İntihar ve Kürtaj
Jean-Paul Sartre’ın Wanda Kosakiewicz’e adadığı Özgürlüğün Yolları serisinin ilk kitabı olan Akıl Çağı’nda ana karakterlerden biri olan Mathieu, kürtaj lehine konuşan birinden şu cümleleri duyar: “Ben kimseyi öldürmek istemiyorum. Benim istediğim yegâne şey bir çocuğu doğmaktan korumak. Mathieu, şaşkın, kendi kendine tekrarlar: Doğmaktan korumak.”
1938 yılı Paris’inde geçen ve felsefe öğretmeni Mathieu’nün üç gününü izleyen Akıl Çağı, ağırlıklı bir şekilde özgürlük mefhumundan bahseder ki bu, Sartre için olağandır. 1945 yılında yayımlanan bu kitap (olağan yaklaşımın dışında kalarak) yaşlılık ve cinsiyet temalarını da tartışır. Mathieu sıklıkla kendini hem kadından hem de erkekten oluşan bir varlık olarak tanımlar, akıl çağına erdiğinden bahseder ve kederlenir. Yaşlılık ve cinsiyet Sartre’a uzak temalar değildir. Aksine, varoluşçuluğun büyük isimlerinden biri olan ve Sartre’ın ölümüne dek hayat arkadaşı olarak kalan Simone de Beauvoir da bu temalar üzerine çokça konuşmuş ve yazmıştır.
Ne var ki Sartre ve Beauvoir arasındaki benzerlik konu seçiminden ileri gitmiyor: Sartre, yoldaşı de Beauvoir gibi kelimeleri nesne gibi kullanmaya kalkışmıyor; harflerin sayfada siyah mürekkeple şekilleneceğinden ya habersiz ya da bunu umursamıyor. Bununla birlikte dili yalın, modern, eski safsatalardan ve kelime oyunlarından uzak fakat hiçbir şeyi yıkmaya da yeltenmiyor ve bu, belki de yazısının en bayağı öğesi. Yazısını domine eden yegâne şey ise diyalog. Karakterlerin etkileşimleri çiğ, dürüst ve en önemlisi sinematik. Sartre, okuru düzyazı düzleminde tutma eğiliminde değil, diyalogları basit fakat vurucu: Ses çıkartıyor. Bu yüzden kitabın bazı sayfaları bir parça yapraktan çok bir film şeridini andırıyor. Sartre, kalemini düzyazıda var olagelen betimlemelerden, imgelerden ve, doğruya doğru, tüm anlatım elemanlarından soyup karakterlerini hakikatle konuşturunca, felsefesi kitap yaprağında altındanmışçasına parlıyor.
Sartre yazısında insana hitap ediyor. İntihar etmeyi kafaya koymuş ve intihar mefhumundan habersiz olanlar olarak ikiye ayırdığı okurla konuşuyor. Sartre için hayat mefhumu, iyi sonuçlar doğurabilme imkânını kaybetmemiş olan kötü bir şey olarak tanımlı. Özne hâlinde insan kendini bu hayatın, varoluşun içerisine yapayalnız, hapsedilmiş buluyor. Sartre ancak bu bağlamda kürtajı ve akabinde intiharı savunma hakkını kendinde görüyor. Onun için varoluş kendi içerisinde öyle sancılı bir şey ki, her saniyesi zevk ve sefa içerisinde geçen bir hayat yaşamak bile varoluş ızdırabını dindirmeye yetmiyor. Sartre bu yüzden “bir çocuğu doğmaktan korumak”tan bahsediyor; okurun ölüm ile doğmamışlığın birbirinden farklı kavramlar olduğunu anlamasını istiyor.
Sartre’ın hayatın kötülüğünü savunuyor olduğu bir gerçek, fakat o bunu dürüstlüğü elden bırakmadan yapıyor. Hayatın sonunu ya da başlamayışını övüyor ama bu sorumluluğu alırken kış gecelerinden, yağan kardan, kadınların yumuşak teninden ve kalın kumlardan da bahsediyor. Satırlarında avaz avaz hayatı savunuyor. Kararlı bir şekilde okuru hayatın içerisine hapsediyor; kalemindeki güçle hiç haz etmediği Tanrı’yı taklit ediyor.
Finansal sorunların, zamansız aşkların, bir takside benlik arayışlarının, Sartre’ın kurduğu soğuk, boğucu hayatın arkasından parlayan şeyler işte bu idealler; onun ustalıkla ve devrimci bir ruhla yaptığı şey yazısının formunda, kurgusunun gerçekçiliğinde ya da yenilikçiliğinde aranamaz. Sartre gücünü felsefesinin kendisinden alıyor. Onu zamanının en iyi düşünürlerinden biri yapan şey, intihara meyilli okuruna hayatı övmekte iken, aynı nefeste intihardan haberi olmayanları hayatın sonuna yönlendiriyor olması.
Dağınık masamın üzerinde yer edinmiş kitap yığınları arasından Gallimard basımlı, ön kapağında suluboya insan yüzleri olan kitabı türdeşleri arasından seçip elime alıyorum ve bakıp görüyorum: Altmış dördüncü sayfada kürtaj lehine yazılmış iki cümlenin altı çizilmiş ve satır başına titrek bir ünlem koyulmuş, sonrasında ise birkaç satır aşağıda tek bir ifadenin altı çizilmiş: “Acı dolu”. Akıl Çağı’nın sararmış ve eskimiş altmış dördüncü sayfası ve benim üzerinde kurşun kalemle gerçekleştirdiğim bu vurgular, hakikatinde Sartre hakkında yazılıp çizilen her şeyi özetler nitelikte belki de.
{Jean-Paul Sartre Venedik’te, 1967 yılının Ağustos ayında çekilmiş bir fotoğraf, kaynak: Wikimedia Commons}