Derin Sarıyer’in
İstikbaliyle
Nasıl Oynadı?
derdinize yanın müziğimiz
kadarız bagetim penam kirli tırnaklarım
—Yıldırım Türker, Cihangir Kedileri
Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçlik, esastır ve tektir. Yuvamız kozmos, hiçlik arazisinde kurulmuş bir gecekondudur ve bir gün —mevcut teorilerden birisine yaraşır şekilde— yıkılacaktır. Hiçmiş gibi, bir günah gibi: Hiçlik o gün, nihayet (h)içine sindirdiği kozmosa “Bir günah gibi gizledim seni / Kimse görmedi seninle beni” diyecektir.
Yaşam ise, hiçliği kozmosun içerisinde kısa süreliğine ikiye bölen bir arızadır; her canlı, tek hiçlikten kendisi için yonttuğu hiçliğin hamallığını yapar. Orta büyüklükteki bir yıldızın üçüncü gezegeninde ‘muzaffer’ bir edayla yayılmış olan Homo sapiens’in 200.000 yıllık tarihi, —diğer canlılardan farklı olarak— beyninin tüm kıvrımlarıyla sezdiği hiçlik gerçeğini, reddetme-seyreltme-eğip bükme tarihidir. “Ölüm Allah’ın emri / Ayrılık olmasaydı” nakaratına sahip parçayı ellerinde lirleriyle uçuşan melekler değil, dünyalı Barış Manço yazmıştır. Ve evet, hayatta kalma güdüsü gerçekten de iyi bir teknik direktördür.
Tesadüfen fırlatıldığımız bu yerden
Çıkanları ayıp sayıp
Yatıştık artık
Zamanın izleri kayıp1
“Ölüm Allah’ın Emri” /
“Gamzedeyim Deva Bulmam” 45’liğinin kapağı, kaynak: Vintage Records
21. yüzyılda, farklı ülke sınırları içindeki çarşı bazaar’larda yaşayan, haftanın beş günü çalışan Homo sapiens’lere gelirsek: Yeni bir kulaklık, yeni bir belediye başkanı, yeni bir tatil yeri, yeni bir patron, yeni bir mini dizi, yeni bir sound, yeni bir sevgili-sıla arayışıyla (“Fazla, hep dahasına meylimiz / Bakma, bize düşman kendimiziz!”) atalarının Göbeklitepe’ye doğru bin yıllar önce yalın ayak yürüdüğü yolu, kauçuk tabanlı ayakkabılarıyla yürümenin rahatlığını yaşarlarken ve de organize dinlerin fabrikalarından her gün servis edilen, bol baharatlı tabldotlardan çatallarının ucuyla atıştırma lüksüne sahiplerken, ‘zekâlarının’ üzerine vazife kıldığı sorgulamaları niye yapsınlar?
Kaygılanma ölümü unuttururlarsa
Gülümse sen onlara
Bugünü hatırlatırlarsa
Gülümse sen onlara
Cihangir’de bir ev
Ali: O zaman intihar edelim abi, niye yaşıyoruz ki?
Veli: Hiiiç… Neyzen Tevfik vardı de mi bi ara?
Özgün: Ben size Derin Sarıyer’den bahsediyordum… Mesele kravat mı canım şimdi yani?
Ali: A-bi yi-ne o a-dam-dan bah-set-me şim-di, he-ce he-ce şar-kı mı o-ku-nur, bir de o ses-le be!
Veli: Ya bırak ya, adam büyük tasarımcı, hobi olarak müzik yapıyor. Parasını bastırıyor yapıyor, sonra “bat dünya bat”mış, oh ne güzel hayat valla! Bu arada barbekü sos mutfakta mıydı?
Özgün: Derin Sarıyer çok bozdu, acayip bozdu; öyle böyle değil, önünü alamadık, öyle kötü bozdu!
