Mimarlığın Batığına Dalmak?

Bunu yalnız yapmak zorundayım
güneşin yaladığı uskunada
çalışkan ekibiyle
Cousteau gibi değil
burada, yalnız. (Adrienne Rich)1

“Mimarlığın batığına dalmak?” Ne demek bu?

Elimde birkaç kitap, hızlı hızlı sayfaları çeviriyorum; ne aradığımı tam olarak bilmiyorum ama aklımda gezinen bu sözcüklerle ilgili: Mimarlığın batığına dalmak. Mimarlık dünyasına yeniden giriş yapmaya çalışıyorum. Aşağılardan, su diplerinden, gemi batıklarından.

Denis Hollier’nin George Bataille okumasında bir şey buluyorum: Nuh’un gemisi ve mimarlık.2

Öncelikle mitler kitabını okumuş,
fotoğraf makinesine film takmış,
bıçak ağzının kenarını kontrol etmiş olarak,
siyah kauçuktan zırhımı giyiyorum,
absürt paletleri
elzem ve eğreti maskeyi. (Adrienne Rich)3

“Batığa Dalmak” [Diving into the Wreck], Adrienne Rich’in 1973 tarihli aynı isimli kitabında yer alan,4 ona çağının feminist hareketleri içinde merkezi bir yer edindirmiş olan şiiri. Rich’in kendi zihninin ve zihninin içinde şekillendiği toplumun deniz diplerine yaptığı keşif yolculuğu. Hayatında o güne dek keşfedilmesi mümkün olmamış birtakım derinlikleri keşfetmeye başlayan kırklı yaşlarında bir kadın, bu derinlikleri ve orada bulduğu gemi batığını araştırmaya dalıyor. Kendi bilinçaltındaki –aynı zamanda insanlığın bilinçaltındaki– bu enkaz, o güne dek büründüğü kimlikleri, kendisiyle ilgili kurduğu mitleri şekillendirmiş olan toplumsal yapı ve anlatılara ve onların vermiş olduğu hasara ilişkin. Hâlâ içinde şekillendiği bu yapıların etkisinde olan fakat şimdi yeni bir farkındalık kazanmış bir benlik, deneyim etmeye ve anlamaya yönelik bir açıklıkla, bir yandan da büyük bir tedirginlikle, o yapıların ötesine geçmeye ve değişmeye başlıyor. Bir yandan kendisinin bastırılmış olan ve bugüne dek varlıklarından haberdar olmadığı yanlarını keşfediyor, bir yandan da çağlar boyunca bu anlatıların dışarıda bırakmış olduğu sayısız kişinin hiç duyulmamış seslerini duyumsamaya, bu seslerde hem verilmiş hasarı hem de hayatın bastırılmaya, bütünselleştirilmeye hiç durmadan direnen tarafını sezmeye çalışıyor. Şiir bana şunu da çağrıştırıyor: Bir zamanlar yeni, sağlam, görkemli olan, incelikle hesaplanarak inşa edilmiş, biçimi ve işlevi sıkıca tanımlanmış olan geminin, onu önceleyen ve meydana getiren yapıların –düşünme ve görme biçimlerinin, normların, dillerin, bu dillere yerleşmiş anlatıların ve büyük anlatıların– münferit bir yolculukla yapısökümü.5

maskem güçlü
kanıma güç pompalıyor
deniz ise başka bir hikâye
deniz bir güç meselesi değil (Adrienne Rich)6

