Senin Derdin Ne
Yaratıcı Zihinler Birleşin
Ya bir sistem yaratırım ya da başka bir sistemin kölesi olurum;
Akıl yürütüp karşılaştırma yapmayacağım: Benim işim yaratmak.

—William Blake

Ekim 2021’de ardı ardına iki çalıştaya katıldım. Birincisi Ankara’da, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Sektörel Mükemmeliyet Merkezlerinin Kurulması Yoluyla Mesleki ve Teknik Eğitim Kalitesinin Artırılması Teknik Destek Projesi”. İkincisi CHP Genel Merkezi tarafından davet edildiğimiz ve Ataşehir Belediyesi tarafından organize edilen, 2021 Türkiye Kültür Stratejisi Forumu.

Çalıştaylar hakkında bilgilendirici olup hafıza oluşturmak istediğim için yazıyorum. Yaratıcı endüstriler bağlamında konuyu ele almaya çalışıp, bu metnin daha önceki metnimin devamı niteliği taşımasını hedefliyorum. Bu yazıyı okuyanlar, çalıştaylara katılanlar, yorum ve eleştirilerini esirgemezse kim bilir belki şeffaf ve yansız bir belgeye sahip olabiliriz. Bilgi kaderimize yön veriyor diye düşünürken, detayları yanlış hatırlama, bilgiyi kendi zihnimde evirme ihtimalim olduğunu hesaba katarak bunu sizden rica ediyorum. “Susma eylemi” yeni Türkiye’de en hızlı ve kolay benimsenen yöntem olarak kişisel tarihime kazındı. Açık iletişime inandığımdan, düşünce ve fikir özgürlüğüne önem verdiğimden ve konuşmayı da sevdiğimden, eleştiri ve yorumlarınıza açık bir doküman sunmaya çalışıyorum. Susmazsanız mutlu olurum.

Bu iki çalıştay öncesine dönerek yazıma başlıyorum.

2019’un Şubat ayında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi bir davette bulundu. UNESCO Yaratıcı Şehirler Projesi kapsamında İstanbul’un bir grup sanat ve kültür çalışanı bir araya geldik ve üretilecek proje hakkında sohbet ettik. Yukarıdaki görsel, bu toplantının ardından hazırlayıp tüm katılımcılar ve belediye proje yürütücüleriyle paylaşmış olduğum dokümandan. Çalıştay sonunda benimle beraber iki kişi daha sunum hazırlamış, ancak belediyeden benim bildiğim bir geri dönüş olmamıştı. Aylar sonra projenin Atölye İstanbul’a verildiği haberini aldık. Biz davet edilen bir grup gönüllüydük, Atölye bilindiği üzere bir şirket. Belediye ilk başta toplanan kişilere bunu belirtme gereği duymamıştı. Bu üslubun doğru olmadığını düşünerek toplu bir mesaj gönderdim. Ardından Clubhouse uygulamasında şans eseri CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na denk gelip meramımı anlatma fırsatı buldum. O da sağolsun ertesi gün bana telefon açarak durumu dinledi. Kendisiyle bire bir konuşma heyecanına kadınlık telaşı da eklenince durumu feryat figan anlattım, bana “Vazgeçmeyin” dedi. Bunu duymak bile iyi hissettirdi. Ardından tüm katılımcılara e-posta yoluyla açıklama mesajı geldi, lakin katılımcılar katılım ve yazışma konusunda istekli olmadı, çoğunluk sustu. Benim dışında ses çıkaran iki kişi Serhan Ada ve Pelin Derviş oldu.

