Bu bir seyahat arşivinin ilk yazısı. Özbekistan’da kamusal bir projenin tasarım ve içerik çalıştayına katıldım. Çalıştayda dikkatimi çeken bir konu var, esprisini henüz sadece kendime yaptığım bir gözlem diyelim. Metni görsellerle desteklemek belki okur için daha davetkâr olacak. Eminim ki rast gelince hak verenlerin belleklerinde yer bulacaktır.
Görsellerde de görülecek durum şöyle: Ülke genelinde bazı yalnız nesneler insanları bekliyor. Bulunduğum çalışma alanları insanların sözlü anlaşmalarıyla dolu. Burada iki dilin önemi büyük ve ikisi de yoksa o esnada başka iletişim yolları peşinde koşmak olanaksız. Dolayısıyla mühim olanın beklemek olduğu öğreniliyor. Beklerken görünen sahne, maddenin daima eylem beklediği yönünde. Rusça ve Özbekçe bilsem belki kendilerine de sorabilirdim sorumu, çünkü çok merak ediyordum.
Keşif alanlarım Semerkant, Buhara, Tirmiz gibi çeşitliydi. Yaptığımın bir aktarım meselesi ve haritalama da olduğunu düşünürsek detaylandırmak istedim. “İnsansız oturma birimi” için haritalama yapabilecek denli çok oturdum. Bunun yeterince işime yarayacağını düşündüm. Sonra aklıma geldi ki bilgi aktarımı ya az ya da yanlış, bu kesin. İnsana dair varlık belirtisi göremiyordum; buralarda olduğum sürece de gözlemlerim bunu haklı çıkardı, çünkü oturma eylemi güçlü addedilmiyordu. Oysa ailede veya okulda aldığımız eğitimde ilk başlarda, oturmanın bazen çok heybetli ve ifadesinin de güçlü olduğunu öğreniriz. Yahut arşivlerde, yönetici kadrolarda bulunmuş tarihi karakterlerin portrelerine rastladığımızda görürüz bunu. Malzemeler makama göre şekillenir. Diğer karakterlerin “o” sandalyeye paha biçilemezmiş gibi bakması da var. E bu durum, eylemi gerçekleştiren kişiyle de ilgilidir. Bu atlanmamalı, doğru. Madde maddedir ve ona dahil olanla birlikte karakter kazanır.
Buraya gelmeden önce aklıma geldi. Kırmızı sandalyemde kitaplarım duruyordu. Sandalyenin bu şekilde konumlandırılmasının sebebi, karaktersiz bir nesne olmamasıydı. Kitapların onun üzerinden bir yığın olarak bana bakması ve o yığının sandalyeye benim yerime oturuyor oluşu, eylemi adeta tavrı olan bir madde eylemi hâline getirmişti. Onu özlüyordum. Kırmızı demir profilden iskeletini yapmış, üzerini spanzet şeridiyle kaplamıştım. Üniversitedeki bitirme projelerimden biriydi. Bilirsiniz, o proje evinizin odasında arşivlenir.
Şimdi burada nice sandalyeler görüyorum. İnsansız. Yalnız ve karakteri olmayan. Burada etkileşim bağlamında ilk öğrendiğimiz “karşılıklı oturma” bile zor. Bu oturma birimleri eğer insansız olmaya devam edecekse, sonunda delice bir tüketime yola açmalarından korkuyorum.
Artık tasarlanan birimlerin karakterlerine özgü hâlleri var. Ürün ailesi değil, bir niş olarak karşımıza çıkıyorlar. Tekil bir maddenin anlamını biz de bir dönem toplum olarak benimsemedik. Mutlaka bir ailesi olmalı diye çoğalttık veya tükettik. Ama tasarımcılar tarafından nice adımlar atıldı. Dilerim bu yaklaşım buraya kadar gelir. Bu yalnız sandalyeler toplumsal araştırmaları destekleyecek vaziyette. Mesela buraya gelirseniz göreceksiniz ki tüm sandalyeler isimsiz, yalnız ve cılız.