Sakin Seslerin Güçlü Yankısı: Özge Ertal

Günümüzün bilgi ve görüntü bombardımanı altında, sosyal medya mecralarının karmaşık akışlarının içinde kaybolurken, aynı mecralarda kaybolma riski ya da hak ettiği değeri alamadan geçme ihtimaliyle yaşayan, bir kenarda “sakince” kendi müziğini yaparak var olmaya çalışan iyi müzisyenlerin varlığı ilham verici. Özge Ertal da üzerinde konuşmaya değer olan bu isimlerden birisi.

Özge’nin sesi, müziğine de sirayet eden o sakin ve içe dönük ruhunu doğrudan yansıtması için biçilmiş kaftan gibi. Sesinde uzak ama aynı zamanda çok yakın, doğrudan insana aidiyet hissi veren, kendine özgü ve özgürce ifade ettiği bir hüzün var. Şarkı sözleri ise hüzünden ibaret değil. Özge Ertal’dan bahsetmek isteme sebeplerimden birisi, sözlerini ve bestesini hatta bütün prodüksiyonunu kendisinin üstlendiği müziğindeki öznel ve minimal tınıların yanı sıra söz yazarlığı oldu. Bir hikâyeyi gün yüzüne çıkarırken, onu en derin yerinden yakaladığı, hikâye anlatma becerisini konuşturduğu şarkı sözleri Özge Ertal’dan ilerleyen zamanlarda da bahsetmeye devam edeceğimizin sinyalini veriyor bana kalırsa.

Zaman zaman karanlık ve melankolik bir tonla şekillense de müziği, bu dünyadaki umutsuzluğu vurgulamak yerine, içinde bulunduğumuz zorluklara meydan okuyan bir direnişin ifadesi gibi görünüyor buradan bakıldığında. Kendi deyimiyle, müziğinde “eklektik” bir yaklaşım benimseyerek farklı tınıları bir araya getiriyor ve böylece dinleyiciye zengin bir deneyim sunuyor Ertal.

Şarkılarından birinde de “Çemberin dışına çıkmak bu kadar zor değil / Başkalarını boşver, kendi kalbine eğil” diyen Özge Ertal, Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezun bir tarih öğretmeni aslında. Pandemi döneminde müziğe odaklanarak üretkenliğini artıran sanatçı, bu süreçte birçok şarkı ve tekli yayınlamış ve sadece müzik üretimlerine eğilmeye karar vermiş. Şarkılarını dinlediğimde bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anlıyorum. Öğretmenlik kısmını bilmiyoruz ama Özge besbelli ki müzik yapmak için gelmiş bu “karanlık” dünyaya!

Özge’nin dünyası biraz karanlık. Kendi deyimiyle, bu dünyada umutlu olmaya pek gerek yok. Aksini düşünenlere saygı duyuyoruz elbette ama Özge’yle aynı hislerde olduğumu söylemeliyim. Mevzu yaptığı müziğe gelince, “… Daha sentez armonilere ilgi duyuyorum, Radiohead dinlerken Müzeyyen Senar’a geçiyorum. Bu da beni biraz melankolik yapıyor galiba” diyor. Kişisel olarak bu şekilde düşünen ve eyleyen tüm sanatçıların üretimlerini daha çok merak ederek beklediğimi söylemeliyim. Türlerle, kategorizasyonlarla keskin sınırlara sahip, ne yaşamlarında ne üretimlerinde geçirgen olabilecek biçimde yaşayanlarla benim bir derdim var belki de.

Şimdiye kadar, çok sevilen cover’ları dışında sözü ve bestesini üstlendiği otuza yakın şarkısı var. Bununla beraber şu ana kadar yayınlanan dört teklinin de beste ve sözü yine Özge Ertal’a ait. İlk teklisi olan Çocuk’u 9 Rota adlı dayanışma albümü için Olta’ya hediye ediyor. Burada bilmeyenler için Olta’nın dayanışma albümlerinden kısaca bahsetmek gerekir. Şimdiye kadar on dört albüm çıkaran Olta bildiğim kadarıyla Türkiye’de ikinci bir örneği olmayan dev bir müzik dayanışma ağı olmuş durumda. Kurulma sebebinin müziğin pandemi döneminde belki de en fazla etkilenen sektörlerden biri hâline gelmesi olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde. O sırada ciddi boyutta maddi sıkıntı yaşayan müzisyenlere bir gelir kaynağı oluşturmak için Peyk grubundan İrfan Alış’ın fikriyle ortaya atılıp şimdilerde yüzlerce müzisyen, yapımcı, besteci, çok ünlü ya da yarı ünlü herkesin, kendi müziğini yapan ve yapmaya çalışan tüm müzisyenlerin ekonomik kaygıyı kapıda bırakarak içeri girdiği ve her türlü desteği gördüğü bir oluşum hâline geldi. Dinleyici desteğinin de en az müzisyen desteği kadar önem teşkil ettiği bu albümleri Spotify’dan dinleyerek bile dayanışmanın bir parçası olabiliyoruz.