Kimse beni anlamadı der gibisin, deme öyle
İçindeki acıyı gizlemek ister gibisin gülünce
Neşe biter, hatırlanmazsa eğer güzel günler
Hayat söner, rüzgârı kalbinde eser geçer
Bir dalda iki kiraz
Evet, Ali yazar Veli bozar ve bildiğimiz kadarıyla en az iki Derin Sarıyer var: Çorba dolu dünyada elinde çatalla dolaşan müzisyen Derin ve yine aynı dünyada, elinde kepçeyle dolaşan mobilya tasarımcısı Derin. Sanırım kendisini, Mad Men dizisinde gündüzleri reklamcılık yapan geceleri de öykü yazan Ken Cosgrove karakterine benzetebiliriz. (Derin Design markalı mobilyalar, Bomonti Antika Pazarı’na ya da mahalledeki spotçuya düşünceye kadar Sarıyer’in tasarımcı yönüyle ilgileneceğimi sanmıyorum.)
GQ, Esquire gibi dergilerde rastlayabilirsiniz.
Kaynak: GQ Magazine
Yaşam bir an dedikleri
Yalan talan elimdeki
Sabahları hasarları gizlerim
Koşuşturan insanları izlerim
Müzisyen Derin’i ise 2013 yılından itibaren, neredeyse birer yıl arayla çıkardığı single’larla tanıdık: “Herkes Bir Şey Biliyor”, “Yorulduysan”, “Güzel Şeyler Söylemek İsterdim”, “Yazılamayanlar Aklımda” (Istanbul Calling Vol 3. albümü içinde), “Törensiz Gömülen Hayaller”, “Moda Burnu’nda” ve “Sonbahar Bizi Arar.” Sarıyer’e göre, ilk dört yıl sadece single çıkarmış olması, müziğin dağıtım olanaklarının değişim gösterdiği yıllara denk gelmesiyle ve esas işinin ancak bu türden kısa süreli çalışmalara müsaade etmesiyle alakalı. Ama ben bu konuda, profesyonel müzik dünyasına geç bir yaşta (41) adım atmaktan kaynaklanan bir ürkeklik payı olduğunu da düşünüyorum.
yılın bir bölümünü geçirdiği Londra’da.
Küçük yaştayken, babasının eve getirdiği John Lennon’ın Imagine albümü ile Bülent Ortaçgil ve Fikret Kızılok’un Pencere Önü Çiçeği2 albümünün etkisinde kaldığını hatırlayan Sarıyer’in müzik anlayışını ileriki yıllarda da Duran Duran, Depeche Mode, The Smiths gibi gruplar şekillendirmiş. Üst-orta sınıf bir aileye mensup Kadıköylü Sarıyer’in —kendi deyimiyle— olayların gidişatıyla değil, oluşuyla ilgili parçalar yazmaya dair merakı da Saint-Joseph Lisesi’nde okuduğu yıllara kadar uzanıyor: Lisedeyken kendi duygularından ziyade aşk fikri/eylemi üzerine düşüncelerini belirttiği bir parça, hoşlandığı genç kadını kendinden daha fazla soğutmaktan başka bir işe yaramamış.
Dün asla dedin, bugün galiba
Dursun istedin zaman, geç olmadan
Hüzünde yasta senin yüzün daima
Sustun dinledin, yaran kapanmadan
İşte, Sarıyer’in —özellikle ilk altı yedi single’ı ile— dinleyiciye verdiği şey tam da bu(ydu): Kentli Homo sapiens’i neden, nerede, nasıl ve kimle durduğuna dair sorgulamaya/yüzleşmeye götüren tek yön bir bilet. Dinleyici, irili ufaklı parçalara ayrıldıktan sonra iyi bir müzikal altyapının üzerine serpilmiş bu bileti, ancak merakı-yeteneği-acısı ölçüsünde birleştirerek kullanılabilir hâle getirebiliyor(du); Sarıyer’in parçaları —Sivas yolları artık taşlı değil iken— ağır dertleri işleyen ve bir o kadar da hareketli olan türkülerimizin yerini de alabilir(di)!
çekilen klipten bir görsel.
Sarıyer’in son iki klibi hariç bütün kliplerinin altında Dilek Altan’ın imzası var.
