Geçtiğimiz yıl temmuz ayında ilk albümünü yayımlayan Nedim Güvenç, söz yazarlığı ve besteleriyle müzik dünyasına sağlam ama sessiz bir giriş yaptı. İçine Kapanık adını verdiği albümde ona klavyede Cenk Bonfil, davulda Danae Palaka, gitar soloda (Yabancılık) Oğuz Ayaydın ve basta Salih Eren Kurç eşlik ediyor. Albümde yer alan sekiz şarkıyı geçmiş yıllarda yazdığı besteler arasından seçerek bir araya getirdiğini söylüyor Nedim. Yumuşak ve akıcı tınısının yanı sıra güçlü vurgulara sahip bu albüm, Nedim’in deyişiyle “müzik hayatında aşk şarkıları yazmayı planlamadığı hâlde yazılmak zorunda kalınan” parçalardan oluşuyor.
Streaming çağında Spotify ve Apple Music gibi platformların sunduğu, kısa sürede tüketmekle görevli gibi davrandığımız tekli şarkılar öne çıksa da müzikal hikâyeler yaratma isteği Nedim Güvenç’i ve bizim onun müziğine bakış açımızı etkiliyor doğal olarak. Albüm konsepti neden hâlâ değerli, bu başka bir tartışma konusu olabilir. Fakat şimdilik şunu savunabilirim ki albümler müzik dinleme geleneğini farklı açılardan sürdürülebilir kılıyor. Zira sevdiğimiz sanatçıların teklilerini büyük bir keyifle dinlesek de albümlerini baştan sona bir bütün olarak deneyimlemek bambaşka bir tatmin ve bütünlük sunuyor. Böyle albümler, bir masanın etrafında bitmesi gereken bir konuşmanın sonuna ulaşmak gibi bir his yaratıyor.
Albümün bütüncül yapısı sadece müziğinde değil, şarkı sözlerinde de kendini gösteriyor. Buradan başlamışken söz yazarlığından devam edelim. Şarkı sözleri, bunları ifade ediş biçimi, çıplak olduğu kadar güvenli bir alanda duruyor Nedim’in. Basit, dingin ama incelikli bir duygu söz konusu. Zorlamadan ama aynı zamanda indirgeme tuzağına da düşmeden devam eden bir doğallık var tüm sözlerde. Burada olan şey, süreç içinde bir eksilme hikâyesi gibi dursa da nihayetinde bir tamamlanma duygusuyla son buluyor. Duygunun yanı sıra baştan sona bir düşünme eylemini hedefliyor bir yandan. Kendisine sorsak belki de buna bir “tamamlanma hikâyesi” demezdi. Hatta sohbetlerimizi düşününce, tamamlanma kaygısı taşımayan, dahası böyle kaygılardan kendini azat eden bir anlatım dili kullandığını söylerdi. Kendisine sormadım.
Bu eksilme hâli yalnızca şarkı sözlerinde değil, müziğin yapısında da kendini hissettiriyor. Nedim bu eksilmeyi müzikal olarak da hissettiriyor. Konserlerinde izleyiciyle kurduğu bağ, albümdeki anlatımın bir uzantısı gibi. Geçenlerde verdiği bir konserde albümünü baştan sona çalıp her şarkıdan önce kısa açıklamalar yaptığında iç dünyasını, anılarını ve duygularını dinleyiciye aktarma biçimi, onun müziğini daha da kişisel ve samimi kıldığını fark ettim. Bu konserde aynı zamanda sürpriz bir performansa daha şahit olduk. Yıldız Teknik Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümünde okuyan ve aynı zamanda ressam olan Derin Kerkez canlı çizim performansı gerçekleştirdi. Her bir şarkı için bir anlatıyı takip eden bu doğaçlama performans, konser bittiğinde bütün duyularımızda uzunca zaman hatıramızda kalacak bir tat bıraktı.
İçine Kapanık hem bir konsept albüm özelliği taşıması açısından hem de müzikal açıdan –tartışmak için güzel bir konu olmakla beraber– progressive rock türüyle özdeşleşiyor. Bu janra ait felsefeyi içinde barındırıyor. Müziği türlere ayırmak konusundan tutun, o tür hakkında derinlemesine konuşacak ilk kişinin ben olmadığımı biliyorum elbette ama burada az da olsa var olan özgüvenimi merakıma ve ilgime dayandırdığımı söylemek isterim.
İçine Kapanık, progressive rock dendiğinde akla gelen en önemli unsurlardan biri olan belirli bir tema etrafında konsept albüm oluşturmak geleneğine selam veriyor. Nedim’in söz yazımı doğrudan duygusal bir anlatım sunarken müzik de bu anlatıya hizmet edecek şekilde düşünülmüş. Bu noktada, albümün hem bireysel parçalar olarak hem de bütünsel bir yapı içinde değerlendirilebileceğini söylemek mümkün. Bu türde müzikseverlere müthiş albümler armağan eden isimleri biliyoruz: Pink Floyd’un The Wall’u, The Beatles’ın Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’i, Jethro Tull’ın Thick As a Brick’i ve daha niceleri...
