Bu metin, Kasa Galeri’de 8 Kasım 2022’de açılan Gizil Bir Empati sergisi vesilesiyle, hayvanlarla karşılaşmalarımızı insan merkezliliğin yaygın ancak dar parantezinin dışında tahayyül etme çabasına katkıda bulunma arzusuyla yazılmıştır.
Heterojen bir yaşam gerçekliği içinde tüm türlerin birbiriyle önemli ve düzenli biçimde frekanslar aracılığıyla geliştirdiği duyu iletimi iletişim olarak karşımıza çıkar.
İletişim canlının doğduğu an itibariyle en temelde düzenli biçimde geliştirdiği diyaloglar silsilesidir. Doğumundan ölümüne değin tüm canlılar organik ve inorganik biçimde toplumla, doğayla ve hayvanlarla belirli bir iletişimi sürdürür. Farklı ortamlar ve değişken algılarla geliştirilen iletişim çoğunlukla karşılıklı bir akışla kurgulanır. Bugün ise insan, doğa, hayvan, nesne gibi türdeşlikler arasında direkt ve dolaylı şekillerde görünen gizemli bir diyalog süreci öne çıkar.
Kasa Galeri’de açılan Gizil Bir Empati sergisi yukarıda sözü edilen türdeşlikler arasındaki bu iletişimlerin olağanlaşmış yönleri yanında görünmeyen, örtük kalan taraflarının altını çizer. İnsanın toplumun çeşitli kesimleriyle kurduğu diyaloglar eşliğinde bu serginin altını çizdiği konu, hayvanlarla kurulan iletişim, karşılıklı geliştirilen empati kavramı. Evcil ya da yabani hayvanlar olarak ayrılmadan, insanlığın tüm canlılarla geliştirdiği sezgisel, duygulanım barındıran iletişim bu sergide kapsamlı biçimde ele alınır. İnsanlar ve hayvanların dünyevi biçimde kurduğu dostluk ilişkisi, kendiliğinden gelişen yoldaşlık, arkadaşlık bağları disiplinlerarası pratiklerde üreten sanatçıların eserleriyle görünür kılınır. M. Cevahir Akbaş’ın küratörlüğünü üstlendiği Gizil Bir Empati sergisinde eserleri yer alan Bekir Dindar, Edze Ali, Erdem Varol, Naile Kaş, küratör olması yanında sanatçı olarak da yer alan M. Cevahir Akbaş, No More Lies, Şifa Girinci, Özge Akdeniz, Servet Aslan, Sena Başöz, Ozan Atalan, Neval Tarım ve Doğa Ünyaylar video, fotoğraf, resim, yerleştirme, ses enstalasyonu, çizim, şablon/grafiti gibi eserleriyle hayvanlarla kurulan iletişim sürecini aleni ve etkili biçimde aktarır.
Diyalog geliştirme yanında empati kurmanın çoğunlukla insanlar arasında olduğu bildirilir, oysa sosyal yaşam içinde sadece insan dışında evcil ve vahşi hayvanlarla da görünmeyen bir empati, sezgi süreci gelişmiştir. Bugün çoğunlukla evlerde ya da çiftliklerde birlikte yaşadığımız kedi, köpek, kuş, tavuk, inek, at, eşek gibi canlıların yanında doğadaki vahşi hayvanlar veya çeşitli böcekler ise sosyal yaşamın bir parçası olarak karşımıza çıkar. Arılar olmasaydı tüm ekosistem kaç gün içinde sona ererdi? Ya da yılanlar olmasaydı ekolojik denge nasıl bir yok oluşla veya yeni ihtimallerle yüzleşirdi? Her bir canlı ırkı ekolojik bir ardışık düzenin önemli parçaları olarak çarpıcı biçimde karşımıza çıkar. Bunlarla birlikte evlerde, çiftliklerde düzenli beslenen, veteriner bakımları, aşı kontrolleri yapılan evcil canlıların yanında sokakta yaşayan vahşi olmayan hayvanlar da insanlığın empati kurarken içsel, insani duygularını, merhamet, vicdan, sevgi, nefret gibi hislerini yeniden gözden geçirmesine ön ayak olur. Evde rahat ve konforlu bakılan bir canlı ile sokakta yaşayan hayvan arasında kurulan empati bazen çok güçlü, bazen yaralayıcı ve bazen de şifalandırıcı olabilir. Kişisel yaşamımızda tüm bu canlılara karşı geliştirdiğimiz şefkat duygusu insan olmanın en temel içsel, sezgisel yönlerinden gelir. Doğada orman, dağ ve deniz gibi yerlerde yaşayan arı, ayı, tilki, yılan, örümcek, ceylan, sinek, kelebek, denizanası, balık, kartal vb. vahşi kara ve deniz hayvanları ise yine ekosistem içinde insanlık tarafından çok bilinmemekle birlikte gizil bir tabiat örüntüsünde, belirli ve sessiz organik görevleri içinde yaşamını sürdürür.
