Çizgi Romanları ve
Mizah Dergileri
Benim koleksiyonum, çizgi roman ve mizah dergileri koleksiyonu olarak adlandırılabilir. Özellikle, yoğun çizdiğim 1980, 90 ve 2000’lerin başı koleksiyonumun ağırlıklı bölümünü oluşturuyor. Mizah dergilerinden Avni, Hıbır, Dıgıl, Pişmiş Kelle birinci sayılarından itibaren ciltlenmiş şekilde kütüphanemde durur. Çizgi romanlarım da Ken Parker, Resimli Roman, Corto Maltese, Conan, Thor, Örümcek Adam, Fantastik Dörtlü ve Silver Surfer’ın sayılarından oluşuyor. (Son dördü, üniversite eğitimim için Eskişehir’e, Anadolu Üniversitesi Grafik Bölümü’ne gittiğimde ilkokul öğretmeni olan annem tarafından öğrencilerine verildiğinden, maalesef artık koleksiyonumda değil. Sadece Eskişehir’e götürebildiklerimi kurtarabildim. Bu fırtınada Altın Çocuk Yayınları’ndan sert kapaklı, iplik dikişli otuzu aşkın çocuk klasiği romanımı da kaybettim.)
Çocukluğumdan beri bir şeyleri biriktirdim ve arşivledim. Açıkçası bu huyumun nereden geldiğini pek de bilmem. Henüz okuma yazma bilmediğim yaşlarımda babama, sırf kapağını beğendiğim için aldırdığım roman Kökler (o da ayrı bir koleksiyonun parçası olarak) hâlâ kütüphanemde durur. Karikatüre ve çizgi romana ilişkin hatırladığım şey ilk kez Ankara’da daha 7-8 yaşındayken okuduğum Laklak isimli mizah dergisi. Karikatürlere saatlerce bakmıştım ve çok hoşuma gitmişti. “Bunu ben de yapabilir miyim?” diye düşündüğümü, sorasında bu düşüncenin tüm ortaokul ve lise hayatım boyunca devam edecek keyifli bir hobiyle hayata geçtiğini hatırlıyorum. Hobimin ileride meslek seçimimi bile etkileyeceğinden habersizdim. O dönemde Gırgır kapanıp yerine çıkan Avni dergisine her hafta çizimlerimi götürürken hissettiğim heyecan hâlâ aklımda. Orada Galip Tekin ve Serhat Gürpınar’ın, daha sonraları Hıbır’da Ergun Gündüz ve Hasan Kaçan’ın benim gibi genç çizerlerle toplanıp, karikatür ve desenlerimize bakmaları ve çizimlerimizi eleştirmeleri çok önemliydi benim için. Pişmiş Kelle’den Engin Ergönültaş’ı unutmamam lazım. (Birkaç sene önce Minare Gölgesi adında müthiş bir roman yazdı. Bir çizgi romancının roman yazması nadirdir, okumanızı şiddetle tavsiye ederim!) Tabii teknik bilgim sınırlı, tüm karikatürlerimi kurşunkalemle çiziyorum, tarama ucunun verdiği ince ve kalın çizgileri kurşun kalemle taklit ediyorum. Galip Tekin bunlara bakıp, neden tarama ucu ve çini mürekkebiyle çizmediğimi sorduğunda, “Onlar nedir?” diye cevapladığımda oluşan kısa bir sessizlikten sonra içeriden çini mürekkebi, tarama uçları ve Bristol karton getirtip bana vermişti. Daha da güzeli, karikatürden kazandığım ilk para olan 5.000 TL’lik bir banknot vermiş, “Çizmeye mutlaka devam et” demişti. Mutluluktan eve nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Yıllar sonra üniversitede arkadaşlarla toplanıp çıkardığımız Gına isimli mizah dergisinde köşem olunca, ustalarımdan dinlediğim tavsiyeler epey işime yaramıştı.
9-10 yaşlarındayken ansiklopedi koleksiyonu yapardım, hâlâ kütüphanemde dururlar. Ansiklopedilerin her hafta bir fasikülü satılırdı, onları alır, biriktirir ve kapağıyla beraber ciltçiye götürürdüm. Ayrıca 7-8 yaşlarındayken pul koleksiyonum vardı. Kırtasiyeleri dolaşır, beğendiğim pul serilerini alırdım. Onlar da hâlâ benimle.
Lise yıllarımda artık yüzlerce çizgi roman ve mizah dergisi odamı kaplayınca ve annemden gelen şikâyetler artınca, bunları ciltletmem ve sistemli bir şekilde kütüphaneme yerleştirmem gerektiğini, dolayısıyla artık bir koleksiyon sahibi olduğumu anladım.
Benim için çok önemli olan ve mutsuzluk anlarımda dönüp tekrar okuduğum çizgi romanlarımı gittiğim her yere taşıdım. Önce grafik eğitimim için gittiğim Eskişehir’de, sonrasında İsviçre’deki Art Center’da bu ciltleri yanımdan ayırmadım. Bu sayede hâlâ benimle birlikteler. Koleksiyonum, ben yaşadıkça devam edecek gibi görünüyor. Artık eski hızını yitirse de şimdi daha nitelikli ve seçmece parçalarla devam ediyor.
Koleksiyonumdaki tüm parçaları kendim alıyorum. Zaten belirli bir süre sonra okuduğunuz ve biriktirdiğiniz parçalar daha rafine bir seçimin ürünleri oluyor; yani artık seçerek almaya başlıyorsunuz. Philippe Druillet, Moebius, Alfredo Alcala, Enki Bilal, Tony Dezuniga, Alfredo Alcala gibi isimlere ağırlık veriyorsunuz. Açıkçası bunları kimse kimseye pek hediye etmez.