Bunu neden anlattım? Ele almak istediğim iki temel unsur var. İlki, yaratıcı zihinlerin bir araya gelip çözüm üretmek üzere birleşmesi. Bu metnin kapak görselinde büyük büyük harflerle yazmış olduğum gibi “Birleşin” çağrısı. Yapısının bir kooperatif olması ve mikro ölçekteki proje ve yaratıcı aktörlere hibenin dağıtıldığı bir tasarım seferberliği başlatılmasıyla ilgili. Yaratıcılığın ekonomik fayda sağlayacak değeri katması ve yerini bulması üzerine bir dilek. İkincisi bu toplantıdan bir ay sonra çok önem kazandı. Mart 2019’da pandemi dönemine girildi. Başlıkların ilk sırasında yer verdiğim iklim meselesi ve bunun deniz ve karadaki mücadelesi. Akabinde yaşadıklarımız ve hâlâ yaşıyor olduğumuz distopya. Birçoğumuz bu meseleleri dile getirebilirdi, öngörebilirdi. Bana denk geldi ve bu sunumun ve olanların peşine düşme isteğimi çoğalttı. Atölye işi devraldıktan sonra ne yapıldığı hakkında pek bilgiye sahip değilim. İnternette, yaratıcı sektörleri dijital bir harita üzerinde birleştirme girişimlerine denk geldim. Hatta kendi girişimimi dahil ettim. Sonucunda ortaya çıkan projenin detaylarını bilmiyorum.

Ankara’daki çalıştaya, daha önce sivil toplum örgütleriyle beni de bir araya getirmiş bir iletişim ajansının davetiyle gittim. Avrupa Birliği’nin fonladığı bu proje için iletişimciler, medya çalışanları, teknik lise müdürleri, belediye sosyal medya çalışanları ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda bu alanda çalışan yetkililerle bir araya geldik. İki gün boyunca projenin iletişim stratejisini konuştuk: Gençler için meslek liselerini nasıl cazip kılarız? Yaklaşık 60 kişi karışık gruplarda birbirimizi dinledik. Benim için büyük kazanım teknik lise müdürleriyle sohbetlerimde durum analizi yapmak oldu. Adım başı açılan gökdelen üniversitelerinin işsiz mezunları yerine, teknik okul mezunu meslek sahibi gençlerin yetişmesinin ne kadar doğru bir adım olacağına inancımdan, bu merakımı gidermek ve biraz detayında ne olup bittiğini anlamak önemliydi. İki günün sonunda geldiğim noktada bunun aslında başlamış bir proje olduğunu, bizlerin sadece bir onay mekanizması olarak iş gördüğümüzü anladım. Verilen fonların parasal karşılığı bana göre bir ülkeyi kurtarmaya yetecek meblağa denk geliyorken, bu paranın büyük kısmının ekipman almaya harcandığını ve bir kısmının kullanılamadığını öğrenince önce sustum. Sonra sunumda bir tasarımcı (yaratıcı fikir üreticisi) olarak problemi doğru düzgün anlamadan çözüm üretemeyeceğimi, çünkü yalan söyleyemediğimi belirttim. Bu da salonda büyük bir kahkahaya sebep oldu. Bu denli naif bir söylem ancak fıkra niteliği taşıdığından kendilerine hak verdim. 5 numaralı masa olarak sloganımız basitti: “Çalışırsak olur.”

İkinci çalıştay İstanbul’da Serhan Ada moderatörlüğünde gerçekleşti. Kültür Stratejisi Forumu açılışını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı. Konuşmaların her cümlesi önemliydi. Size aklımda kalanları bir cümleyle özetlemek istiyorum. Hatalar olabilir, konuşmacıların affına sığınıyorum.

Ayşe Kulin:
“Okumak empati oluşturur, başka dünyaların kapılarını aralar.”
Metin Akpınar:
“Folklor defterlerimizi çıkaralım ortaya, ortak faydaya odaklanalım.”
Cahit Berkay:
“Türküler hâlâ kaybolmadı. Sanat, insanı insan yapar.”
Sibel Asna:
“Kültür ve turizm bir arada var olamaz. Turizm tüketir, kültür taşır.”
Burçin Altınsay:
“Kültür varlıkları yanı başımızda. Korumak, yenisini yapmaktan daha az zararlı.”
Ezel Akay:
“Zararlı sayılan sanat eseri sahipleri özgürleşmelidir.”
Mert Fırat:
“Kolektif düşünceyle bir derdi ele almak ve çözüm üretmek!”
Harun Tekin:
“Biz olmak için, kırgın ve kızgın insanı nasıl iyileşireceğiz?”

