fotoğraflar da var ama bu bir fotoğraf kitabı değil. Onur Yazıcıgil, Pergamon Yazı Tipi kitabına ev sahipliği yapan Pergamon antik kenti hakkında bilgi vermek için çekmiş bunları. Pergamon yazı tipini tasarladıktan sonra bu süreci belgelemeye karar veren Yazıcıgil, gerekli çalışmayı yapıp elindeki malzemeyi düzenlemiş. Konuyu anlaşılır hâle getirmek için Pergamon yazı tipine kaynaklık eden harfleri ve şekilleri ayrıntılı bir biçimde açıklamak üzere bu kitabı hazırlamış. “Hazırlamak” kelimesini özellikle vurgulamak gerekiyor: Metinler, fotoğraflar, tasarımlar ve editöryel kurgu kendisine ait.
Yazı tiplerini tanıtan kitaplar, genellikle o yazı tipinin ve farklı ağırlıklarının nasıl kullanıldığını örneklerle gösterir.2 Türkiye’de çok sık karşılaşmadığımız bu çalışmalar bildiğimiz kitaplardan farklıdır: İçindeki bilgiler, harflerin görünüşleri, dizilişleri ve diğer teknik özellikleri hakkında olup, metinler çoğu zaman örneklerde kullanılmak üzere farklı kaynaklardan alınır; belirli bir okuma düzenine sahip değillerdir. Görünüşleri ve fiziksel özellikleriyle farklı olduklarını belli eden bu kitaplar, sınırlı sayıda basıldıkları için aynı zamanda koleksiyon nesnesi olma özelliğine sahiptir.
Bilindiği gibi yazının uygarlık tarihinde her zaman önemli bir rolü oldu. Baldini’ye göre insanların düşünmeleri ve konuşmaları, yazının ve özellikle alfabenin bulunmasından sonra gelişmeye başlar. Yazı insan kafasını bütün öteki buluşlardan daha fazla değiştirdi. Alfabenin bulunması mantıklı düşünmenin uygulanmasında yeni bir çığır açtı. Yazılı kültürün başlıca özellikleri ise şöyle sıralanabilir: Bellek artık süresini doldurmuş ve önemini yitirmiştir. Yazı (ve kitap) yapay bir bellek vazifesi görerek insanların daha yaratıcı işlere yönelmelerine zemin hazırlamıştır. Sözlü kültürde kulak, gözün üstünde mutlak bir egemenlik kurmuş, yazının bulunmasıyla birlikte sözlü kültürün üstünlüğü giderek azalmıştır. İnsanlar, yazıyla birlikte soyut bir söz dizimine ve evrensel kavramlara ulaşmış, giderek daha kavramsal bir düşünme biçimine yönelmişlerdir.3
Yazılı kültür geliştikçe, yazı tipleri de kullanıldıkları yere ve yazım araçlarına göre değişiklik göstermeye başladı; metinlerin yazılmasını ve okunmasını olanaklı hâle getiren işlevsel özellikler aynı zamanda özgün estetik üslupların gelişmesine olanak sağladı. Bu açıdan bakıldığında paleografi alanına giren eski yazılar, sahip oldukları görsel özelliklerle tipografi kültürünün gelişimi açısından değerli bilgiler barındırıyor.