Mimarlık kaçınılmaz olarak bir güç meselesi. Birtakım toplumsal yapılara, ideolojilere, hafıza ve kimliklere sabit biçimler verme isteğiyle ilgili. Bu sebeple de dışlayıcı, temsil etmediği toplumsal katmanlar ve insanlar onun dışında. Ya da şöyle diyelim, mimarlık böyle görülürse, o zaman Nuh’un gemisi de mimarlığın kökeni olarak görülebilir:7 Tanrı’nın –en büyük mimarın– görevlendirdiği “şef mimar”8 olarak Nuh; geminin tam olarak nasıl, ne biçimde inşa edileceğine, malzemesine, hatta ölçülerine ilişkin doğrudan Tanrı’dan gelen bilgi ve selin yok ettiği dünyadan bu tanrısal gemiyle kurtarılan seçilmiş hayvanlar, türlerinin en iyi, en akıllı uslu hayvanları... Bataille okumasında Hollier’nin yaptığı gibi, Koolhaas da Delirious New York’ta, bir mimarlık ve Nuh’un gemisi karşılaştırması yapmış. Modern mimarlığın eski kent dokularından ve eski zihniyetlerden tamamen temizlenmiş olan kurtarılmış bölgeler inşa etme arzusu ve Le Corbusier’nin kendisini herkesten ayrı duran kurtarıcı “şef” olarak görmesiyle ilgili olarak şöyle demiş: “Nuh’un betonarmeye ihtiyacı vardı. Modern mimarlığın ise sele.”9

Bataille’a göre yönetici sınıfının olmayan bir mimarlık mümkün değildi. Foucault’nun kimi yazılarında10 olduğu gibi Bataille’ın yazılarında da mimarlık bir hapishaneydi; fakat Foucault’nun bireyin sürekli gözetlendiği hapishanesinden farklı olarak, Bataille’ın mimarlık-hapishanesi kendini göstererek insanları bastıran, kendini göstererek anlamlarını, hafızalarını dayatan bir hapishaneydi.11 Mimarlık bir toplumun “süperego”suydu.12 Bataille’ın bir dönem yakınlaştığı, sonra bir nebze uzaklaştığı sürrealizm akımına dahil kimi yazarlar, sanatçılar bir yandan mimarlığı egemen zihniyetleri sürdüren ve dayatan bir şey olarak görüyor, bir yandan da mimarlığı bozacak, sonsuz yeniden anlamlandırmalara açacak deneyimlerin peşine düşüyordu. Hayal ile gerçeğin, bilinç ile bilinçaltının iç içe geçtiği sürrealist flânerie örneğin. Bataille 20. yüzyılın başlarında (“Mimarlık” adlı makalesini 1929’da yazmıştı) mimarlığın hizmet ettiği güçlerden bahsettiğinde daha ziyade kiliseyi ve devleti kastediyordu. Sonraları sürrealistler modern mimarlıktan, onun yarattığı ruhsuzlaşmadan da söz edecekti. Fakat 21. yüzyıla doğru giderek hırçınlaşan kapitalizmin giderek hırçınlaşan mimarlığını, kapitalizmin arzuları yönetme modellerinin başlıca uygulayıcısı, sürdürücüsü olan günümüz mimarlığını Bataille, sürrealistler ya da modern mimarlar bilmiyor ve öngörmüyordu tabii.

Sürrealistlerin peşine düştüğü mimarlığın öznel anlamlandırmaları konusu sonraları mimarlık kuramında yerini bulacak, yüzyılın sonlarına doğru mimarlıkta muhalefetin mimarlığa muhalefet eden küçük gündelik pratikler olduğu, mimarlığın öngördüğü büyük anlamları, işlevleri hiç durmadan kemiren öznel, tikel deneyimler olduğu konuşulacaktı (mekânı aynı zamanda sosyal bir üretim olarak gören Lefebvreci mimarlık yaklaşımları örneğin.13) Kurulan pek çok hayalden, müzakere edilen pek çok olasılıktan birinin hasbelkader uygulandığı, inşa edildiği ve bu inşa edilen yapının –bir yandan kendisini ve temsil ettiği normları empoze ederken– bir yandan da hiç durmadan kemirildiği; işlev ve anlamlarının kullanıldıkça, deneyimlendikçe biraz biraz, bazen topyekûn değiştiği bir mimarlıktan bahsedilebilirdi öyleyse artık.

Ve şimdi: hep burada
yaşamış olan onlarcasının arasında
ne için geldiğimi
kolaylıkla unutabilirim (Adrienne Rich)14

Rich’in deneyimine geri dönelim. Günün birinde mimarlık kendi derinliklerine dalsa –travmalarıyla yüzleşmeye karar vermiş bir zihin olarak– kendi batığında bir gözlem yapsa orada ne bulurdu?