Kaynak: Son Kaknüsler
Edebiyattan ziyade felsefe okumayı seven Sarıyer’ın müziğinde, çocukluk, büyüme sancısı, yalnızlık, zaman, ölüm, kozmos, düş kırıklığı, varoluşun rastlantısallığı, nostalji, hayatın anlamı, umutsuzluk gibi temalar ön planda. Bazı parçalarında dinleyiciye doğrudan “sen” diye seslenen, bazı parçalarında da “ben” diye söz alan müzisyen, kısmen de olsa “kar tatili”, “Turgut Özben”, “çalışılmayan yerden gelen sorular”, “demir perde”, “Moda Burnu” gibi ortak hafızamızda karşılığı olan ifadelerden faydalanıyor.
Eldivenlerle kardan adam yapan
Bir çocuktum odasında
Kendi kendine ağlayan
Bir adam oldum Moda Burnu’nda
Dost Adana kebap söyler
Bugünden bakıldığında, Sarıyer’in müzikal yolculuğunda “Sonbahar Bizi Arar” single’ının (2017) önemli bir dönemeç oluşturduğu görülüyor: Beatles’ın White albümünün tasarımını da yapan Richard Hamilton’ın “beyaz ve siyah dışında bir renk kullanmak için bir sebebiniz olmalı” sözünü şiar edinmiş Sarıyer, 2017 yılıyla birlikte, siyah beyaz çektiği kliplerinden vazgeçti ve daha da önemlisi aranjörünü değiştirdi; Oğuz Kaplangı’nın yaptığı düzenlemelerle yakaladığı o mütevazı-tutarlı sound’u, yeni aranjör Serkan Çeliköz’le çalışmaya başladıktan sonra ‘tövbekârca’ terk etti.
Hâlâ feragat edecek hâlin var mı
Dünyadaki son kelimeye kadar
Yıkımı üstlenmek zordur
Herkes kendine bir kahraman arar
Geçtiğimiz ilkbaharda da debut albüm Hayattasın Tedavisi Yok (Samuel Beckett’in meşhur aforizmasına gönderme), bu radikal değişikliğin esas numunesi olarak, Sony Music Entertainment3 etiketiyle sanal raflardaki yerini aldı. Albümde Sarıyer’in, sözlerini üstten makasla kırptığını hissettiğim parçaları, bir de Çeliköz’ün ara makas darbelerini yiyerek —tam anlamıyla— kuşa çevrilmiş. (“Çocuğun Gördüğünden Fazlası Değil Bu Dünya” parçasındaki eğreti duran Nihan Şahenk’li düetin de, aranjörün ısrarıyla yapılmış olduğunu hatırlatayım. Ben albümü büyük sabır göstermeme rağmen bir kere olsun baştan sona dinleyemedim.)
Sarıyer evindeki stüdyosunda
Peki, single’larıyla kentli Homo sapiens’in esas dertlerini —bir post-modern zamanlar dervişi gibi— usturuplu düzenlemelerle anlatmasına kulak bağladığımız Sarıyer, ne oldu da ilk albümüyle kendini Türkiye’nin ortalama müzikal sularına (PowerTürk TV?) bırakmak istedi ya da şöyle sorayım: Aranjörü, katline ferman olacak o düzenlemeleri neden yaptı?4
Biladeri için? Zencileri için? Kardeşleri için? Abileri için? Değil şöhret, para için? Yetiş ya Ben Fero medet ya Ezginin Günlüğü: “Ah, küçücük gemi / Sulara attın şimdi kendini, delisin / Ah, yakarlar seni / Dönmezsin bir daha geri, delisin.”
İnsanlar umutsuzdu, saatler pazartesinde durmuştu
Annelerinin kucağında bebekler bile huzursuzdu
Yaşıyorken hâlâ
Sana aslında güzel şeyler söylemek isterdim ben
Butiksin sen, butik kal
Kadıköy ve Beyoğlu’ndaki duvarlarda, Sarıyer’in albümünün çıktığını muştulayan afişler ilk günkü gibi duruyorken aklıma şöyle bir soru geliyor: Müzisyen öz dinleyenlerini hüzne ve hiddete boğan bu keskin sound değişikliğiyle milletimize inmeyi gerçekten başarabildi mi? El-cevap: Tabii ki de hayır! Mesela kendisinin 1 Temmuz itibarıyla Spotify’da sadece 941 (Yazıyla: Do-kuz-yüz-kırk-bir) adet takipçisi var ve yine YouTube’da en çok dinlenen parçaları, single’lı döneminin ürünleri. Yani, Sarıyer çoktan kendi doğal sınırlarına yaklaşmış; ne yaparsa yapsın, ağzıyla hangi PR ajansını tutarsa tutsun, yine kendisini bir avuç insan dinlemeye devam edecek. Bu işi anlamak çok mu zor Yonca?
