Cem Ersavcı (İstanbul: Espas Sanat Kuram Yayınları, 2024), fotoğraf: Deniz Karagül
Kök Salmış
Bir Fotoğrafçı,
Cem Ersavcı

Bu hem bir obitüer hem bir kutlama yazısı. Dostları, ailesi için fotoğrafçı Cem Ersavcı’nın ölümünün üzerinden on yıl geçmiş, benim onunla bir nevi tanışıklığım ise birkaç günlük. Onu seven insanlar bir araya gelmiş, bir Cem Ersavcı1 kitabı hazırlamış. Dolayısıyla muhtemelen onlar için ve şimdi kesinlikle benim için iki uzak uçta duygular var. Hüzün, keder bir yanda; gurur, sevinç, güzel hatırlamanın verdiği iyilik hâli öte yanda. Bu sebeple fotoğraflara mesafelenerek, soğukkanlılıkla yorum yapmak belki biraz zor, belki gerekli de değil.

Ersavcı’nın çektikleri her şeyden önce vitalist fotoğraflar; metafizik bir yönden değil, bedensel olmak yönünden. Başka türlü deyişle yaşamdan yanalar. Ne ki salt insan yaşamı; taşla toprakla, bitkiyle böcekle, tümüyle yeryüzüyle haşır neşir olan bir yaşam. Olduğu hâliyle yaşama övgü olarak anlaşılmasın; yalnızca yaşamın varlığını kabul etmek, onu sorguya çekmek. Yaşam var ama ne, ne olacak; yaşanıyor ama nasıl, kim/ne tarafından; en önemlisi nerede başlamış bu ve nereye –ne zamana değil– kadar sürecek? Her türden canlı ve cansız varlığın içindeki yaşamsal gücü görünür kılmaya çalışan, her fırsatta bunun değerini gösteren bir bakış söz konusu olan. Kitapta yer alan her bir fotoğrafın yeryüzüyle derin bir ilişkisi var. Buna kök salmak, sonra yeşerip büyümek diyelim; işte böyle bir vitalizm. Örneğin Kuzey Ormanları fotoğraflarında katman katman kazılmış toprağı, metrelerce genişlikte biçilmiş ağaçların açtığı düzlükleri gösteriyor. Bunlar var ama her şeye rağmen ayakta kalan ağaçlar da var. Çaresiz bir kaderciliğe vurgu yapılmıyor; aksine, dönüştürme potansiyeline inanç en üst kertesinde.

Bir yandan içe yönelmiş, bireyselliği öne çıkaran fotoğraflar değil bunlar. Politik olanın zaman zaman küçümsendiği –politik olmayan bir şey nasıl mümkünse–, insan doğası zırvalarının prim yaptığı bir zamanda,2 objektifini yönelttiği nesnenin taşıdığı tehlikeyi cesurca alaşağı eden fotoğraflar. Fotoğrafta hep bir risk vardır, bu asla bertaraf edilemez. Fotoğrafı çekilen şey fotoğrafta ne ise odur ve başka hiçbir şey değildir. Ersavcı ise pekâlâ düz anlamıyla bir manzara fotoğrafı olarak da görülebilecek bir kareyi diğer karelerle bir araya getirip bir seri oluşturarak kendi içinde tutarlı, anlamlandırmaya açık bir imgeye dönüştürüyor; kısacası kendi mesajını kendisi bile isteye kodluyor. Sadece nazarıyla politik olmak kolaycılığına da kaçmadan, nazarını bizzat politik olan nesneye çevirip onu çoğaltarak, sergileyerek, görünür kılarak.

Bu bağlamda bir sürekliliğe, inatla bir şeyi kovalamaya sıkı sıkıya bağlı Ersavcı. Sadece mitingleri, newrozları fotoğraflamakla kalmıyor, unutulmaya yüz tutmuş koruganların, İkinci Dünya Savaşı’nda olası bir Almanya saldırısına karşı inşa edilmiş beton savunma yapılarının peşine de düşüyor. Yukarıda bahsettiğim vitalizmin bir başka yönü böylece ortaya çıkıyor: Henüz ölmemiş ama ölmek üzere olan bir şeyi diriltme çabası. Kracauer’e göre fotoğraf sonsuzluğu çağrıştırır ve böyle düşününce, fotoğraflanmış bir şey ölümsüz olarak da görülebilir; fakat fotoğraf “kaybolup giden bir geçmişin melankolik güzelliğine”3 dairdir. Buradaki melankoli vurgusunu bir kenara bırakıp zaman meselesine odaklanırsak, fotoğraf geleceği çağrıştırır, çünkü kaybolup giden bir geçmiş yoktur. Fotoğrafın bize hatırlattığı geçmiş bir biçimde şu ana kadar ulaşmıştır. Böylece geleceğe dair fikirler uyandırır. O fotoğraftaki geçmiş kendi geleceğine, yani bizim şimdimize taşınmıştır. Her zaman gelecek hakkında bir şeyler çağrıştırmaya da devam edecektir. Dolayısıyla fotoğraf aracılığıyla bir akış, süreklilik vardır. Ersavcı’nın dostları da bu akışa katılıyor. Bu kitabı hazırlıyorlar ama sadece bu kadar değil. Umut Sülün örneğin, sonradan düşüyor yollara. Ersavcı’nın fotoğraflarıyla iz bıraktığı yerlerde dolaşıyor, yarım kalmış bir projeyi, koruganları fotoğraflamayı bir açıdan devam ettiriyor, onun fotoğraflarına kendininkileri eklemek için çabalıyor.

Cem Ersavcı (İstanbul: Espas Sanat Kuram Yayınları, 2024)
fotoğraf: Umut Sülün

Vefa, sevgi, özlem, artık ne denirse bütün bu çabaya… Onu sevenler bir araya gelip ortaya dört dörtlük bir kitap, bir Cem Ersavcı kitabı çıkarmış. Bu kitapla iyice görünür olduğu üzere, Cem Ersavcı ve onun dostları gibi insanlar sayesinde, tıpkı onun bir fotoğraf serisinin adı gibi “arkada çok güzel bir dünya var”.

{Aksi belirtilmedikçe tüm fotoğraflar: Deniz Karagül}

1. Cem Ersavcı (İstanbul: Espas Sanat Kuram Yayınları, 2024).

2. Örneğin yakın zamanda Burak Çevik, Bahçelievler katliamını konu eden filmi Hiçbir Şey Yerinde Değil’i “ülkücülere ya da solculara beğendirmeye çalışmadığını” açıklayıp bir katliamı kolaylıkla insan doğasına bağlayabildi.

3. Sigfried Kracauer, Film Teorisi: Fiziksel Gerçekliğin Kurtuluşu, çev. Ö. Çelik (İstanbul: Metis, 2015).

Cem Ersavcı, fotoğraf, kitap, Necdet Dümelli