Bir Manifesto**
1
Eski sinefili, son yetmiş beş yıldır film kültürüne egemen olan sinefilidir. Kökenine dair öykü, İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’daki yükselişini, auteure tapınmasını ve mizansen kültünü anlatır. Yıllar geçtikçe, bu hikâye Avrupa/Batı film kültürü üzerinde derin bir iz bıraktı ve o dönemin ve o dönemde yaşanan film aşkının hegemonik anlatısı olarak yerleşmeye başladı. Bir sihirbazlık numarası: Yerel olan sessiz sedasız evrensel hâle geldi.
Yeni sinefili, bu köken öyküsüyle ilgili iki şeyi teslim eder: Bu anlatı, dünyadaki sayısız aşk anlatılarından sadece biridir ve bu anlatı çoğunlukla bir azınlık grup tarafından yazılır: Heteroseksüel beyaz erkekler. Buna karşılık yeni sinefili, çeşitli sesler ve öznellikler ile sinefilsel yaşam ve deneyime dair birçok anlatıyı çoğaltır. Hem URL (internette) hem de IRL (“gerçek hayatta” [In Real Life]) rahat bir yaşam süren yeni sinefili, sinema tutkununun sosyal yerleşikliğini –özne konumluluğunu– ön plana çıkardığı bir özfarkındalığa sahiptir. Bu nedenle şunu eklemeliyim: Bu satırları ABD’de yaşayan Güney Asya kökenli heteroseksüel bir erkek sinefil olarak yazıyorum.
2
Eski sinefilinin asli hazları baskın olarak estetiktir. Yeni sinefilinin daha geniş bir beğeni tanımı vardır: Sinemanın estetik deneyimine değer verir, ancak daha fazlasını talep eder. Ayrıca dünyaya karşı duyulan merak duygusundan ve onunla önemli bir ilişki içinde olmaktan zevk duyar. Sinema bize insan ve insan olmayan dünyayı yeni ve güçlü bir yolla öğretir. Geleneksel sinefilsel zevk özel ve kişiseldir, içe doğrudur; Laura Mulvey’in bir döneme işaret eden manifestosunda1 yok etmek istediği de buydu. Yeni sinefili, bir sorgulama ruhuyla, toplumsal ve gezegene dair değişim arzusuyla beslenmiş olarak dışarıya doğru yayılır. Yeni sinefilinin değer verdiği bu kadar çok film yapımcısının –kadınlar, kuirler, yerliler, her renkten insanlar– aktivizmle ilgilenmeleri ve sinemanın kendisini daha büyük bir kültürel-aktivist projenin parçası olarak görmeleri tesadüfi değildir. Aynı şekilde, aynı özelliği nispeten az sayıda heteroseksüel beyaz erkek film yapımcısının taşıması rastlantı değildir.
3
Eski sinefilinin merkezinde değer biçme edimi vardır. Liste oluşturma, derecelere göre sıralama, belli hiyerarşilerin ve kademelerin oluşturulması: Eril bir yatkınlık olduğu yaygın olarak kabul edilen bu faaliyetler eski sinefiller için önemlidir. (Onlar için kutsal olan metinlerden biri, Andrew Sarris’in The American Cinema adlı eseri, bu dürtüyü tam olarak örnekler.) Film kültüründe değer hazdan doğar ve eski sinefili estetik hazza ayrıcalık tanıdığından, bu haz uzun zaman filmlere değer biçmenin temel kriteri olmuştur. Oldukça geniş zevk ve değer mefhumları olan yeni sinefiliye göre, merkezine marjinal insanların yaşamlarını, öznelliklerini, deneyimlerini ve dünyalarını yerleştiren filmler otomatik olarak değerli hâle gelir.
