Kentsel Geleceği
3 Ağustos 2014’te Şanghay Kulesi azami yüksekliği olan 632 metreye ulaştı ve Çin’in en yüksek kulesi, dünyanın en yüksek ikinci gökdeleni oldu. Şanghay’ın kentsel peyzajına yapılan bu son ek, sarmal bir cam kaplamaya sarılı, istiflenmiş silindirlerden oluşan bir iç çekirdeğe sahip. Her on dört katta bir dev iç atriyumlar (“gökyüzü bahçeleri”), ötedeki uçsuz bucaksız metropolün 360 derecelik manzarasını oluşturan çift cepheyi kesiyor. Şanghay Kulesi bu yıl kapılarını halka açtığında bir çağın sonunu işaretlemiş olacak.* Geleceğin şehri –gayet tanıdık bir Hollywood sahnesi– olarak Şanghay gösterisi (en azından şimdiye dek düşünüldüğü şekliyle) nihayete erecek.
Gökdelenin bulunduğu Pudong semti güya bir plana göre inşa edilmiş… Gerçek ise tabii ki bundan daha karmaşık. [Georges-Eugène] Haussman’ın** Paris’inin ya da [Robert] Moses*** tarafından biçimlendirildiği hâliyle New York’un aksine, Pudong hiçbir zaman şehrin suretini belirleyen, yukarıdan yönetici tek bir vizyona sahip olmadı. Bunun yerine, tam da Çin’in planlı ekonomisinin kendi kontrolünden er ya da geç kaçacak piyasa güçlerine açıldığı anda ortaya çıktı.
İlk planlandığında, Pudong’un gelişimi yüksek profilli bir uluslararası tasarım yarışmasında sunuldu, ancak sonunda bu yarışmayı kimse kazanamadı. Bunun karşılığında yerel şirketler çeşitli proje tekliflerinden gelen unsurları bir araya getirip esnek, değişimsel [mutating] bir kentsel tasarım oluşturdu. Merkezde ise Şanghay’ın yeniden ortaya çıkışı için gerekli ikonik zemini sağlayacak olan süper-yüksek üç gökdelen kümesi vardı.
Bu tasarıma göre bu üç kule, bir arada zamanın açılımını [unfolding] temsil eder. Pagodadan ilham alan en eski kule Jinmao geçmişi simgeler; 2008’de tamamlanan Şanghay Dünya Finans Merkezi bugünü işaretler; en yeni kule olan Şanghay Kulesi ise geleceği şekillendirir.
Bu kule üçlüsünü üç katlı bir zaman dilimiyle eşlemek bir PR mecazıdır. Buna karşın, gökdelenlerin tamamlanmasıyla birlikte Şanghay fütürizminin belli bir aşamasının artık sona erdiği hissinden kaçmak zor. On yıllardır ilk kez ufukta kamuya açık herhangi bir mega proje gözükmüyor; dört gözle bekleyecek büyük büyüme sembollerinin esamesi okunmuyor. Geri sayım saatlerinin –ki Expo 2010’a giden yolun üzerinde çok yaygınlardı– hepsi ortadan kalktı.
Şanghay hâlâ geleceğe odaklı, ama planları (eğer bunlara plan demek mümkünse) çok daha az gösterişli ve uygulanması çok daha güç. Şehrin yeni serbest ticaret bölgesi, Hong Kong’a rakip olacak bir finans merkezi yaratma umudu içerisinde ekonomik liberalleşmeyle dikkatli bir şekilde ilişkileniyor. Benzer şekilde, Şanghay küresel bir kültür merkezi olma hırsına sahip ve bunun için çok sayıda yeni müze inşa etmiş bulunuyor. Ancak bu müzeleri dolduracak koleksiyonlara, küratöryel yetenek havuzuna ve deneysel işler üretecek sanatçılara sahip olduğuna dair şüpheler var.
