Potalar Geri Geldiğinde

Şimdi değilse, ne zaman?

Bazı şeyleri bırakmayı öğrenirken, başka şeyleri yaşatmaya çalıştığım zamanlar ve zamansallıklar üzerine:

- Ateşle ilgilenmeyi çok seviyorum, bir işe yaradığımı düşündürdüğü içindir. Canlandırmaya* çalışırken bütün hareketlerimin sonucunu çok hızlı görebiliyor, neyi doğru neyi yanlış yaptığımı hızlıca anlayabiliyorum.

- Bitkilerle ilgilenmenin ayrı bir cazibesi var. Birlikte büyüdüğüm, zamanın birlikte uzunca aktığı, uzun soluklu tanıklıkların yaşandığı bir ilişki. Eylemlerimin üzerinden bir iki hafta geçmeden (ki o sırada bu tepkiyi görmek için ne yapmış olduğumu unutmuş olabiliyorum) etkisini gözlemleyemediğim bitkiler var evimde: Yerini mi değiştirmiştim, suyunu mu artırmıştım?

- Ateşle ilgilenmek çok tatmin edici olsa da eğer olur da başaramazsam her zaman bir sonraki sefer var (burayı kaynak/enerji tüketiminden bahsetmeden atlıyorum), her şey çok hızlı gelişebiliyor; fakat bitkilerle bir şeyler işe yaramazsa bir şeyler ölüyor. Bu uğraş-süre ilişkisi, şey’lerin sonluluğundan ne kadar etkilendiğimi değiştiriyor mu? Bu çok klişe bir soru mu?

- İlişkilerim de böyle mi? Ateş gibi hızlı ve parlak yandığında kolay, herkesin sağlıklı olduğunu iddia ettiği ağırdan almayla gelişirse zor mu unutuyorum bazı ilişkilerimin sonluluğunu?

- Şimdi bir de köpek var yanımda, Engin. Eğitiminde –veya daha az sömürgeci bir terim bulmak isteğiyle İnsan’la yaşama adaptasyon sürecinde diyeceğim– bir şeylerin işe yaraması için tekrar ve tekrar ve tekrar yapmam gerekiyor. İşe yaradığını görebilmek ise zaman alıyor, bazen bitkilerin kendini ele vermesinden çok daha uzun, bazen yalnızca ikinci defada.

- Bu tekrarlı eğitim sürecinde bir kere düzenin dışına çıktığımda birçok adım geriye götürebiliyor bizi.

- Köpeklerin zaman algısıyla ilgili çok konuşulur, insan-dışı canlılardan onların öznesinde nasıl bahsedebildiğimizi anlayamıyorum. Biyolojik saatleriyle zamanı, yani döngüleri, dönüm noktalarını, periyotları (kaka vakti, eve gelme vakti, yemek vakti vb) anlayabildiklerini okuyorum;

Sirkadiyen saat bitkilerin, hayvanların, mantarların ve siyanobakterilerin 24 saatlik periyot içerisindeki biyokimyasal ve psikolojik davranışlarının bütünüdür. Terim olarak “sirkadiyen”, Franz Halberg tarafından Latince circa sözcüğünden türetilmiştir. Circa “tahminen bir gün” anlamına gelmektedir. Biyolojik bir terim olarak ise dünyevi ritim demektir. Örneğin günlük (gün ışığı-gece karanlığı uyumlu), tidal (med cezir / gelgit uyumlu), aylık (dolunay-hilal uyumlu), mevsimsel ve yıllık (yaz kış uyumlu) ritimler gibi ritimler vardır. Bunları inceleyen bilim dalına kronobiyoloji adı verilir.

- Güney Çanakkale’de, Babakale’deki eve gittiğimde rahatlayabilmem iki haftamı alıyor.

- Biriyle çok vakit geçirdiğimde yalnız kalmak istemem üç günü bulabiliyor. Daha erken olursa daha iyi, daha geç olursa dönüşü olmayabilen bir yabanilik.

- Engin benim bildiğim kadarıyla 14 saat çişini tutabiliyor.

- Mandalina kabuklarının soba üzerinde kuruması sobayı yeni yaktıysam iki saati alıyor, döküm demir sabahtan beri ısınıyorsa en fazla 30 dakika. Ateşe attığında tutuşarak yanması 30 saniye.