4
Auteurizm, eski sinefilinin temel taşıdır. Bir auteurün en kötü filminin auteur olmayan bir kişinin en iyi filminden daha ilgi çekici olduğu düşüncesini (François Truffaut’nunki gibi) taşıyan auteurizm, çoğunlukla erkek olan sınırlı sayıda film yapımcısı üzerinde, durmaksızın söylem çoğaltan maharetli bir mekanizma hâline geldi. Başka bir deyişle auteurizm, bir eril yayılma makinesi hâline geldi. Auteurizmin uzun zamandır erkek olmayan yönetmenler tarafından yapılan filmlere ilişkin geliştirdiği ve etkinleştirdiği kıtlık efsanesi, nihayet yeni sinefili tarafından havaya uçuruluyor. Yeni sinefilinin auteurizme karşı tutumu belirsizdir: Şu ana kadar erkek yönetmenleri hararetle desteklemesine rağmen, auteurizmde mutlaka erkek-özcü bir şey yoktur. Özellikle kadın film yapımcılarına ve beyaz olmayan erkek film yapımcılarına dair analiz, yazı ve konuşma üretmek için verimli bir yöntem olarak kolayca kullanılabilir.
5
Eski sinefili, açık ve eklektik olduğunu iddia eder. Müritleri, ağlarını, hem ticari sinemayı hem de sanat sinemasını, çağdaş ve eski filmleri, yerli ve uluslararası filmleri ve geniş bir tür yelpazesini sarmalayacak şekilde yaymaktan uzun süredir memnuniyet duymaktadır. Bu takdire şayan bir dürtü olsa da, gerçekte kapsayıcılık vaadini yerine getirmemiştir. Geleneksel sinefili, uzun metrajlı anlatısal kurgu biçimini ayrıcalıklı kılar. Dizileştirilmiş televizyon, kısa filmler, web dizileri ve videolar, deneysel çalışmalar ve hatta belgesel filmler gibi diğer değerli biçimler, aynı yüksek mevkiye sahip değildir. Marjinalleştirilmiş gruplardan olan film yapımcıları –yani beyaz veya heteroseksüel olmayan erkek film yapımcıları– uzun metrajlı kurgusal film yapımında daha büyük engellerle karşılaşır ve bu nedenle diğer sektörlerin ve platformların çekim alanına girerler.2 Bu, bu sanatçıların genellikle çalıştıkları baskın olmayan hareketli görüntü biçimlerine daha az dikkat edilmesi anlamına gelmektedir.
Yeni sinefili, So Mayer’in, hakiki bir kapsayıcılığı hedefleyen ve mümkün olan en geniş çeşitlilikteki hareketli görüntü biçimleriyle sanatçıları kucaklayan “temsilde adalet” çağrısını sahiplenir.3 Bu, tüm film yapımcılarına ve tüm çalışmalara eşit miktarda ilgi göstermek anlamına gelmez; öylesi, “her tarafa eşit söz hakkı” veren aldırışsız, liberal bir jest olurdu. Bunun yerine, eski sinefilinin baskın olan belli başlı sosyal gruplara uzun süredir tanıdığı ayrıcalık nedeniyle, yeni sinefili, sosyal ve politik olarak marjinalleşmiş sanatçıların yanı sıra, bu sanatçıları kabul etmeye hazır ve kurumsal olarak marjinalleşmiş olan sinematik biçimlere ağırlık verir. Sinefilsel olan her konuşma, yazma, alıntılama ve küratörlük edimi, aynı zamanda, eşit olmayan bir dünyaya müdahale eden bir edim olmalıdır.
6
Eski sinefilinin temayüllerinden biri şudur: Muhafazakâr, nostaljik bir damarı vardır. Sinefilsel deneyimler (özellikle çocukluktan ve ergenlikten itibaren) değerlidir, kutsallaştırılmıştır, yaşam boyu sahiplenilir. Sarah Keller’in iddia ettiği gibi, sinefiller genellikle, verdikleri emek boşa çıktığında, aldıkları zevk tehdit altında olduğunda endişe duyar ve kendilerini savunmasız hissederler.4 İyi bilinen bir örneği ele alalım: Feministler, Woody Allen ve Roman Polanski gibi figürlerin çalışmalarıyla ilgilenmeyi bırakma, bu çalışmalara karşı sergilenen eleştirel ve sinefil tutumu azaltma çağrısı yaptıkları zaman, böyle bir öneriye karşı, özellikle auteurist film saflarında ortaya çıkan güçlü, tepkisel bir direnişle karşılaştılar.
