Küçük, büyük, kareli, çizgili, çizgisiz, ince, kalın, spiralli, tel dikişli, iplik dikişli, cilt bezli, taslamalı, kaplamalı benim için fark etmiyor. Her türde defter biriktiriyorum.
Çekmece ve kütüphane raflarına sığmamaya başladıklarında aslında bunun sadece kokusunu sevdiğim bir kırtasiye takıntısı olmadığını, defterlerin atamadığım, ayrılamadığım parçalarım hâline geldiğini anladım. Bu mütevazı defterler (pek de gizli olmayan) silahım ve beynimde uçuşan her şeyin tuvali aslında. Güvenilir bir wingman yani yardımcı dost gibi, bu defterler de hayatımın tüm yolculuklarının dönemeçlerinde bana eşlik eder. Çantamın içinde mutlaka bir defter olur, defterim yanımda değilse kendimi eksik hissederim.
Her gittiğim seyahatten mutlaka bir defter edinirim. Kimi zaman MoMA Design Store veya Tate Modern Shop gibi havalı tasarım dükkânlarından, kimi zaman da ara sokak kırtasiyelerinden alırım. Bazen sadece kapağını beğenir alırım, bazen ilginç bir baskı tekniği gözüme ilişir. Tasarımcı arkadaşlarım tasarladıkları defterleri hediye eder. Tanıdığım biri tarafından tasarlanmış bir defter benim için daha da kıymetli; kullanırken onu düşünür, mutlu olurum. Defter hediye etmeyi de çok severim. Bir tasarımcının sevgisini gösterebileceği en masum yollardan biri bence.
Hemen hemen her defterin kendine has bir görevi var. Nasıl bir moda tutkunu giyimini özenle seçerse, bir tasarımcı olarak ben de hem forma hem fonksiyona bakarım. Örneğin önemli bir müşteri toplantısında şık ve profesyonel görünecek uygun bir defter seçerim. Bu bir nevi tarz beyanıdır. Veya bir şehre ilk defa yolculuk yapıyorsam rahat taşınabilecek, daha spor ve pratik bir defter seçerim ve seyahat notlarımı bunun içinde tutarım. Defterlerim bir takı gibi, şal gibi, çanta gibi beni tamamlayan aksesuarımdır.
Zihnim çalıştıkça, hayatın içinde oldukça defterlere olan ihtiyacım ve tutkum bitmeyecek, buna eminim. Artık çağın getirdikleriyle beraber dijital not defterlerini de kullanmaya başladım. Bu yeni nesil “defter”lerin telefonumda, tabletimde ve bilgisayarımda senkronize olması harika bir özellik. Ama bunun için bile el yazısı not alabileceğim uygulamaları ve tablet kalemini tercih etmeye çalışıyorum. Kâğıda veya bir yüzeye yazmazsam zihnimde yer etmiyor bilgiler veya düşünceler…
Defterlerim ofisimdeki kütüphanemin en sevdiğim köşesinde durur. Ara ara yerlerini değiştiririm. Bazen yarım kalmış bir defteri alıp yıllar sonra kullanmaya başlarım, o zaman anılar canlanır. Mutlaka arada tozlarını alırım, çünkü bazıları halen açılmamış jelatini içinde durur. Onlar, içine yazmaya kıyamadığım nadide parçalarımdır.
Defterlerim yıllar içinde oluşan bir orman gibi… Her biri benzersiz bir tür… Kimi nadir, kimi sıradan… Ormana her yıl yeni ağaçlar, bitkiler eklenir; eskiler iyice kök salar. Bu defter sayfalarında gezinmek zihnimin ve hayatımın sürekli değişen manzaralarını izlemek gibidir. Ara ara bu safariye tekrar çıkarım ve o anda anlamsız görünen küçük notların yıllar içinde bir tohum gibi büyüdüğünü fark ederim. Yazıya dökülen her düşünce günün birinde gerçek olur, buna inanıyorum. O yüzden yazdıklarıma hep çok dikkat ederim. Bir şeyi kırk kere söylersen olur ama bir şeyi kırk kere yazarsan kesin olur.
Tasarımcı olmak ile defter tutmak birbirinden ayrılmaz iki şey benim için.
Yeni bir tasarım brief’i üzerinde çalışacaksam o iş için görevlendirdiğim defterimi çıkarırım. Tertemiz bir sayfa açtığımda dikkatimi dağıtan tüm seslerin kapandığını ve zihnimde de temiz bir sayfa açıldığını hissederim. İşte o zaman fikirler filizlenmeye, eskizler yeşermeye başlar. Kâğıt ve kalemin buluştuğu o anlarda yaratıcılık serbestçe uçuşa geçer ve düşüncelerim flow modunda akmaya başlar.
Flow state, Türkçeye “akış hâli” olarak çevrilebilir, aşırı konsantrasyonla yapılan herhangi bir aktivitede ulaşılan bilinç hâli… Uğraşılan aktiviteyle bütünleşme sonucu zaman kavramını, öz farkındalığı unutturacak kadar derin bir zahmetsiz yoğunlaşma hâli yaşanır. Özellikle elle yapılan uğraşlarda daha da kolay erişilen bir zihin hâlinin var olduğu biliniyor. Ben de en iyi fikirleri böyle zamanlarda bulurum ve defterim bu yolda benim gizli silahımdır.
Kısaca, defterler benim için sadece kâğıt ve cilt değildir. Leonardo da Vinci’nin efsanevi defterleri gibi dünyayı değiştiren fikirlerin, devrim niteliğindeki düşüncelerin doğum yeridir. Sonsuz olanakların dünyasına açılan kapıdır.
Verba volant, scripta manent.
Söz uçar, yazı kalır.
{tüm fotoğraflar: Kaan Çaldıran}