Müziğe gelince, albümdeki uzun sayılabilecek gitar ve klavye soloları, ritim ve tonal değişimlerle kurulan müzikal tansiyon, geleneksel kıta-nakarat yapısına sıkışmayan kompozisyonlar ve deneysel gitar soloları Nedim Güvenç’in müzikte aradığı derinliği gösteriyor. Bu unsurlar sadece bu albümde değil, gelecekteki çalışmalarında da kendini hissettirecek gibi. Nedim’in sınırları zorlamaya çalıştığı ya da zorladığına dair ipuçları veren sololarıyla ve şarkı içinde yaratmaya çalıştığı ufak değişimlerle döngüselliği kırıp kendi müzikal temasını oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Bir tema ve hikâye kurarak konsept özelliğiyle ön planda olan bu albümün içeriğinden bahsetmeden geçmemeliyiz tabii ki. Zaten albüm hakkında konuşurken sohbet mutlaka buraya ilerlemek istiyor. Açılış parçası Akşam Saatleri, bitmiş bir ilişkinin ardından hâlâ beklenti içinde olan birinin hikâyesiyle başlıyor. Ancak bu zaman algısı albüm boyunca dönüşerek ilerliyor. Başlangıçta fiziksel bir gerçeklik olarak var olan zaman, giderek bir hatıraya, ardından soyut bir düşünceye evriliyor. Sonunda ise kişisel bir geçmişin ötesine geçerek insan deneyiminin döngüsel doğasını ele alıyor. Albüm boyunca iletişimsizlik, kopuş, kabullenme, pişmanlık, farkındalık ve en nihayetinde normalleşme gibi duygular içerisinde ilerleyen bir yolculuk var.
Albümün son şarkısı olan Yabancılık’a gelince artık o zaman kırılmış, en başa, kendine dönmüş, bir zaman iyi ile kötünün içinden çıkamazken şimdi teşekkür etmiş birisi çıkıyor ortaya. Final gibi duyulan ama başlangıçla çakışan, bitmedi, eksildi demenin bir başka ifadesi oluyor bir yandan. Bir albüm boyunca böylesine bir iz sürebilmek, müziği gerçek anlamda dinleme olanağını sunuyor.
Bir ilişkinin biterken çıkardığı kendine özgü sesler vardır. İçine Kapanık, Nedim’in bu sesleri müziğe dönüştürme çabası gibi gözüküyor. İlişki içinde konuşulmayan, paylaşılmayan duyguların ilişki sona erdikten sonra yüzeye çıkması bu şarkılarda anlatılmaya çalışılıyor, yankılanıyor. Ancak her ne kadar melankolik bir tınıya sahip olsa da albümü tamamen melankoliyle tanımlamak da eksik olur. Asıl mesele, bir ilişkinin bitişinin ardından gelen duygu durumlarının genişleyerek ve anlaşılarak bir döngüyü tamamlamasıyla ilgili sanırım.
Vokal açısından bakarsak, Nedim’in sesi sanki hâlâ bir şey arıyormuş gibi. Aradığı şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz ama bu belirsizlik müziğine samimi bir özellik katıyor. Sahnede sanki yaşamak için ya da yaşarken süregelen işlerinden birisi olduğu için doğal bir biçimde müzik icra etmekten ziyade, bir anda herkesin ortasında kalakalmış ve artık müziğini paylaşmaktan başka çaresi kalmayan birisi gibi şarkı söylüyor. Onu dinlerken bir sahne sanatçısından çok iç sesini dışavuran bir hikâye anlatıcısı dinliyor gibi hissediyorum. Umarım bu kendine özgülüğünü, içine kapanıklığını kaybetmez diye geçiriyorum içimden.
Hızını ve değişen değerler sistemini takip edemediğimiz, hatta ait olamadığımız bir çağda yaşıyoruz. Bence bu bir şanssızlık. Ama bana kalırsa, hangi zaman diliminde yaşarsam yaşayayım hep bir memnuniyetsizliğe yatkın olurdum. Yine de Nedim Güvenç gibi bağımsız sanatçıların üretimlerinin bu hızın içinde savrulmadığını düşünüyorum. Eğer kendi şarkılarını yapan bir müzisyen olsaydım, bazen karanlıkta hissettiğimi bilirdim. Karşısında durduğum, mücadele ettiğim piyasanın (ya da adına ne derseniz) nefesimi tüketebileceğini de... Ama bu dünyada emin olduğum bir şey var: Ortaya çıkarılan her iyi yapıt, kayıt altına alınan her şey bir iz bırakır. Albümler, kitaplar, tablolar, heykeller, filmler... Geniş kitlelere ulaşsın ya da ulaşmasın, o yapıt oradadır ve bir gün birinin karşısına çıkabilir. Belki bir arşivde, belki bir plak dükkânında, belki bir kütüphanede ya da internette... Ve o karşılaşma anı, sanatçının bıraktığı izle kurulan yeni bir bağ olabilir. Belki de mesele iz bırakmaktan çok izi kimin ve nasıl takip edeceğiyle ilgilidir. Bazen en derin etkileri en sessiz işler bırakır.
Bu yazıyı Schopenhauer’ın, “Başımıza gelen olaylara büyük anlamlar yüklememeliyiz” cümlesiyle bitirmek istiyorum. Nedim’in müziğinde de benzer bir tavır sezersiniz. O, anlam çemberine tekrar ve tekrar gireceğini bildiği hâlde bunu yapmaya devam ediyor. İçine Kapanık, bireysel ve bütünsel bir deneyim sunarken, Nedim’in müziğinde keşfetmeye devam edeceği yeni yolların habercisi gibi duruyor.