Cogito’nun Zarafeti

Nevi şahsına münhasır ve fikrimce Türkiye’nin gördüğü en iyi felsefeci ve sosyolog olan Ulus Baker, “Sanat ve Arzu” seminerlerinin 5 Mart 1998’de yürüttüğü seansında, katılımcılara karada yürüyen bir yengeci hayal etmelerini söyleyerek başlar. Sudan çıkmış, karada yürüyen bir yengeç afallar, kötü yürür. Onda bir başka-dünyadanlık, beceriksizlik, tuhaflık vardır. Yengeç gibi bir hayvan kendi âlemindeyken, sudayken özgürce ve estetik davranabilir. Asıl önemli olan, dünyasından çıkınca edindiği izlenimlerdir. Afallamış ve karadaki yengeçte şaşırtıcı, estetik bir şey bulunur. Bu, başka bir dünya zarafetidir.

Biz insanlar hiçbir zaman kendi başına, kendi hâlinde güzel olanı sevme eğiliminde değiliz. Bunun yerine, sevdiğimiz, hoşlandığımız şeyler bize yakın gelen, bize benzeyen, sempati duyabildiğimiz şeylerdir. Diğer tür hoşlanma afektlerini tetikleyen izlenimler ise hep öteki dünyalılıkla başlar: Tam olarak düzgün olmayan fakat görünüşü ve davranışlarıyla, doğrudan doğruya formuyla, zarafetiyle insanda estetik haz uyandırabilecek bir öteki dünyalılıktır bu.

***

Bu anlaşılabilir, duyulabilir, sezilebilir bir şeydir. Grek ve Roma mitlerinde insanların arasına saklanıp gizlenmiş ve bir bakıma kamufle olmuş tanrıların, yarı tanrıların ya da tanrıya yakın karakterlerin dünyaya inmeleri durumunda halkın onları tanımasının sebebi budur. Onlarda bir başka dünyadan gelmişlik hâli vardır. Ve bu, öteden fark edilebilir.

Başka dünyalı olmalarından kaynaklanan zarafetleri, sözünü ettiğim bu karakterleri etrafında oldukları insanlardan ayırır, farklı bir şey olarak gösterir. İnsanlar tarafından pek tabii duyulabilen ve fark edilebilen bu zarafet, tarih boyunca sanata da kaynaklık etmiştir. Doğanın afallamasıyla oluşan izlenimler ve duygulanışlar sanata her daim ilham olmuştur.

Bu yüzden karada yürüyen bir yengeci suda olmadığı için ya da karada yürürken kötü gözüktüğü için suçlayamayız, cezalandıramayız. Yengecin ait olmadığı bir âlemde var olmaya çalışırken yarattığı izlenim, onu izleyen insanı derinden duygulandırır. İnsan, yengecin zarafetinden haz alır.

***

Zarafetten haz alma afektini doğayla sınırlamak, sanatın, edebiyatın ve tabii ki felsefenin zarafetinden aldığımız hazzı yok saymak, göz ardı etmek olacaktır. Felsefeden haz alabilmek için, deneyimlenen felsefeye ille de katılmak gerekmez. Ve bunu beklemek de pek tabii absürt olur. Filozoflara şiddetle karşı çıkılsa bile, felsefi düşünceyi zarafetle sunabilen filozofların metinlerini okumak insana her daim haz verir.

Bu sudan çıkmış yengecin zarifliğini taşıyan felsefi metinler de yok değildir. Klasik felsefe metinleri sıklıkla düşünsel bir zariflik içerir. Ve benim bu meramımın nesnesi olan René Descartes’ın aslını Latince yazdığı Meditasyonlar’ı da, fikrimce, zarif bir metindir.

***

Meditasyonlar’ı günümüzde okuyan kendince bilinçlenmiş ve tanrıtanımaz okur, Descartes’ın düşünsel bir bocalama içinde olduğunu, felsefi kanıtlama işini eline yüzüne bulaştırdığını ve özgül bir kavram olarak cogito’nun da pek tabii saçmalıktan ibaret olduğunu düşünebilir. Modern felsefenin iyicil ve kadiri mutlak bir yaratıcıdan bahsetmekteki ısrarına alışmış olan okur, düşünürün (Kilise zoruyla formülize ettiği de söylenen) kanıtlarını, Tanrı’nın varlığına dair temellendirmesini abes ve çağdışı bulabilir.

Fakat yine de Meditasyonlar’ı yazılışından neredeyse dört asır sonra hâlâ okuyanlar olarak (günümüz dünyasının bildiği, sevdiği ve fikirlerini benimsediği düşünürlerin o ya da bu şekilde cogito’nun omuzlarından yükseldiği bilincine de açıkça sahipken) Descartes’ı sadece kanıtlarının zarafeti için bile takdir edebilmeliyiz. Descartes’ın o ünlü ikinci meditasyonuna da, modern veya postmodern ya da herhangi bir tanımlamayı tamamen reddeden insanlar olarak, kanımca, bu bakış açısıyla yaklaşmalıyız.

Descartes, düşündüğünü ve bu nedenle de var olduğunu iddia ettiğinde bu kanıtın zarafetinden aldığımız estetik afekt ne ise, o var oluşunu iyi niyetli bir Tanrı’ya mal ettiğinde de almamız gereken afekt odur. Karada yürüyen yengecin izlenimi, hissedilen bu afekt, Descartes’ın Meditasyonlar’ından geriye kalandır.

{fold içindeki fotoğraf: Ulbrecht Hopper (CC BY 2.0)}

afekt, felsefe, modernlik, René Descartes, Ulus Baker, Zeynep Kevser Şahin