Gizil Bir Empati sergisinde yer alan sanatçılar kişisel hikâyeleri üzerinden koşulsuz bir sevgi ve empatiyle diyalog kurduğumuz canlılara ilişkin birer söylem sunar. Kentsel dönüşüm, ekolojik yıkım, merhametsizlik, ötekileştirme, kimlik, aidiyet, ölüm, yaşam, göç, varoluş, sevgi, yıkım gibi birçok duygu ve durum sergide çokboyutlu bir anlatıya, aktarıma dönüşür, yeni söylemler yaratır.
Sergi sanatçılarından Bekir Dindar’ın “Flu” adlı fotoğrafında yemyeşil bir orman önünde izlenen kızıl, kiremit renklerdeki inek imgesi kentsel dönüşümün karşıtlığıyla karşımıza çıkar; yemyeşil bir orman, ağaç seli önünde ikonik kırmızı bir heykel gibi sakin biçimde yürüyen bir inek fotoğrafı tezat bir yıkım ve inşa duygusunun da temeline odaklanır. Orman ve kent, binalar ve ağaçlar arasında hayvanların da yerini keskin biçimde sorgular.
Naile Kaş’ın yaşamı son bulmuş, iki boyutlu bir örüntüye dönüşmüş “Memento Mori” adlı yusufçuk fotoğrafı kırılmış, parçalanmış kuyruğuyla naif, geçici, dönüştürücü, fani ve ölümlü bir aldanmaya dair emareleri sunar. Ölümlü olunduğunun hatırlatıldığı bu fotoğraf ezici bir kayıtsızlığa, şiirsel bir realizme dönüşür.
Edze Ali, “Uyuyan Medusa”,
kumaşa baskı dijital fotoğraf, 2017
Edze Ali’nin “Uyuyan Medusa” adlı denizanası fotoğrafı akışkan ve duru bir deniz yaşamı içinde şeffaf bir görüntüyle sakin bir hayatın lirik akışında izlenir. Ekolojik dengede deniz kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde karşımıza çıkan denizanası, şeffaf ve geçirgen formunun yanında kirlilikle çarpık bir görüntü sunar. Çevre, deniz kirliliği ve sürdürülebilirlik, lirik bir görsel aktarım olarak karşımıza çıkar.
Erdem Varol’un “Gak”, “Sinekler” ve “Kedi Fare” adlı fotoğrafları ise tezat ama armoni dolu duyguları ön plana getirir: huzur ve karmaşa. Kuzgunun mavi keskin bakışı ve neredeyse duyulacak sesi ile kedinin kendi hâlindeki muzırlaşan oyuncu görüntüsü ve gökyüzünde izlenen, bir balans içinde uçuşan sinekler ironik bir kontrast içinde izlenir.
M. Cevahir Akbaş’ın “Hunter” serisinden yerleştirmesi ve fotoğrafları yaşamın diğer yüzünün, ölümlü olmanın, dünyadan silinmenin ve bir iz olarak geriye kalmanın bir emaresi olarak fosil gibi karşımıza çıkar. Hayata bir iz bırakmak ve kalıcılığın büyük gücü karşısında hayvanların sessiz yok oluşu bir fosil görüntüsüyle kırılır. İnsanlığın bencilliği burada hayvanların üstün gücü ve fosiller aracılığıyla tarihe geçen devamlılıklarını kayıt altına alır.