Pergamon Yazı Tipi kitabı bu metnin alt başlığında da belirtildiği üzere “Pergamon’da Bulunan Yunan Harfli Yazıtları Yazı Tipi Olarak Canlandırma Projesi”nin bir ürünü. Bu yazıtlarda yer alan harflerle göz aşinalığımız olsa da kitabı okudukça Antik Yunan kentlerinde karşımıza çıkan bu harflerin aslında birbirlerinden farklı olduğunu anlıyoruz. Kitapta bu tür bir karşılaştırma yer almıyor ama konunun içine girdikçe bu alana ilginiz artıyor ve kitap karşınıza çıkan örnekleri daha dikkatli inceleme isteği uyandırıyor. Sonrasında bu harflerin şekillerini, duruşlarını ve istiflerini görme biçimimiz değişiyor. Konumu ve geçmişi göz önüne alındığında “Pergamon Yazı Tipi” projesinin aynı zamanda arkeolojik bir araştırma olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Onur Yazıcıgil yazı tipleri üzerine uzmanlaşan ve bu konuda aktif olarak üretim yapan bir tasarımcı akademisyen. Bu topraklarda görmeye alışık olduğumuz ama genellikle okumayı bilmediğimiz harflere özel bir ilgisi var. Kendisi Latin harfli yazı karakterleri tasarlarken aynı zamanda Osmanlı matbaacılığında kullanılan Arap harfli yazı karakterleri üzerine araştırmalar yapmakta. Yakın bir zamanda yayımlanan çalışmaları ve düzenlediği etkinlikler de bu alana olan ilgisinin bir kanıtı. Her yıl farklı temalar çerçevesinde düzenlenen ISType’ın 2022’deki konusu Arap harfleriydi. “Mukaddeme” isimli etkinlikte aynı zamanda Niggli yayınevinden çıkan ve yazarları arasında kendisinin de bulunduğu Arabic Typography: History and Practice adlı kitabın tanıtımı yapılmıştı.4 Bu kitapta yer alan “Osmanlı Nesih Hurufatının Soyağacı (1729–1928)” başlıklı araştırmasında Yazıcıgil, Osmanlı matbaalarında kullanılan dokuz özgün nesih yazı karakterinin görsel ve tarihsel değerlendirmesini yapmış, bunların Ortadoğu’daki çeşitli ülkelere nasıl ihraç edildiğini ve diğer devletlerin tipografi kültürlerine olan etkilerini araştırmıştı.
Pergamon Yazı Tipi kitabında ise yazar rotasını bu kez Doğu’dan Batı’ya çeviriyor. Türkçe ve İngilizce yayımlanan kitap “Önsöz”le birlikte dört bölümden oluşuyor. Yazıcıgil kitabın başında projenin nihai amacının “iki bin yıl önce taş üzerine oyularak yapılan Antik Yunan harflerini dijital ortama taşıyarak yeniden canlandırmak ve kullanılabilir hâle getirmek” olduğunu belirtiyor. Ayrıca söz konusu çalışmanın Yunan harfli tasarımlar yapan günümüz tasarımcılarına bu harflerin kökenlerini ve tipografik bağlamlarını anlamaları açısından yardımcı olabileceğine değiniyor; harf biçimlerini önceden çalışma imkânı vererek de arkeoloji öğrencilerinin saha çalışması öncesinde epigrafi eğitimlerine katkıda bulunabileceğine dikkat çekiyor. Diğer taraftan harfleri nasıl fotoğrafladığını, seçtiğini ve çizdiğini anlatarak yaratıcı çalışma süreci hakkında ayrıntılı bilgiler veriyor.
“Tarih Öncesi Pergamon” başlıklı ikinci bölümde Pergamon tarihi anlatılıyor. Bergama’da bulunan Pergamon’un ilk kez MÖ 399’da Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı eserinde geçtiğini; Küçük Asya’nın en büyük kütüphanesinin, en dik açılı Helenistik amfitiyatrosunun ve parşömenin bu kentte bulunduğunu; anıt yazılarında kullanılan Fenike kökenli Yunan harflerinin Atina’nın altın çağı olarak bilinen MÖ 5. yüzyılda bugünkü şeklini aldığını ve yirmi dört harften oluşan Yunan alfabesinin çeşitli coğrafyalarda farklı özellikler sergilediğini; yaratıcı mizanpaj çözümleri ve alternatif harf biçimleriyle Pargamon’da bulunan yazıtların diğer Yunan medeniyetlerinin yazıtlarından ayrıştığını bu bölümde öğreniyoruz.