Hayattasın Tedavisi Yok albümünün afişlerine rastlamak mümkün.
Kaynak: Özgün Çağlar arşivi
Kuşkularınla umutların kırılır gece olunca
Kuruntular uykularını kaçırır yastığında
Üzerinde konuşamadıklarımız, yalnızlığımız
Bugün varız, belki yarın çıkmayacağız
Günümüz Homo sapiens’lerinin çok büyük bir bölümünün ‘hiç’le ve kendi kendisiyle imtihandan ne kadar kaçındığından tekrar bahsederek kulakları gelişmiş okuru sıkacak değilim. Ama yeri gelmişken, en az ilk single’lı yıllarındaki Sarıyer kadar sevdiğim Kül grubundan Arın Kuşaksızoğlu’nun sözlerini hatırlatmayı da bir borç bilirim. Grubun vokali Arın, geçenlerde yayımlanan Ait ve Dair adlı ikinci albümleri vesilesiyle BirGün gazetesine verdikleri röportajda aynen şöyle diyordu:
“Endüstri muhabbeti üzerinden geldik ya buraya, bu ülkede, müzik endüstrisi sana ne yazık ki içinden çok da çıkamayacağın, çok da marjinalleştiremeyeceğin bazı yollar sunuyor. Bizim tercih ettiğimiz yol, kolay kabul edilebilir ve ana akım bir şey yapmak bu opsiyonlardan bir tanesi. Sound’umuz bu ülkede alışageldik bir sound değil. Siz zaten otomatikman işinizi iyi yaptığınız sürece butik bir grup olarak kalacaksınız ve butikliğin keyfini çıkarın ve butikliğin bedelini ödeyin. Ödediğimiz bedelin çok farkında olarak butik grup olmanın tadını çıkarıyoruz.”
Kendisini öldürmek için yeni aranjörünü kiralık katil olarak tutmuş Derin Sarıyer’in dönülmez bir akşamın ufkunda olmadığına canıkulaktan inanmak istiyorum. “Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile / Avunmak istemeyiz böyle teselliyle” diyen Yahya Kemal’in de affına sığınarak, reenkarnasyonun bir kerecik de olsa şu bizim müzisyen Derin için gerçekleşmesini ‘hiç’ten niyaz ediyorum.
Herkes bir şey biliyor gibi gelebilir sana
Ama umarım kapılmazsın duyduklarına
Çok mutlu ol
1987 kar tatilindeki çocuk gibi
1. Bu ve bundan sonraki alıntılar, Sarıyer’in single olarak yayımlanmış parçalarından. Hayattasın Tedavisi Yok albümünde yer alan parçaları kulağıma hiç sinmedikleri için alıntılamadım.
2. Kızılok ve Ortaçgil’in, 80’li yıllarda yollarını kesiştirerek Çekirdek Sanatevi stüdyosunda kaydettikleri bu albüm, müzikal olarak gerçekten çok doyurucudur, eyvallah. Ama —2019 Istanbul Pride’ı vesilesiyle— şunu da not etmek isterim: Albümdeki “Entelektüel” adlı parçanın sözleri, memlekette Kızılok da olsan Ortaçgil de olsan, homofobiden kurtulunamadığını insanın kulağına kulağına o kadar iyi çarpar ki!
3. Kadıköylü Sarıyer’in plak olarak da basılan albümü, bence Sony Music etiketi yerine Kadıköylü butik bir plak firmasının etiketini taşımalıydı.
4. Bir parçanın aranjman/düzenlemeyle nasıl değişebileceğine dair verebileceğim son örnek, bu aralar sıkça dinlediğim Ayten Alpman’lı “Yaz Yağmuru” olabilir: Aranjör Sadun Ersönmez, Serdar Ortaç’ın 90’lı yılların ortasında söylediği “Yaz Yağmuru” parçasını, Bir Başkadır Ayten Alpman albümünde gerçekten bambaşka bir boyuta taşımış.