Bu cümleler Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu her açıdan güzel özetliyor. Bu isimler ve benzerlerinden oluşan bir meclis hayal edin.

fotoğraf: Gizem Aytaç

CHP çalıştayında 10 farklı masada, 10 farklı sektör emekçileri bir araya geldi. Başlıklar şöyle: Festivaller, Film, Görsel Sanatlar, Kültür ve Kent, Kültürel Doğal Miras ve Müzecilik, Müzik, Sanatçının Statüsü, Tiyatro ve Gösteri Sanatları, Yaratıcı Endüstriler, Yayıncılık ve Edebiyat.

Yaklaşık 100-150 kişi kadar vardık salonda. Önce sektöre ait problemleri konuştuk, ikinci oturumda çözüme odaklandık. Dahil edildiğim masa “Yaratıcı Endüstriler”di. Mimar, tasarımcı, iç mimar, iletişimci, belediye çalışanı, belediye başkanı, kültür yöneticileri, ekonomi uzmanı, öğretim üyesinden oluşmaktaydı. Tüm davetliler katılmadı. Baştan sona sekiz kişi oradaydık. Her birimizin sektörüne ait problemler bile farklılık gösterdiğinden çok verimli bir çözüm ürettiğimizi söyleyemeyeceğim, ancak Nevzat Sayın not almayı kabul edip Sibel Asna da sunuculuğu üstlenince çok keyfili ve eğitici olduğunu eklemeliyim.

Nevzat Sayın’ın notlarından

2019’un Şubat ayında, kutunun dışında düşünüp bir hayal kurmuştum, 2021’in Ekim ayında 150 yaratıcı zihin bir salonda toplanmıştı. Biz piyonlar bu yaratımdaki etkilerimizi ölçemeyiz. Onu ancak üstü düzey uygulayıcılar ve bu işleri idare eden aktörler bilir.

Kamusal çalıştaylarımız hayırlı olsun. Ankara ve İstanbul’da kamu çalışanlarının bir araya gelişlerden çok memnun kaldığını gözlemledim. Ne biz onların dertlerini biliyoruz, ne de onlar bizim. Çoksesli bir kültür oluşturmanın yolu iletişimden geçiyor. Kültür oluşturmanın yolu ise etkileşimli iletişimden yani birlikte düşünmekten.

Çalışmalarda ne kadar yol aldığımızı bana sorarsanız, “Çözüme ait hiçbir yol alınamadı” derim. Bir yol var mı diye sormaya başladık. Yolu arıyoruz, tarif, yöntem, metodoloji arıyoruz. Bu tıpkı antik Yunan kültürünün temeli olan iki zıtlığın etkileşime geçmesi hâli gibi. Dionysos ve Apolloncu kırılgan dengeyi kurmak mümkün mü? Bir tarafta mantık, akılla ele alınması gereken buyurgan tavırlar, diğer yanda duyarlılık ve sarhoşluk içinde sezgilerle yaratım hâli. Dionysos bilgiyi kuralsız yoldan işlemek isterken, Apollo hep açıklama ve kural peşinde. Hiç birlikte düşünmemiş, birbirini tanımayan, yan yana gelmemiş bakış açıları zıtlıklar üzerinden ancak birbirini anlamaya başlayabilir. Yaratıcılık kast sistemine bağlı değildir. İşte burada devreye bir tavır olarak tasarım girer. Tasarım kuramı, hareketlerimize yön veren düşünce sistemi, bir ülkede uygulanmaya başladığında daha iyi ulaşım, daha iyi oylama, bilgiye kolay erişim, doğru eğitim sağlanabilir. Tasarım bütüncül bir anlayış gerektirir. Stratejiler tasarlanabilir. Karar verme, iletişim, çözüm ve değerler sistemi bütünsel ele alınabilirse ve siyaset, kültür stratejisi tasarlamayı bırakırsa ekonomi de düzelir.

Hakkı Yırtıcı’nın Gazete Duvar’da yayımlanan yazısında söylediği gibi “Her tasarım nesnesi, doğası gereği politiktir.” Tasarım, doğası gereği politiktir ancak siyasi değildir. Kültür, siyasete ait kavramların üzerinde olması gereken bir tutum izlemek zorundadır, yoksa sürdürülebilir olmaz. 

çalıştay, Gizem Aytaç, Senin Derdin Ne, tasarım, yaratıcı endüstriler