Kopacak
Fon siyah, yazı beyaz. Yazı biçimlendirmesi: Font Avenir, book, 12 punto.
Yazıya böyle başladım. Çok zaman geçti, her şey birbirine giriyor ve tekrar tekrar tekrar ediyor.
Acılar.
Önceki yazılarda bir umuttan, kızılımsı bir umuttan söz ediyordum. Bu yazıda siyahın içinden hangi renkler çıkabilir diye araştırıyorum. Yine de belirtmem gerekiyor ki, bir haftadan uzun bir süredir yaşadıklarımız, durumu verip rengi okurun hayal gücüne bırakmamı zorunlu kıldı.
Bu yazının şu anda ne zaman yayımlanacağından emin değilim. Yayımlanmaya uygun olup olmayacağı konusunda da şüphelerim var.
Türkiye ekonomisini “don lastiği”ne benzetenler vardı. Ben de ülkeye dair, devlet ve vatandaş ilişkisi ekseninde ülkenin artık kapkara hâldeki kara kutusundan bakarak bir şeyler söylemek istiyorum.
***
Bir sonraki durakta inmek üzere ayağa kalkmış yolcular… Biri de sizsiniz. Yani, olur ya hani, bir sonraki durakta ineceksinizdir ve ayağa kalkarsınız. Belki otobüstesinizdir, balık istifi…
Bir yol bulup otobüsten inebilmekten başka bir şey düşünmezsiniz o sırada. Nefes alamadığınız olur, boğulursunuz. İçiniz daralır. Ama hemen sonraki durakta ineceksinizdir, mesafeyi saniyelerle ölçebilmek içinize bir damla umut, bir ferahlık verir.
Evet ama bir şey olur ve otobüs durağı es geçer. Durmaz. Hemen telaşlanırsınız, şoföre bağırırsınız. Diğerleri de bağırır, ama duymaz şoför. Yola devam edersiniz. Belki bir sonraki durakta inerek birazcık yürüsem de olur diye düşünecek olursunuz, beklersiniz. Ama otobüs bir daha hiç durmaz, asla duraksamadan son durağa kadar gider.
O bir sonraki durakta inmek umuduyla ayakta itiş kakış bekleşen yolculardan hiçbiri ineceği yerde inemez. Son durağa yaklaşmaktasınızdır. Eh, artık nihayet diye düşünürsünüz, bu saate kadar bu şoföre ulaşılamadı, ama illa duracak şimdi, istese de istemese de…
O da ne… Otobüs son durağa yaklaşırken bir manevra yapar ve gerisingeri aynı rotayı izleyerek kalkış yaptığı durağa kadar gider.
Herkes çok öfkelidir. Ama ulaşamazsınız şoföre. Bazıları şoförün kapısını yumruklar, bazıları sayar söver…
Biri kapıyı kırar ve bir de bakarsınız ki şoför yoktur.
***
İşte, şoförün olmadığından emin olduğumuz bir zaman, tam da şu an.
Şoförün olmadığından artık eminiz, bize hizmet eden bir şoför olmadığı gibi, aracı her ne kontrol ediyorsa o şey de bize hizmet etmeye son vermiştir. Bu fikri bir kenarda tutmak lazım.
İnsanları itiş kakış, didiş didiş orta kapıda, arka kapıda bekleşirlerken geçişe engel olan, kolu dirseği sağa sola çarpan, rahatsız edici bir kalabalık olarak düşünmek her zaman daha kolay. Doğrusu, başka bir düşünce geliştirmek çok zordur o çılgınlıkta.
Özellikle felaket zamanlarında, insanlar birbirini de ezer kendi canını kurtarmak için, bırakın yanlışlıkla elinin kolunun size çarpmasını.
Şimdi işte, bir sistem yok, bir kontrol yok. Bu otobüste birlikteyiz.
***
Uyanılan her sabah artık bir garip, buruk ve puslu. Kafandaki sis etrafına yayılmış. Ne işitsen boş, duyduğun ama hep feryat.
Hep feryat.
Kutusu kara bu otobüsün. Acı siren-insan iniltisi-siren-insan iniltisi-siren.
Kutusu kara, istifi balık, çıkacak buradan da
bu insanlar, acı, yüksek bir iniltiyle, uzun uzun gerinecekler sonra,
dışarıya çıktıklarında birbirlerine bakacaklar
ve sarılacaklar.
İnilti… Acı kanıksandığı yerden kopacak. Kollar artık serbest, tutunmaya ne gerek.
Hatırlanacak bu acı, bu öfke
adım adım onaracaklar bu ülkeyi.
Onaracaklar.
{fold içindeki imge: Ali Kanal & Didem Erbaş, Uzak Bahçe (detay), Hikâyeler Yürür, Kasa Galeri, 2022, fotoğraf: Merve Seçkin}