Ülkü Çağlayan, Peki Ya Zamana Teslim Olursam, Performistanbul, 15.10.2024–19.10.2024, performans videosundan kesit, sanatçının izniyle
Gri Mağaranın İçinde

Bu metin, Ülkü Çağlayan’ın 15–19 Ekim 2024 tarihlerinde Performistanbul’da gerçekleştirdiği Peki Ya Zamana Teslim Olursam adlı performansından ilhamla, o esnada yazılmıştır. Kendisine ve tüm teslimiyetlere sonsuz teşekkür…*

Bir yeraltı mağarasındayım. Burada her şey titrek bir griliğe boyalı. Bütünü bütününe ele geçiriyor grilik beni. Üstümden akıyor, sızıyor tüm hücrelerime. Uykudan azade bir rüyanın içinde –hep göründüğü şekliyle– bütün gölgeler, gölgelerimiz, bizden ayrı duran çaresizliğimiz. Sancımız, bedenlerimiz, nefeslerimiz bile gri. Ortasındayız boşluklar çağının, o ki gölgelerin duvardaki zorunluluğu gibi yapışık tenimize.

Zaman, bütün gölgelerin yüzü, hesabı ve netliği.

İşte buradasın, gri inlerimize saplanmış ayrılık, tahammül edilemez döngüye isyan gibi doğuyorsun içimize.

Böylesin: Keskin, alacaklı, yalayıp geçiyorsun hayatı.

Biz de böyleyiz: Belirsizlik ipliğiyle dikili, hiçbir gerçeği örtemeyen giyinikler, inançlı.

Aynı anın içinde doğmak ve ölmek. Aynı anın içinde kavramak seni…

Bu katı düz duvarlar arasında bir an her zamankinden daha farklı dururken aşk ve güneş geldi aklıma. Durmak fiili için fazla heyecanlıydılar, gölgeleri kaldı onların da.

Mağara, bu mağara bana yokluğumu hatırlatıyor. Ve ona karşı donukluğumu.

Dinmeyen bir eşikte, çatışıyor salınan hareket ve gömülü durağanlık. Bu âlem sancısı, çan yankısı, ölümlü duygular ve ebedi ölüm arasındaki yer kapmacası.

Telaşsızım, tüm bunlara alışkın.

Mağarada, bu gölgeler dünyasında, soğurulmamış tek bir an bile yok, yüzeye çekiliyor tüm oluşlarım. Yansımak için, yansımaya hevesli, yansımasını izleyen hayal kırıklığı.

Hepsi zamanın işi.

Teslim oluyorum istemsizce, artık bunun adı teslimiyet bile değil. Burada herhangi bir şeyin adının olduğundan bile emin değilim. Burası süresiz gerçek. Burası neresi?

Yokluğun ütopyası. Gecenin ışığı. Rüya evinin bodrum katı.

Akıp gideni, başlangıcı ve sonu, havada süzülerek anı delip geçeni sezdiren kişi, mağaranın, bizim tarihsel yalnızlığımızın tam ortasındaki. Şimdi o olmak isteyen kişi, kararlısın, mabet içinde mabette, geçirgen bir beşikte. “Buradan nereye?” diye de soracak mısın?

Orada olmak ve burada olmak, sezdiren olmak ve sezen olmak, hiçbir önemi yok. Hepimiz bu gri mağaranın içindeyiz. Serbest salınım, öngörülemez hareket, zihne bu olanca tanıdıklık hemen alıyor içine. Artık kim sallanıyor, yumuşak herhangi bir şey var mı, bu içinde döndüğümüz de dünya mı… Bunlar anlamsız. İçeride olmanın bile bir anlamı kalmıyor. Sadece olmanın, olmanın hafif iç ürperten teması.

Ve mağaranın soğuk duvarları arasında gri birbaşınalığın.

Buradayız, heyhat, acaba gölgelerin konuştuğunu da bir gün duyacak mıyız?

* Performans esnasına gitmek ve ses yerleştirmesiyle yazıyı okumak için şuraya tıklayınız.

çağdaş sanat, İzel Karaca, Peki Ya Zamana Teslim Olursam, performans, performans sanatı, Performistanbul, sanat, Ülkü Çağlayan