Kitabın omurgasını oluşturan “Pergamon’un Harf Biçimleri” başlıklı üçüncü bölümde ise Pergamon ören yerinde bulunan Yunan harflerinin nasıl yazıldığı ve dijitalleştirme süreci ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Bu bölümdeki görseller ve çizimler, kökenleri eski yazılara dayanan ve tipografik terminolojide revival olarak tanımlanan yazı tipleri tasarlamak isteyenler için değerli bilgiler sunuyor. Harf tasarımının nüanslarını anlamamıza yardımcı olan bu bölümde Yazıcıgil bazı harfleri ve ligatürleri nasıl tasarladığını ve rafine ettiğini örneklerle detaylı bir şekilde gösteriyor. Harflerin seçilmesi, dijitalleştirilmesi ve oranlarının ayarlanması gibi işlemlerin ayrıntılı açıklamaları yazı tipi tasarımının zahmetli olduğu kadar yaratıcılık gerektiren bir alan olduğunu anlamamızı sağlıyor.
Dördüncü ve son bölüm bu harflerin günümüzde nasıl kullanılabileceğine ilişkin şaşırtıcı bir öneri sunarken aynı zamanda taşa kazınan harflerin iki boyutlu versiyonlarını yaratmanın zorluğuna değiniyor. Yazıların okunmasında harflerin derinliğinin önemli bir rolü olduğunu, güneşin konumuna göre ışığın yönünün harf anatomisini oluşturan çizgilerin kalınlığını değiştirdiğini ve bunun dijitalleştirme sürecini nasıl etkilediğini öğreniyoruz. Diğer taraftan iki boyutlu tasarlanan harflerin başka bir bağlamda üç boyutlu nesnelere dönüştürülmesi projenin yaratıcı bir çıktıyla sonuçlanmasını sağlamış: Sadekâr ve tasarımcı Esin Nalbantoğlu’nun tasarım atölyesi Emma Kraft işbirliğiyle Pergamon harflerini kullanarak ürettiği bronz ve gümüş takılar tipografik mirasın nasıl değerlendirilebileceğini başarılı bir uygulamayla göstermiş.
Özetle Pergamon Yazı Tipi dikkatimizi Antik Yunan harflerine yöneltmekle kalmıyor, aynı zamanda onların barındırdığı estetik unsurların potansiyellerini bir kez daha keşfetmemize olanak sağlıyor. Bu açıdan bakıldığında kitap, tipografi alanında çalışmalar yapan ve eğitim veren uzmanlarla birlikte bu alana ilgi duyan herkesin sahip olması gereken bir kaynak olarak öne çıkıyor. Yazıcıgil’in kitabına bir bütün olarak baktığımızda Pergamon’un atmosferinin farklı bir boyutta duyumsanabildiğini anlıyoruz. Kitabı bitirirken karşımıza çıkan fotoğraf da bize bunu hatırlatıyor.
“Şose yolda bir köpek bakıyor ardımdan. Arkasında zeytin ağaçlarının ardına saklanmış bir taş ev. Pergamon’un doğduğu yeri arkamda bırakıyorum. Şimdi onun harfleriyle baş başayım. İzledikçe farklı tınılar geliyor kulağıma, lir ve flüt sesleri; zarif, ölçülü ve dengeli. Yoksa bu Pergamon’u saran güneşin şarkısı mı?”
1. Aristoteles, Retorik, çev. Furkan Akderin, (İstanbul: Say Yayınları, 2021 [3. Baskı]) s. 73.
2. Bu kitapçıklar Type Specimen olarak adlandırılır ve Türkçeye “Yazı Tipi Örneği” olarak çevrilebilir.
3. Baldini, M. İletişim Tarihi, çev. Gül Batuş, Avcıol (İstanbul: Basım Yayın, 2000) s. 31-36.
4. ISType 2022 konferans konuşmalarının kaydı için bakınız: “ISType 2022 | Mukaddeme”. Bahsi geçen Arap harfli tipografi kitabı hakkında ayrıntılı bilgi için daha önce Manifold’da yayımlanan metni bakınız: “Arap Harfli Tipografi Üzerine Yeni Bir Kitap”