Greta Gerwig, Barbie, 2023,
kaynak: Vanity Fair
Barbie: Feminizme Giriş

Greta Gerwig’in son filmi Barbie, kurgusunun gücünü temel olarak cinsiyet eşitsizliğini yansıtmasından alıyor. Bunun dışında, yüzeysel de olsa feminist teoriyi, kapitalizmi ve varoluş sancısını konu edindiği söylenebilir. Işıltılı, simli ve pespembe tasvir ettiği plastik dünyasında seyirciye bir feminizme giriş dersi anlatıyor Barbie.

Gerwig’in hikâye anlatma becerisinin filmin her karesinde kendini gözler önüne serdiğini görebiliyoruz. Öyle görünüyor ki aynı anda modern ve zamansız olmayı başaran Gerwig, şüphesiz on yıllarca izlenecek bir filme yönetmenlik yapmış. Fakat parlak, eğlenceli ve komik olan bu film, ikinci bakışta yüzeysel gözüken endişelerden, şakalardan ve korkulardan çok daha fazlasını içeriyor.

***

Bir grup kız ve erkek çocuğunun cinsiyetlerini ve cinsiyetleriyle birlikte gelen güçleri fark ettiği birkaç günü izleyen bir eser olarak okunabilecek Barbie, izleyicisine herhangi bir cenneti vaat etmiyor. Varoluşsal bir kriz geçiren Barbie, çözümü “gerçek dünya”ya gidip kendisiyle oynayan kızla yüzleşmekte buluyor. Onunla bu yolculuğa çıkan Ken ise ataerkiyi keşfediyor; erkek merkezli bir dünyanın daha iyi olduğunu düşünmeye başlıyor.

Barbieland’e ataerkiyi getirmiş olan Ken’in evini ve eşyalarını çaldığını ve sahiplendiğini öğrenen Barbie’nin hissettikleri, genç kızların, en yakın erkek arkadaşlarının kendi erkekliklerinin farkına vardığını ve artık onların nazarında onlara eşit ya da denk olmadığını görünce hissettiklerinden farklı değildir. Bu terk edilmişlik ve ihanete uğramışlık duygusu, herhangi bir genç kıza uzak ya da yabancı bir konumda yer almaz.

Çok erken yaşta farkına varılan bu temel farklılıklar, genç kızlara erkeklerin hiçbir zaman hakiki bir şekilde onların haklarını savunmayacağını, onların yoldaşı olamayacağını gösterir. Yıllar içerisinde azalarak belki de kaybolan bu duygular, Simone de Beauvoir’a göre başarılı bir kadın özgürleşmesinin var olmamasının ana sebeplerinden.

Beauvoir’a göre cinsiyet devrimini ırk ya da din devriminden ayıran, bu devrimde “biz” ve “onlar” ayrıştırmasının başarılı bir şekilde yapılamamış olmasıdır. Ona göre ırk, din ya da cinsel yönelim gibi özellikler, kadınlık hâlinin karşısında her zaman ikincil kalmak durumundadır.1

***

Bir ya da birden fazla erkeğin ellerine yalnızca erkek oldukları için geçen güç sonrasında kadınların eşyalarını, parasını, evlerini ellerinden alması kurguda az rastlanır bir şey değil. Bunun en ünlü örneklerinden biri ise Margaret Atwood’un eseri olan Damızlık Kızın Öyküsü.

Romanda bütün kadınların “kurallar ve yasalar böyle olduğu için” bir gün apar topar işlerinden kovulması, banka hesaplarının dondurulması ve zamanla bütün haklarından mahrum bırakılmasına ana karakterin kocasının verdiği tepki sığ ve uygunsuzdur: “Endişelenme, eminim geçicidir”, “Beraber atlatırız, sadece bir iş sonuçta.”2 Buna rağmen, ana karakter kocasının kötü olmadığına, olanların onu da etkilediğine, kendisinin paranoyak davrandığına emindir.

Günler ilerledikçe ana karakterin kocasına karşı hissettiği duygular ise değişir. Onun haklarının azalması ve kişiliğinin önemsizleşmesi kocası için hiçbir şey ifade etmemektedir; olanlar sonucu hiçbir şey kaybetmediği için kendisini kötü hissetmemekte, karısının haklarını savunma gereği duymamaktadır.

Ken’in ataerkil gücünün farkına varınca Barbie’lere yaptıkları da Atwood’un distopyasına paralel ilerler. Ken, Barbie’yi mülksüz bırakır, romantik gücünü baskılar ve onu akıl ve irade gerektiren işlerden uzaklaştırır. Barbie’nin evi artık Ken’indir. Barbie, Ken’in kız arkadaşı olmaktan çıkar ve onun romantik jargonla karmaşıklaştırdığı bir kimliğe bürünür. Barbie’ler artık fizikçi, başkan ya da doktor olamaz. Cinsel organların var olmadığı bir dünyada bile Ken’lerin Barbie’ler üzerinde hâkimiyet kurmaya olan istekleri ve arzuları, filmin başında vurgulanan Ken’lerin aksesuar olarak belirlenmiş rollerini dayanaksız kılar.

Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış kadın erkeğin ne kadar aksesuarıysa Ken de Barbie’nin o kadar aksesuarıdır. Kadın özgürleşmesinin aksine, Ken’lerin aksesuar durumundan kurtulmaları kendilerini yükseltmek için değil, nolens volens, Barbie’leri aşağılamak için verdikleri bir savaştır.

***

Açık olan şu ki Ken’lerin Barbie’lerin yaşamını kontrol etmesi için gereken tek şey toplumsal güçlerinin farkında olmalarıdır. Ken’in ataerkiyi umursamamaya başlaması yalnızca Barbie’ler kontrolü tekrar ele aldığında söz konusu olur. İzleyiciye bir zaman sonra herhangi bir Ken’in eline ataerki kuvveti yeniden geçtiğinde bu kuvveti aynı şekilde kullanmayacağını düşündüren hiçbir şey yoktur.

Son kertede ise sezilen şey, filmin başında Ken’in “ataerkiyi düzgün yapamama”yla suçladığı bir işadamının dediği gibi, Ken’lerin Barbie’lerle eşit ve adil yaşamayı öğrenmeyecek olmasıdır; bunu yapıyormuş gibi davranmakta daha başarılı olacaklardır. 

{fold içindeki imge: Greta Gerwig, Barbie, 2023, film karesinden detay, kaynak: Rolling Stone}

1. Simone de Beauvoir, Le Deuxième Sexe (Paris: Éditions Gallimard, 1990), 19.

2. Margaret Atwood, The Handmaid’s Tale (Londra: Vintage Books, 2010), 188.

ataerkillik, Barbie, feminizm, film, Greta Gerwig, kadın, Margaret Atwood, Simone de Beauvoir, sinema, Zeynep Kevser Şahin