Mitler anlamlarını doğrudan yukarıdan –Tanrı’dan, devletten, sermayeden– alan “şef inşacılar” ve onların büyük anlatıları (toplumun süperegosunun süperegosu). Kalıplaştırılmış düşünme biçimlerine, izleklere hapsedilmiş insan hayatları. Ve tüm bunların altında mimarlığın ardında bıraktığı, dışarıda bıraktığı şeyler, görülebilir ve konuşulabilir kılmadıkları, öngörmedikleri, fark etmedikleri; zaman ve yaşam tarafından yapısöküme uğratılmış tarafları. Yasadışı barınaklar, yeniden işlevlendirilememiş ya da hayatın bizzat kendisi tarafından el koyulmuş eski yapılar, inşaatı yarıda kalmış mega projeler, çürümeye terk edilmiş endüstri tesisleri, bir kalemde –soylulaştırma makineleri tarafından– yıkılan katmanlı, kargacık burgacık kent dokuları; zihinler ve kent mekânları arasında yüzen karmaşık hafızalar; bir bütün olarak görülen şeylerin aslında bütün olmadığına, hayatla temasta yapılı çevrenin hep yeniden ve yeniden üretildiğine, çünkü Barthes’ın yazarı gibi15 şef mimarın da aslında hiç var olmadığına dair işaretler.

batık için geldim, batığın hikâyesi için değil
şeyin kendisi için, mit için değil (Adrienne Rich)16

SO?, “Hayalet Hikâyeleri: 

Mimarlığın Çuval Teorisi” sergisinden,17 fotoğraf: Ahmet Gökhan Demirer

SO?, “Hayalet Hikâyeleri:
Mimarlığın Çuval Teorisi” sergisinden, fotoğraf: Ebru Şahinkaya Bucak ve
Aytaç Taşkın
SO?, “Hayalet Hikâyeleri: 

Mimarlığın Çuval Teorisi” sergisinden, fotoğraf: Ezgi Hamzaçebi

SO?, “Hayalet Hikâyeleri:
Mimarlığın Çuval Teorisi” sergisinden, fotoğraf: Zeynep Ayaşlıgil

Walter Benjamin sürrealist flânerie’nin kentin tarihsel katmanlarıyla ilişkisinde bir tür devrimcilik görmüştü. Dönüştürücü, nihilistleştirici bir enerji. Şöyle diyordu:

“O (Breton), demode şeylerde, ilk demir strüktürlerde, ilk fabrika binalarında, en eski fotoğraflarda, soyları tükenmeye başlamış nesnelerde, kuyruklu piyanolarda, beş yıl öncesinin kıyafetlerinde, rağbetin artık azalmaya başladığı modaya uygun restoranlarda beliren devrimci enerjileri sezen ilk kişiydi… (sürrealistlerden) önce hiç kimse mahrumiyetin … bir anda devrimci bir nihilizme dönüşebileceğinin farkına varmamıştı.”

Benjamin’in sürrealistlerin fark ettiğini düşündüğü şey, bugünü “artık olmadığı şeyle” karşılaştıran –bir zamanlar “kahraman”18 olan fakat şimdi güncelliğini yitirmiş– şeylerin bugüne hâkim olan, bugünün içinde tek gerçeklikmiş gibi görünen zihniyetten “uyanmayı” mümkün kılabilecek şok etkileri yaratabileceğiydi.19 Devirler arası sıçramaların devrimci (ya da “mesihsel”) gücü dışlayıcı tarih yazımını da bozabilirdi; “Tarih Kavramı Üzerine” başlıklı yazısında geçmişin tarih yazımı tarafından bastırılmış yanlarının çağrışımlar yoluyla bugüne ulaşmasından, “tarihi tersine taramak”tan bahsediyordu Benjamin; hâkimiyet sahibi sınıfların bakış açısından üretilmiş tarihin ezdiği, sessizleştirdiği kitlelerin hafıza ve deneyimlerinin bugüne çağrışımlar, anlık sezgiler yoluyla dönüşünden.20

Kelimeler, amaçlar.
Kelimeler, haritalar.
Verilmiş hasarı görmeye geldim
ve galebe çalan hazineleri. (Adrienne Rich)21