- İki gün aralıksız yağmur gerekiyor “İçeriye biraz odun ve yakacak depolamalıydım” demem için. Akşamdan kurutmazsam odunları, anlıyorum ağustosböceği hikâyesini.

- Geçen sene bir haber okumuştum, ağustosböceğine yıllarca haksızlık yapılmış diye (kaliteli); “Ağustosböceği kışa hazırlanmıyor, çünkü kışın yaşayan bir böcek değil” yazıyordu. Bunun doğruluğunu sorgulamak üzere çıktığım hızlı araştırmada (Vikipedi…) ise başka bir zamansallıkla karşılaşıyorum:

Bir cins; periyodik ağustosböcekleri yaşamlarının çoğunu yer altı larvaları olarak geçirirler, ancak 13 veya 17 yıl sonra yer yüzüne çıkarlar.

- Tembellik mi beslenme mi nasıl anlayabilirim?

- Lara Ögel ile konuşuyorduk, “Önce boşluk” dedi, içe bir şey alabilmek için önce boşluk olması lazım, dışa bir şeyler akıtarak, aktararak.

- Önce “tembel”, sonra da “Zaten hızlıca ölüyor, çalışkan olmasına gerek yok” denen böcekler yerin altında uzun süre yaşamlarını minimum düzeyde sürdürüp hazırlanıyor ve besleniyorlar, sonra da kazarak 2,5 metre gibi derinliklerden yukarı çıkıyor ve yaşamaya çalışıyorlar: İki konuda da yanılmışlar.

- Bir ağustosböceği miyim diyorum bunları yazarken ama fazla optimist geliyor.

- Tembelliği ve beslenmeyi nokta ve virgülle ayırmam lazım. Önce boşluk, boşluk için de virgül, nokta lazım.

- Birkaç ay önce, Şikago’da yaşayan, müzik ve basketbol ilgilerimizin çakıştığı arkadaşım Spencer “Spike” Johnson ile konuşuyorduk. İçinde kendisinin de bulunduğu tek-çekim bir video denemem olmuştu beş yıl kadar önce orada yaşarken; sokak aralarında bir basketbol topu sektirerek yürüyor, gördüğümüz bütün potalardan sokmaya çalışıyorduk topu. Larry Clark’ın Kids filmini yeni izlemiştim ve bütün bir günün, sonunda mükemmel potaya ulaşmaya doğru yürüyerek geçtiği bir durum hikâyesi çekmek istiyordum (Endless Summer filmi sonrasında hayatıma giren endless bummer [sonsuz hüsran] kavramını temel almış, yani mükemmel potanın ve mükemmel şutun var olamayacağını, çünkü hepsinden alınan hissin farklı olduğunu ve hisleri kıyaslamanın dalgaları birbiriyle kıyaslamanın imkânsızlığına benzettiğimi vurgulamak istemiştim. O video işi yarım kaldı). Spike potaların pandemide kaldırıldığını söyledi, insanları sosyalleşmeye teşvik ettikleri içinmiş. Son beş yıldır ziyaret edememiş olmam üzerine bir daha ne zaman denk geliriz acaba diye tahayyül ederken, “Potalar geri geldiğinde” dedi.

- Bugün 1 Ocak 20201 (ilk defa 2021 yazmaya çalıştığım için otomatik olarak böyle çıkıyor tarih parmak uçlarımdan), MF DOOM’un partneri DOOM’un Ekim sonu “dönüştüğünü”, yani benim anladığım, bildiğimiz hâliyle bu hayata veda ettiğini paylaşmış bugün, hatta tam olarak Türkiye saatiyle 31 Aralık 2020, 00:00 civarında yanlış hesaplamadıysam.

- Üzerinden bir buçuk Dünya turu geçmiş olan alt kat komşumun ölümü sonrasında yazdığım bir metin var, halen bitirmeye çalıştığım.

- Babamsız geçirdiğim dördüncü yıl geride kaldı, kasım ayında tamamlamıştı Dünya, Güneş’in etrafındaki dördüncü turunu.

- Güneş adında çok vakit geçiremediğim ama çok sevdiğim birisi var.

Ayşe İdil İdil izniyle

* Bir sonraki maddede bitkilerden bahsedecekken burada “canlandırma” kullanmış olmak dikkatimi çekiyor. 

Ayşe İdil İdil, ölüm, zaman