Berrin’e, Temmuz’a
Aşağıda okuyacağınız şeyleri, bir kedi bana mektupla gönderdi. Yaptığım tek şey bu kedi mektuplarını kendi sesimden yazıya dökmek oldu.
Kedilerin hep bir işi vardır. Uyudukları ya da evrenin enerjisine neşeyle karınlarını açtıkları anlar hariç, hep bir iş üzerinde gibidirler. Gündüzleri dinlenme vaktidir. Ama geceleyin eve dönerseniz, kedi âlemindeki faaliyete şahit olmamanız mümkün değildir. Bak işte şu sarman adeta bir toplantıya yetişmeye çalışıyor, şu kapuçino ise biraz önce konuştukları bir meseleyi kafasında karara bağlamaya çalışır gibi dalgın dalgın yürümüyor mu? Onlarınki asla amaçsız, avare bir devinim değildir. Tüm eylemlerinde bize asla malum olamayacak bir gündemin belirleyiciliği kendini hissettirir. Kedilerin faaliyeti, karıncaların o şaşmaz, açıkça organize yiyecek taşıma faaliyeti gibi değildir. Biz insanların dünyeviliği su götürmez koşuşturması gibi de değildir. Gözle görünür bir düzenden ve insan aklının alabileceği bir ereksellikten azade, ama asla keyfi de olmayan bir devinimdir bu. Bizim aklımızın ermeyeceği bir diplomasiyi yürütüp, neticeleri bambaşka sıfatlarla tezahür edecek kararları almakta ve gece boyu bunları yürürlüğe sokmak için düşünceli düşünceli oradan oraya gitmektedirler. Dünya öküzün boynuzlarından kurtulalı beri, kediler tarafından sevk ve idare edilmektedir gizliden gizliye. Biz insanlar bu gizli diplomasiye asla doğrudan tanık olmayız. Çünkü kedi, siz onu görmeden önce sizi görebilen bir canlı türüdür. Sabah kalktığımızda bizi bekleyen dünya, her gece yok olup kediler tarafından tekrar kurulan ve bize sunulan dünyadır.
Kedilerin en küçük boşlukları bile tespit edip içlerine yerleşme konusunda ne kadar mahir olduğu herkesin malumudur. Sosyal medya küçücük deliklere, farkında bile olmadığımız boşluklara giriveren, bilumum eşyayla kendini paketleyen kedi videolarıyla dolup taşmaktadır. Barthes’ın Japon kültürünü tahlil ettiği kitabı Göstergeler İmparatorluğu’nun bazı meşhur sayfaları Japon milletinin şeyleri paketleme konusunda ne kadar hünerli ve hassas olduğunu anlatan gözlemlere ayrılmıştır. Japon coğrafyasıyla kökensel bağları henüz ispatlanmamış da olsa, kediler de bu meşgalenin üstatları sayılır. Onlar mekânın en usta kullanıcılarıdır, zira üç boyutlu çevremizi oluşturan boşluk ve dolulukları bir sarraf hassasiyetiyle tartar ve kendilerine girecek, saklanacak, kaçacak veya yerleşecek yerler bulurlar. Bak işte, parktaki şu tekir sahipleriyle gezintiye çıkmış, bütün gün evde adrenaline aç kalmış şu köpeklerden nasıl da kaçıverdi… Nasıl da ezberlemiş o örgü çitler arasındaki ancak bir kedi geçebilecek boşluğu… Tasarımcıların, mimarların zanaatı sayılan boşluk doluluk ilişkisi esasen kedilerin ihtisas alanıdır. Bakışlarıyla mekânı sakince tararlar ve o küçük zihinlerinde tüm boşlukların haritasını çıkarıverirler… Onlar evreni oluşturan boşluk ve doluluk arasındaki liminal bölgenin sakinleridir. Bu hususta öyle ileri gitmişlerdir ki, salt maddi dünyamızı var eden boşlukları değil, mana âlemindeki boşlukları da görebilirler. Bir kedi uzun uzun gözlerini dikip bana baktığında ürperirim. Bana öyle gelir ki içimdeki boşluğa bakmaktadır o.
