Başlık Denemesi Olarak
Venedik Bienali’nde Bir Bela!
Peşinen itiraf: Hesaplı tesadüflerin hayatımı bayram yerine çevirme ihtimallerine hep inandım. Ne Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi’ne gideceğimi, ne de bu satırları yazmaya Geres’te1 başlayacağımı biliyordum. Tamamen rastlantısallıklar üzerine kurulu bir deneyim oldu benim için. Deneme ve şans aracılığıyla sınırları zorlamak, güzel bir cümle olasılığı da veriyor.
Aksi takdirde, “Beraber Nasıl Yaşayacağız?”2 Çok büyüklenmeci gibi görünen ama hayli mütevazı bir yerden yaklaşıyorum: “Nasıl yaşayabilirim ki, önce kendim ve sonra ötekiler için?” Ötekiler olmadan yaşamanın anlamsızlığı/olanaksızlığı başlıklı derdimi başka bir zamana saklıyorum.
Göbekten giriyorum. Hem de en sonda söyleyeceğimi şimdi söyleyerek. Pandemi koşullarında gitmeyi arzu edenlere not: Venedik Bienali için iki gün yeterli değil, bundan epey eminim! İki günün üzerimde bıraktığı etki sadece bir tortuydu. Azalarak çoğalan, çoğaldıkça dönüşen sağır yüzeyler değildi gördüklerim, hissettiklerim ve tabii ki duyduklarım. Keşif sürecinin bizatihi tanıklıkları ve parçalarıydı.
“How Will We Live Together?” başlıklı ve Hashim Sarkis küratörlüğünde gerçekleşen 2021 edisyonu (pandemi edisyonu da deniyor) için her zamanki gibi Giardini ve Arsenale kullanılmıştı. İki bölümden oluşan, iki ayrı bilet alarak gezdiğim bienal için en önemli ve tek önerim, bir haftalık bilet almanız olacaktır. Gerisi tamamen gösteren, görünen ve görüntüleyecek olanlar arasındaki zihinsel bir tanışıklığa kalıyor. El sıkışmak veya el sallamak sizin tasarrufunuzda.
Sizi, aşağıdaki cümle ve Z. Özüm Ak’ın Manifold için kurguladığı 7 dakika 31 saniyelik videoyla baş başa bırakıyorum.
Danimarka ve Polonya pavyonlarının üzerimde bıraktığı etki, tortudan çok daha fazlasıydı. Yaşadım, duydum, gördüm ve hissettim.
Sahi, birlikte yaşamayı becerebilecek miyiz?
1. Portekiz’de milli bir park.
2. 2021 Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi için Hashim Sarkis tarafından belirlenen kavramsal çerçeve.