Büyük bir Moebius hayranıyım. İtalya’daki yüksek lisansım esnasında sınıf arkadaşlarımdan birisi onun Venedik’ten öğrencisiydi. Moebius’un en önemli ve artık pek bulunamayan Arzach’ını onun sayesinde edinebilmiştim. Onu, hayranı olduğum ve çizgisini taklit ettiğim Galip Tekin’in öncülü olarak görürüm.
Koleksiyonum, evimde bulunan iki ayrı kitaplığın fiction bölümünde, roman, hikâye, şiir kitaplarımla birlikte duruyor. Onlar için kütüphanemde iki ayrı bölümüm var. Tüm kitapseverlerin yaşadığı toz sorunundan ben de mustaribim. Sırf bu yüzden, diğer kitaplığımı cam kapaklı yaptırdım. Dolayısıyla non-fiction kitaplarım koruma altında. Ama kapaksız olanda kitaplarımı ara sıra temizleyip, hava almalarını sağlamam gerekiyor. Evden uzakta bir yerlere gittiğimde, eğer uzun süreli kalacaksam, bazı koleksiyon parçalarını yanımda götürürüm.
Herhangi bir koleksiyon, galiba koleksiyon sahibine bir merkez hissi yaratıyor. Hayatımızın devamlı değişen ve dönüşen akışına karşı, hep aynı kalan bir şeylerin varlığını sezdiriyor. İnsanın 11 yaşında okuduğu ve güldüğü bir şeyi 51 yaşında da okuması en azından suni bir devamlılık ve bütünlük hissi veriyor. Tüm koleksiyonunuz eksiksiz bir şekilde elinizin altındaysa, üzerinde durabileceğiniz bir kayaya sahip olduğunuza inanabiliyorsunuz. Bugün saçım sakalım beyazlamış olsa bile, küçük bir çocukken okuduğumda hissettiklerimi hatırlayabiliyorum. Bu, sadece koleksiyonunu yaptığınız malzeme hakkında değil, sizin kişisel tarihinizi anlamanız ve kendinizi tanımanız için de önemli veriler sağlıyor.
Koleksiyonumun maddi değerinin hiçbir önemi yok. Benim için önemli olan, kişisel tarihimde sahip olduğu rol. Aslında benim için bu koleksiyon, bir hatırlama biçimi olabilir. Hikâyelerin onları ilk okuduğumda bana hissettirdikleri kadar, okuma eylemimin çevresinde olan şeyleri de hatırlarım.
En pahalı koleksiyon parçalarım Moebius’un Arzach’ı ve Amerika’dayken satın aldığım Örümcek Adam ciltleri olabilir. Bunlarla beraber Avni, Dıgıl, Hıbır ve Pişmiş Kelle dergilerinin eksiksiz koleksiyonları da herhalde bir tek bende vardır, yani bunlar da epey pahalıdır. Zaten biz koleksiyoncular için gerçek değer koleksiyondakilerin içerdiği anlamla belirlendiği için bunun pek de önemi yok. En ucuz parçalar ise yakın zamanda yayımlanan Ken Parker ciltleri olabilir.
Koleksiyonumu kimseye hediye olarak vermeyi düşünmüyorum. Tek istisna büyük kızım Defne. O da benim gibi sıkı bir kitapsever. Şimdiden kendi manga koleksiyonunu oluşturdu. Belki ileride koleksiyonumu ona devredebilirim.
Aynı koleksiyonu yapan başka koleksiyoncuları tanımak şüphesiz ilgimi çeker. Benzer ilgi alanlarının farklı insanlar üzerindeki etkisini görmek ilginç olabilir. Ama kendimden de biliyorum, kitap insanları koleksiyonları hakkında biraz içe kapanık ve kıskanç olabiliyor. Dolayısıyla iyi sohbet ancak tanıdığınız bir koleksiyoncuyla mümkün oluyor. Her koleksiyon, kişiye özel bir delilik şekli olduğu için, herkesle konuşulmuyor. Ancak bu işlere meraklı insanlarla bir araya gelince keyifle konuşabiliyoruz.
Koleksiyonum ile mesleğimin arasında bir ilişki olduğuna inanmanın ötesinde, bunun varlığını biliyorum. Ben karikatür ve çizgi roman çizdiğim için bu koleksiyona başladım. Lise yıllarımda meslek seçimi zamanı, çizim yaptığımı (mea culpa, derslerde devamlı çizerdim) bilen bir arkadaşımın “Madem çiziyorsun, neden Güzel Sanatlar’a gitmiyorsun?” sorusu üzerine bugün icra ettiğim meslek olan grafik tasarımı seçtim. Çoğu arkadaşım gibi grafik tasarımın çizim yapmakla ilgili olmadığını ise sonradan öğrendim.
Yüksek lisans derecelerimden birisi tarih bölümünden olunca ve bunu bir grafik tasarımcı olarak yapınca, doğal olarak matbuat tarihi ilgimi çekti. Özellikle Müteferrika Matbaası çalışma konum oldu. 2010 yılında Grafik Tasarım dergisinin 37. ve 38. sayılarında Müteferrika Matbaası üzerine detaylı bir yazım yayımlanmıştı. O zamandan başlayarak Müteferrika baskılarının eksiksiz PDF dosyalarını (orijinal baskılara param yetmediği için) toplamaya çalışıyorum. Şimdilik on yedi kitabın on beşi koleksiyonumda yer alıyor.
Resim koleksiyonu yapmayı da çok isterdim. Özellikle Mahir Güven, Neşet Günal gibi sevdiğim ressamların resimlerinin duvarlarımda asılı olmasını isterdim. Ayrıca takip ettiğim illüstratörlerin imzalı desenlerini ya da çizgi roman sayfalarını da biriktirmek iyi olurdu.