Yeni sinefili, sanatçılar ve eserleri hakkındaki değer yargılarının doğasında var olan kararsız tutumu kabul eder. Bir filmin değeri sadece biçimsel kriterlere değil, aynı zamanda ideolojik olanlara da bağlı olarak zamanla artıp azalabilir. Daima, önceki hayranlıklarımızı yeni bilgiler, yeni kavrayışlar, yeni kaçınılmazlıklar ışığında yeniden değerlendirme, hatta onlardan vazgeçme olasılığına açık olmalıyız. Şu anda tüm sinema külliyatı, #MeToo dünyasındaki yeni sinefilin gözüne farklı görünmektedir.
7
Eski sinefilinin, kötü erkek davranışlarının temsillerinden büyülenişi bitmek bilmez: obsesif, egemen, küfürbaz, şiddet yanlısı. Bu eğilimde, bu temsilleri onaylayan, yüreklendiren ve kutsal bir yere koyan hayranlık dolu bir dili kullanıma sokan film eleştirisinin de desteği ve suç ortaklığı vardır. “Karanlık”, “sapkın”, “kışkırtıcı”, “sinirli” sıfatları, kadınlardansa erkekler tarafından (ve erkekler hakkında) yapılan sinemayı karakterize etmek için en sık başvurulan sıfatlardır. Yeni sinefili, bu aşırı temsilden hem bıkmıştır hem de ona karşı ihtiyatlıdır; bu temsile bir reddiye sinefilisi sergileyerek karşı koyar. Yeni sinefil, kendini erkek patolojisinin yer aldığı sinemaya maruz bırakmaya devam etmek arzusunda değildir.
8
Eski sinefiliyi tedirgin edici sesinden teşhis edebilirsiniz: Bugünlerde film kültürü “bilgisayara çok düşkün”, çok “ahlak odaklı” ve “tamamen kimlik politikaları hakkında.” Sözde parçalanmış ve atomize olmuş kimlikleri olan sinema tutkunları topluluğu, artık eskiden olduğu (iddia edildiği) gibi bir araya gelmiyor.
Bununla birlikte, yeni sinefiliye göre, film kültürünün bu birliği nostaljik bir fantezidir; uydurma bir evrenselciliğin dayatılmasıyla yayılan ve sürdürülen bir kurgudur. Avrupa/Batı film kültürü, ancak belirli kimlikleri (beyaz, erkek, heteroseksüel) diğerlerinden daha ayrıcalıklı tutarak, bütünlük ve tutarlık yanılsamasını tarihsel olarak inşa edebilmiştir. Eski sinefilinin samimiyetle yasını tuttuğu şey, kültürel otoritenin ve baskın kimlik grupları üzerindeki nüfuzunun (az da olsa) yenilgiye uğramasıdır.
9
Eski sinefili ve yeni sinefili sadece pratiklerden ibaret değildir; bunlar aynı zamanda ideolojilerdir de. Her sinefili, beğeni ve hassasiyetin kaynağı olan –dünyaya içinden baktıkları– değerlere ve inançlara sahiptir. Bununla birlikte, bu iki sinefilinin de basit bir ya/ya da ikili sistemi oluşturmadığını belirtmek önemlidir. Daha ziyade, her ikisi de, ister az ister çok oranda olsun, her bir sinefil bireyde hayat bulurlar.
10
“Filmlerin etrafında düzenlenmiş yaşam”, geleneksel sinefilinin yaygın kabul gören tanımıdır. Ancak şu anda, dünya bir kargaşanın ortasındayken ve gezegen bir felaketin kıyısındayken, böyle bir sine-aşk anlayışı sorumsuz, hatta narsisistik görünüyor. Artık ihtiyacımız olan şey, şu anda içinde olduğumuz küresel anla tamamen temas hâlinde olan, bu ana eşlik eden, onunla devinen ve gezinen bir sinefilidir. Bu mecraya olan aşkımız ne kadar ateşli ve tutkulu olursa olsun, dünya sinemadan daha büyük ve çok daha önemlidir.5
* “Yort Savul” dizisi Yort Kitap’ın yayımladığı ve yayımlama şansı bulamadığı kitaplardan özel olarak seçilmiş bölümler içermektedir. Hasan Cem Çal tarafından hazırlanan dizinin var olmasını mümkün kılan Osman Şişman ve Yort Kitap ekibine teşekkür ederiz.