No More Lies “İtaat” ve “Fedakârlık” adlı eserlerinde ekolin boyayla ürettiği airbrush tekniğindeki yapıtlarında evcil bir kedi ve yabanıl bir tür olarak bildiğimiz arıyı bireysel bir izlekten yola çıkarak değerlendirir. Üretimlerinde sıklıkla evcil ya da vahşi hayvanlarını araştırma konusu hâline getiren sanatçı, sokak ve doğa arasındaki ardışık düzenin bir tahayyülünü ortaya koyar.
Şifa Girinci’nin “Streptopelia Decaocto Serisi”nden izlenen kumru resimleri Anadolu’dan Avrupa’ya ve hatta çoğunlukla Almanya’ya olan göç hikâyesini ele alır. Türkiye’den Almanya’ya ilk işçi göçüyle paralellik gösteren kumru göçü ve göç yolları, bugün devam eden dünyanın en büyük üçüncü göç dalgasına işaret ederek göç, insan yaşamı ve hayvanların göçü üzerinden örtük ve çarpıcı biçimde sunulur. Resimlerde izlenen kumrunun bu coğrafyaya ait bir kumru türü olmasıyla da aidiyetsiz, yersizyurtsuz ve kimliksiz kalabilmenin sert gerçekliği uçucu bir anlatıyla sağlanır.
Özge Akdeniz’in “Wings Depressed” adlı eserinde tuval üzerine kuruboyayla resmettiği kelebekler yoğun bir karanlıktan, karanlığın aydınlanacağı şafak ışığına doğru bir uçuş izi gibi güvelerin bir göçü olarak izlenir. Belki bir gün yaşadığı söylenen kelebeklerin estetik ve görkemli göçü, ertesi günün olmadığı geçici bir yaşamın çizgilerini aktarır.
Servet Aslan “Gübre Böceği” adını verdiği serisindeki mürekkepli kalem işlerinde politik bir yıkımın, toplumsal bir felaketin izlerini görünür kılar. Yıkıcı bir gerçeklik bok böceğiyle itici, iğrenilen ve insanlığın sorgulandığı realiteleri görünür kılar. Ast üst ilişkileri, hiyerarşiler, ideolojik köşe kapmacalar burada tartışmaya açılır.
duralit üzerine mürekkepli kalem, 2018
Sena Başöz’ün “Türkiye'nin Vahşi Memelileri” adlı videosu çeşitli insan isimleriyle ilişkilendirilmiş vahşi hayvanların izlendiği bir görüntü olarak karşımıza çıkar. Yapıtın ismindeki hicivli anlam yükü katmanlı, heterojen insanlık söylemlerini irdeler.
Ozan Atalan’ın “Derin Sohbet” adlı multimedya yerleştirmesi örümceğin stratejik bir mimari deha gibi çizdiği ağ görüntüsünden esinlenerek oluşturduğu bir haritaya dönüşür. Neval Tarım’ın “Habitat” adlı Kasa Galeri’nin merdivenlerindeki ses yerleştirmesi insanlar ve hayvanların sözsüz diyaloglarından, kendi içindeki olağan hareketlerinden edinilen seslerle kurgulanarak tesadüfi bir hareket izlencesine, duyuma referans verir. Doğa Ünyaylar’ın “Havadan, Sudan, Yerden” adlı ses yerleştirmesi dünyanın üç farklı katmanında yaşayan hayvanların seslerinin bir araya getirilmesiyle çokkatmanlı bir sessellik olarak duyulmaya başlar.
Nihayetinde Gizil Bir Empati insanların hayvanlarla kurduğu duygudaşlığı ön plana alarak ilişkilerin iç içeliğine dem vurur. İnsanlar ve hayvanlar arasında kurulan iletişimin parçalı ve heterojen yapısı örtük bir duygu birliğiyle disiplinlerarası eserler aracılığıyla görünür kılınır. Kasa Galeri’nin özel mimari dokusu içine yerleştirilmiş eserlerden oluşan bu sergi insanlar ve hayvanlar arasındaki katışıksız ilişkinin sarsılmaz ve görünmez, sezgisel dünyasına şiirsel, içten ve düalite içinde bir perspektifle odaklanıyor.*
* Güncelleme (12.12.2022): Bu metin, Argonotlar’ın Kütüphane’sine dahil edildi.