Kentlerdeki ve zihinlerimizdeki harabelere bakmanın pek çok biçimi var. 19. yüzyılın romantik ressamları gibi onları seyre dalıp yitirilmiş bütünsel dünyalarımıza ilişkin düşlere dalabiliriz; modern mimarların hayal ettiği gibi onları yok edip yerlerine tertemiz, bembeyaz konut projeleri kurabiliriz ya da onları keşfederiz, üstümüzde dalgıç kıyafetleri, ellerimizde fotoğraf makineleriyle. Bizi uyandıracak şoklara açık ve nihilistleşmeye meyilli olarak. Kendi küçük tarihlerimizi de tersine taramak için.

Batıktan çık. Mitler kitabını masaya koy. Fotoğrafları duvara as. Konuş.

Bir ip merdiven var.
İp merdiven hep orada
geminin kenarına yakın
masumca asılı duruyor.
Biz onun ne işe yaradığını biliyoruz,
biz, onu kullanmış olanlar.
Yoksa
sadece bir parça denizcilik sicimi
rastgele bir malzeme. (Adrienne Rich)22

1. Adrienne Rich, Diving into the Wreck: Poems 1971–1972 (W.W. Norton & Company, 2013).

2. Denis Hollier, Against Architecture: The Writings of Georges Bataille, The MIT Press, 1992).

3. Rich, age.

4. Age.

5. Jacques Derrida’ya atıfla.

6. Rich, age.

7. Hollier, age.

8. Hollier’nin Hegelci mimarlık anlayışına atıfla kullandığı terim; age.

9. Rem Koolhaas, Delirious New York: A Retroactive Manifesto for Manhattan (The Monacelli Press, 1997).

10. Michel Foucault, Discipline and Punish: the Birth of the Prison (New York: Pantheon Books, 1977).

11. Bu yüzden 1789 Bastille baskınını –devleti ve onun gücünü temsil eden bir yapıya yapılan bir baskını– da Bataille anıtlara ve onların dayatmacılığına karşı bir ayaklanma olarak görmüştü (Hollier, age).

12. Bataille ve Foucault’nun hapishane-mimarlıklarını kıyaslayan ve “süperego” terimini kullanan: Hollier, age. Ayrıca bkz. Georges Bataille, “Architecture”, Documents içinde, sy. 2 (Mayıs 1929).

13. Henri Lefebvre, The Production of Space (Blackwell Publishers, 1991).

14. Rich, age.

15. Roland Barthes, “The Death of the Author”, Image-Music-Text içinde, Fontana, 1977.

16. Rich, age.

17. İmajlar, SO?’nun 2023 Venedik Bienali’ndeki Türkiye pavyonunda yer alan “Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi” adlı sergisinden. Sevince Bayrak ve Oral Göktaş’ın izniyle.
SO? Türkiye genelinde atıl kalmış yapılara ilişkin bir belge arşivi oluşturmak amacıyla bir açık çağrı yapmış, bunlar gibi yüzlerce fotoğraf bu şekilde derlenmişti. Mimarlığın “kahraman” yapıları yerine kullanılmayan, çürümeye terk edilmiş yapılara dönüp bakmayı öneriyor ve şöyle diyorlardı: “Yokluğu fark edilmeyen atıl yapılar, gizlendikleri perdenin arkasından çıkarılıp sahneye getirildiğinde bütün mizanseni değiştirir.” Sevince Bayrak ve Oral Göktaş, Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi (İstanbul: YEM Yayın, 2023).

18. Bayrak ve Göktaş, age.

19. Walter Benjamin, “Surrealism: The Last Snapshot of the European Intelligentsia,” Walter Benjamin: Selected Writings, 1927-1934 içinde, c. 2, Belknap Press.

20. Walter Benjamin, “On The Concept of History”, Walter Benjamin: Selected Writings, 1938-1940 içinde, Harvard University Press.

21. Rich, age.

22. Rich, age.

Adrienne Rich, çuval teorisi, Georges Bataille, hafıza, Henri Lefebvre, kent, Le Corbusier, mimarlık, Roysi Ojalvo Kamayor, şehir, SO?