Aslında belki de Özge’yi tıpkı benim gibi Olta albümlerinden tanıyan ve tanımaya devam eden insanlar çoğunluktadır. Çocuk hem düzenlemesiyle hem sözleriyle, yeni tanımaya başladığımız Özge Ertal hakkında yoğun bir duygu bırakıyor. 

Sözler ve besteler yapan genç ve adı çok fazla duyulmamış bir şarkıcının ilk göz ağrısı olan şarkısını dayanışmaya armağan etmesi, Özge’ye biraz kulak verince müzik yapma motivasyonuyla ve karakterindeki dayanışma ruhuyla doğrudan örtüşüyor. Müziğinde dünyadan, insandan, ekonomiden, ötelenenden, yaşamsal ne kadar çok sorun varsa söz geçirme fırsatı buluyor. Yok olmaktan ve olandan söz etmeyi seviyor bana kalırsa. Ayrıca şarkı sözlerinde bir yandan sosyal, politik veya kültürel konularda düşündürücü olmak istiyor. Latte adını verdiği başka bir bestesi buna iyi örneklerden:

“Henüz kapıdayken üçüncü dünya savaşı
Sen hâlâ aşk diyorsun bana biliyorum aşk istiyorsun, her insan gibi
Neymiş inci doluymuş midyenin içi
Ortadoğu dolmuşken Amerika’nın piçi
Hangi aşktan bahsediyorsun dalgalı saçlım”

“Karanlık dünyanın yakıtı bu bin dert ve ayak izi”

Geçtiğimiz ay Özge’nin bir teklisi daha yayınlandı. Ondan ve şarkılarından benim gibi haberdar olan insanların beklentisini tamamıyla karşılayan Bin Dert ve Ayak İzi isimli tekli ayrıca haziran ayında çıkacak olan dört şarkılık bir EP’nin ilki.

Özge hayatın içinden ama çetrefil konuları ve duyguları tıpkı bu son teklisinde hissettirdiği gibi bazen tek bir cümleyle ama basite indirgemeden anlatma becerisi gösteriyor. Onun şarkılarındaki derinlik ve içtenlik, dinleyiciyi bir yolculuğa çıkarıyor ve günümüzün karmaşık dünyasında bile umudu, direnişi ve insanlığı hatırlatıyor. Sesindeki naifliğe karşın sözlerinde yer yer protest ifadelere yer veriyor örneğin. Bunu yaparken, yukarıda söylediğim gibi belki sesindeki, belki de sesi gibi ruhundaki melankoliyi müziğine bir şekilde sızdırmaktan geri durmuyor. Müziği ise sesi gibi tıpkı, şarkı sözlerine karşılık gelmek istercesine minimal ve duygu dolu. Özge Ertal’ın müziğindeki sevdiğim, sevmekten de öteye giderek başkasıyla paylaşmak istediğim şeyin birden fazla duyguyu ve düşünceyi yakalamak olduğunu anlıyorum.

Haziran sonunda çıkacak mini albümün diğer şarkıları: Kendi Evinmiş Gibi, Uyan ve Düzensiz Koşular. Tahmin ettiğim gibi hepsinin kendine ait ve hayatın içinden hikâyeleri var.

Yaşadığımız çağın karmaşık üretim mekanizmaları, daha spesifik olarak ise müzik dünyasının birbiriyle aynı, anlam açısından kaygısız, bir derdi olmayan üretimleri adeta ışık hızıyla önümüzden geçip gidiyorken, müzik dinleme edimini sıkı sıkıya tutmanın, insanı bu alanda anlamlı keşiflerden mahrum etmeyeceği düşüncesindeyim. Sanatçının dışavurumunun düşünmeye değer olduğu zamanları geride bıraktığımız yanılgısının oluştuğu bir dünyanın inşa edildiğinin farkında olarak bazı şarkıları dinlediğimiz zaman anlıyoruz bu dışavurumun hem iç dünyamızda hem hızına yetişemediğimiz dış dünyamızda yaşamımıza kattığı anlamı. Üzerine konuşarak bitiremeyeceğimiz anlam meselesi burada da sanatın birçok kesitinde olduğu gibi Kendi Evinmiş Gibi bir hisse tekabül ediyor.

Bu anlamı yaratma cesareti gösterip şarkılarıyla var olmayı seçen Özge Ertal’ın yapacağı diğer şarkılar hakkında beklenti oluşturduğunu söylemek mümkün. Müziğin ve sesin daim olsun Özge.

albüm, Hatimet H. Miral, müzik, müzik eleştirisi, Olta, Özge Ertal