** Girish Shambu’nun Yeni Sinefili (Eskişehir: Yort Kitap, 2020, 86-96) adlı kitabında yer alan ve Bilge Demirtaş tarafından çevrilmiş olan bu metin, Yort Kitap’ın izniyle yayımlanmıştır.
1. Yazar burada Mulvey’in “Visual Pleasure and Narrative Cinema” adlı, Türkçeye “Görsel Haz ve Anlatı Sineması” başlığıyla çevrilmiş metnine işaret ediyor. Bu metin yazarın iddia ettiği gibi bir manifesto değil, daha ziyade (“manifesto mahiyetinde”) bir deneme. Ve Mulvey’in bu denemeyle yapmak istediği şeyin belirli bir film yapım ve izleme anlayışını “yok etmek” olduğu da kısmen doğru, tamamen değil. Sıklıkla suistimal edildiği gerçeğini bir süreliğine unutacak olursak, Mulvey’in denemesi male gaze denen şeyin bir iptalini, olumsuzlamasını ancak dolaylı yoldan içeriyordu, projesi daha ziyade olumlayıcıydı; sinematik bakışı merkezi ve yönlendirici olmayan, alternatif kiplere nasıl açabiliriz? Dolayısıyla, kimi “film çalışmaları”nda düşüncesizce yapıldığı gibi, amaç görüldüğü (ya da görüldüğü sanılan) her yerde male gaze’i tespit etmek değildir Mulvey’in teorisinde. (Bu yalnızca bir psödo-teorisyenliğin ifadesi olabilirdi.) Mulvey bu teoriyi pratiğe açtığı pek çok film de yapmıştı ve bunlar, söz konusu teorinin negatif çağrışımlarının esamesinin sezilmediği, tamamen pozitif çalışmalardı, yeni sinefilinin temel aldığı “yeni sinema”ya erken birer örnek oluşturacak şekilde: Riddles of the Sphinx, Amy! ve Penthesilea: Queen of the Amazons. (ed.n.)
2. Bu, Türkiye için bağlam dışı bir anlamda ama aynı şekilde geçerlidir. Türkiye sinemaya herhangi bir auteur mal etmemiş olsa da (Türkiye sineması auteurizmin hükmünün ortadan tamamen kalktığı bir sırada –erken 90’lar– ekonomik olarak kayda değer bir gelişim göstermeye başlamıştı ve bugün –sinema tarihi bilgisi yaygın olmadığından– Türkiye’de auteur olduğu iddia edilen pek çok yönetmen de aslında eski auteurlerin yerelleştirilmiş yinelemeleridir), hâlâ “uzun metraj film kültü” ülkenin sinemasını tanımlıyor. Bunun nedeni sinemaya dair teknik ve teorik eğitimin yetersiz olmasının yanı sıra, güncelliğe dönük teknoloji okur yazarlığının yoka yakınlığıdır. (ed.n.)
3. So Mayer, Political Animals: The New Feminist Cinema (Londra: I. B. Tauris, 2016).
4. Sarah Keller, “Cinephobia: To Wonder, to Worry”, LOLA 5 (Kasım 2014).
5. Bu metne kontrpuan oluşturan ama bir bakıma da onu “ön yankı”layan bir metin için bkz. Susan Sontag’ın sinefiliyle ilişkili olarak sinemanın yüzyılının öznel bir muhasebesini yaptığı, artık kült mertebesindeki “Sinemanın Yüzyılı” adlı denemesi. (Metnin Türkçesi Everest Yayınları tarafından yayımlanan Vurgulanan Yer adlı, Sontag’ın geç dönem denemelerini içeren derleme kitapta yer alıyor.) (ed.n.)