Bu, arkadaşımız Yama. Kedibilim araştırmalarının en yeni bulgularından birini örnekliyor. Bunu şu şekilde izah edebiliriz. İnsan için, umut ve olasılıklar evreni hep “dışarısı” olagelmiştir. Mahpus olduğumuz dünyanın dışına, göğe bakmak mesela. Pencereyi açıp gözümüzü ufka dikmek, zindan demirlerinin arasından dışarıya, açıklığa, genişliğe, adeta boşluğa dalıp gitmek ve özgürlüğü düşlemek... Bunun aksine kedi toplumunun gündüz düşleri hep içerilere yönelir. Bir içe kaçış sunan her tür bakış noktası, kedi bireyi için umuda ve olasılıklar dünyasına açılan bir kapıdır, penceredir. Kediler dışarı bakmaz; bilakis içeri bakarlar, zira halihazırda yer kapladıkları, edip eyledikleri boşluğun imkânlarına pek aldırış etmezler. Onlar daha ziyade, içerlerde bir yerlere doğru daralan o kapalı ve loş dünyanın sunacağı monadolojik imkânın peşindeki bilgelerdir. İçine baktıkları o küçük, karanlık delik, tüm evrendeki her şeyi, aynı anda ve her açıdan gösteren Borges’in alefi değilse başka nedir? Diyebiliriz ki barok ruhunu bugün de yaşatan canlılar kedilerdir.
İnsanlar arasında yaygın olan standartlara uymasa da kedilerin kendilerine has, katı sayılabilecek düzeyde adab-ı muaşeret kuralları bulunduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Yalnız, insanlar için etiket diğer insanlarla olan ilişkilere mahsusken, kedilerin kibarlığı ne diğer kedilere ne de biz insanlara yöneliktir. Onların görgü kuralları kendi istek ve arzularını dışavurma biçimlerini belirler. Yanlış anlaşılmasın, bir kedi için istek ve arzular kutsaldır ve asla gemlenemez. Kedi cogito’su “İstiyorum öyleyse varım” aksiyomu üzerine kuruludur. Bununla birlikte, istek ve arzular asla şeffaf bir şekilde dışa vurulmamalı, arzulanan şey kesin biçimde belirli olsa da hedef şaşırtılmalı, arzu ile nesnesi, istek ile hedefi arasına dolambaçlı yollar serpiştirilmelidir. Nitekim May Sarton’un Kürklü Kişi’sinin sadakatle bağlı olduğu beşinci emir şöyle der: “Bir hedefe doğru giderken asla acele etme, aklında sadece tek bir şey varmış gibi asla görünme; bu kibarlığa sığmaz.” Bu sebepledir ki Temmuz kapıyı çılgınlar gibi çaldıktan sonra kapı açıldığında, hemen içeri girmekten imtina eder; kapı tesadüfen açılmış, o da içeri girip girmemek konusunda henüz karar vermemiş gibi davranarak oyalanır.
Bana öyle geliyor ki ister bilimsel ister gündelik anlamda olsun, nedensellik ilkesi dünyayı insanlar için varlık bulmuş bir yer gibi göstermeye yarar. Olaylara belirli sebepler atfederiz. Doğanın o mekanik, Newtoncu düzeni de bizi haklı çıkarır gibidir. İlahi kelamın vahyettikleri bile, aklımız almasa da inanç yoluyla kabul ettiğimiz nedenleri içerir. Nedenler ve sonuçlar üzerine kurulu dünyamızda arzu ettiğimiz sonuçları alabilmek için nedenler üzerine kafa yorarız ve herhangi bir şeyin nedenini anladığımıza kani olur olmaz, olayların gidişatını istediğimiz yöne çevirebilmek için nedenler üzerine etkide bulunmaya çalışırız. Nedensellik ilkesinden bihaber olsalar gerek, kedilerin hiçbir aksiyonu kavrayabildiğimiz nedenlere dayanmaz ve öngörebildiğimiz sonuçlara varmaz. Hayvan davranışları üzerine yapılan bilimsel incelemeler içerisinde belki de en az ilerleme göstermiş branş, kediler başlığını taşıyandır. Köpekler örneğin, canla başla biz insanların nedensellik ilkesine riayet etmeye çalışır. Kediler ise bizim havsalamız karşısında hep nedensiz, taleplerimiz konusunda ise hep sonuçsuzdur. Onlar nedenler ve sonuçlar tarafından zapturapt altına alınmamış, biz insanlar tarafından haritası çizilmemiş engin toprakların sakinleridir. Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak “kedibilim” terimi de bir oksimorondur. Kedi bir bilgi nesnesi olmaya da bir özne olmaya da tüm varlığıyla ısrarla karşı duran bir hayvandır. Onlar kuantum teorisinin yaşam bulmuş, vücut bulmuş hâli değilse nedir? Kediler adeta bilme istencimizin nedenler ve sonuçlarla sıkı sıkı ördüğü o kapalı dünyanın çatlaklarından içeri sızan ve varlığın suretini bize bir anlığına, belli belirsiz gösteren bir ışık, bir hediyedir.
* Hatice Kübra Karakaya’ya Aren Kurtgözü’nün daveti üzerine bu metne özel hazırladığı illüstrasyonlar için çok teşekkür ederiz. [ed.]