O hâlde Şanghay fütürizmi artık geçmişte ortaya konulan bir planı takip etmekle ilgili bir mesele değildir; zira bu fütürizmle birlikte gelecek daha yakın ve daha öngörülemez hâle gelmiştir. Bu değişim, William Gibson’ın ilk romanı Neuromancer’ın ana hatlarıyla özetlediği, 1980’lerde bilimkurguda meydana gelen cyberpunk dönüşümünü yansıtıyor. Hipermodern bir Japonya’nın hayaletiyle büyülenen Gibson, hikâyesini yükseliş hâlindeki bir Asya metropolünde kurmuştu. Kendisininkinden önce gelen bilimkurgunun aksine, hayal ettiği yarının dünyası günümüzden öteye, çok uzak bir zaman ve mekâna yansıtılmamıştı. Bunun yerine siber uzaya doğru genişlemiş, onunla hemhâl olmuştu. “Gelecek zaten burada” diye ilerler Gibson’ın sık sık tekrarlanan ifadesi, “sadece dengeli şekilde dağıtılmış değil.”
Şanghay’ın süper-kulelerinin sonuncusu yerden kıvrılarak yükselirken, şehrin bilimkurgu çağı sona eriyor. Cyberpunk çağı yeni mi başladı yoksa?
{fold içindeki imge: La vrille de la Shanghai Tower, 13.06.2016, fotoğraf: tangi bertin (CC BY 2.0)}* Bu metin, Şanghay Kulesi kamusal ziyarete açıldıktan yaklaşık bir ay sonra kaleme alınıp yayımlanmıştır. Bu kulenin şehrin yani Şanghay’ın dokusunu nasıl değiştirdiğiyle ve değişen dokunun neye işaret ettiğiyle ilgili gerçekleştirilmiş ilk ve en erken analizlerden biridir. Görüleceği üzere hem arkitektonik hem de sembolik bir şehircilik okumasıdır. (ed.n.)
** Baron Haussmann adıyla da anılır. Fransız politikacı ve şehir planlamacısıdır. İkinci İmparatorluk döneminde III. Napoléon tarafından Paris’in kentsel dönüşümünü gerçekleştirmek üzere atanmıştır. Hâlen bu atamayla ve bu atama sonucunda gerçekleştirmiş olduğu Paris renovasyonuyla tanınır. Paris’in dokusunu öylesine değiştirmiştir ki, kentte oluşturduğu yeni bulvarlara, parklara ve benzeri şehir içi kullanıma dönük ve yönelik kamusal işlerin toplamına “Haussmann’ın Paris renovasyonu” denmiştir. Paris’teki çoğu bina bugün dahi “Haussmann tarzı”na sahip addedilir. Gerçekleştirdiği mimari uygulamalar da “Haussmann operasyonları” olarak adlandırılır. Özetle, Paris’i Paris yapan sayılı kişilikten biridir. (ed.n.)
*** New York’un suretini, çehresini, siluetini değiştirmiş şehir planlamacısı. 20. yüzyılın ikinci yarısında faal ve resmi olarak hizmet vermiştir. New York’un anakent alanında gerçekleştirmiş olduğu planlamalarla, tasarımlarla ve renovasyonlarla tanınır. New York’taki pek çok yapının, parkların, karayollarının, köprülerin, oyun alanlarının, tünellerin, evlerin, plajların, hayvanat bahçelerinin, sergi salonlarının, hükümet binalarının vesaire inşasını önayak olmuştur. Özetle, New York’u New York yapan aşağı yukarı her bir yapının altında üstünde, sağında solunda, içinde dışında imzası vardır. New York’un kent tarihindeki en mühim kişiliklerden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. (ed.n.)
Bu metin ilk olarak Hurst’te (2 Eylül 2014), “Shanghai’s Urban Future” başlığıyla yayımlandı ve yazarın izniyle, Manifold için Hasan Cem Çal tarafından Türkçeye çevrildi ve notlandırıldı.
