Wall of Sound,
12.03.2009, Wijk (Maastricht),
fotoğraf: Amaury Henderick (CC BY-NC-ND 2.0)
Müzik Eleştirisi Kültürünün Dönüşümü:
Mid, Bop, Flop

Kültürel eleştiri, ortaya koyulan sanatsal çalışmayı, –müzik özelinde çoğunlukla bir albümü– kendimizi ve içinde yaşadığımız zaman-mekân dengesinin etkilerini anlamak için okumaktır. Fikirlerin yaratıma geçirilmesinden deneyimlenmesine, bugünü ve geçmişi nasıl algıladığımıza dair bir anlayışa sahip olunmalıdır.

Dinlenen bir müzik üzerine yazı yazmak kulağa absürt gelebilir, öyledir de bir nevi. Frank Zappa bu duruma “Müzik üzerine yazmak, mimari üzerine dans etmek gibidir” diyerek bir yorum getirmişti. Bir mimari eser üzerine dans etmek için hem o eserin bu sanat formundaki varlığını kavramış olmak hem de farklı bir sanatsal ifade formu özelinde bu anlayışı dışavurabilecek yetkinliği göstermek gerekecektir. Bu absürt olduğu kadar karmaşık bir iştir de.

Bir eserin sadece başkaları tarafından deneyimlenmek için değil, asıl yorumlanmak için yaratıldığını söylemek bile mümkün. Nihayetinde sanat eserinin, deneyime açıldığı andan itibaren sanatçıya aitliğinden yavaşça koparak hepimize ait olmasının önüne geçilemez. O raddeden sonra eserle istediğimiz gibi etkileşime geçebiliriz. Onu paylaşırız, yorumlarız, eleştiririz vesaire.

İnternet müzik topluluklarının şekillenmesiyle birlikte bu didiklemenin çok daha hızlı yayılan ve herkesçe ulaşılabilir formları ortaya çıktı. Herkese mal oldukları noktada da kültür tüketimini eğlence amaçlı görenler,* medya okuryazarlığı pratiklerini sürdürenlerle karşı karşıya geldi. Kültürel eleştiriye karşı sıkça tekrarlanan ve artık yorucu hâle gelmiş bir tutumu yansıtır vaziyette internet üzerinde “O kadar da derin değil!”, “Abartmıyor musun biraz?” ifadelerinin yüzeye çıktığını gördük.

“Üzerine çok da düşünmeye gerek yok”çuluğun yayılmasının bir tezahürü olarak “antientelektüelizm” terimi son dönemde akademik makale başlıklarından TikTok post adlarına dek girdi. Bir konu üzerine fikir belirtmenin filtresizleşmesine müsaade eden çevrimiçi pratikler ve demin değindiğimiz, bu konuda ısrarcı olanlara karşı sürdürülen yıldırma politikalarıyla birlikte kültürel bir paylaşım üzerine yürütülen tartışmaların derinliği azalmaya başladı.

İnternet topluluklarında müzik nerd’lerinin** başını çektiği derinlikli müzik tartışmaları yüzeyin altında dahi olsa sürdürülmeye devam etse de, müzik üzerine çevrimiçi konuşma trafiğinin çoğunu bop or flop [destansı ya da fiyasko] ve mid [vasat] gibi, bir albümün dinlemeye değer olup olmadığını öğrenmeyi sağlayan tek kelimelik ifadelerin tanımlamış olduğunu söyleyebiliriz.

Bu bağlamda, internette keskin görüş ve ifadelere olan yatkınlık, bir başka deyişle “Ya sev ya da nefret et” yaklaşımı etkiliydi. 2000’lerde geleneksel medya organlarının internete taşınmasıyla bu yaklaşımın çizgisine alışkın olduğumuz medyada da yansımalarını görmeye başladık. Slate’te yayımlanan, bu döneme ait Pitchfork albüm yorumlamalarının bugünden bakınca gereksiz sert gözüken üslubuna dair deneme, bu duruma pek çok örnek göstermekte. Tabii ki oyunu internette revaçta olan yaklaşım tarzına göre oynamayı seçenler kadar profesyonel müzik eleştirmenliğini internet üzerindeki tartışmalar ve albüm yorumlamalarından ayırmak gayesiyle çok daha resmi, bilgilendirici bir dil ve üsluba yönelenler de oldu.

Bugün 2000’lerdeki gibi bir keskinlik ancak tık tuzağı mahiyetindeki başlıklarla sınırlı kalıyor. Kişisel görüşlerden giderek sıyrılmış ve pazarlama odaklı kullanılan dil, sosyal medya ve çeşitli platformlarda kemikleşmiş internet kitlelerini kışkırtmayacak ve rahatsız etmeyecek bir tavırda temelleniyor. Potansiyel müşteri ve abonelerin –pardon, okurun– kaybedilmemesi adına yumuşaklaştırılmış bir kimliğe bürünülmekte. Antientelektüelizme zemin sağlayan şeylerden biri de medyada eleştiri kültürünün sulandırılması oldu.

Tekelleşmenin etkisinde kendi iç sektörlerinde genişlemekle kalmayan medya şirketleri, farklı medya sektörlerinde de yayılım göstererek hem pek çok koldan kendi ürünlerini oluşturan hem de sahip olduğu farklı medya kanallarında kendi tanıtımını yapan dev medya ağları oluşturdu. Böylelikle büyük medya organlarının müzik köşeleri hızlı tüketim dönemine yakışır şekilde, detaylı bir değerlendirmeye yer vermeksizin hangi albümlerin ya da konserlerin deneyimlemeye, vakit ayırmaya değer olduğunu belirlemekle sınırlandı.

Bunun paralelinde medyanın demokratikleşmesi olarak anılan ve sanatçıların üretim süreçleri ile dinleyicilerin tüketim süreçlerini kesiştiren bir düzleme girildi. DIY*** ikliminde teknolojik araçlara ulaşımın kolaylaşmasıyla, ev stüdyolarında kaydedilen albümlerin sosyal medyada, plak şirketlerine gerek duyulmaksızın paylaşılması ve dolaysızca şekillenen hayran kitlelerine sunulmasıyla oluşan bir bağımsız sanatçı artışı söz konusuydu. Dinleyiciler de Spotify ve YouTube’la aracısız bir şekilde müziğe ulaşarak ve müziği takip etmek için Anthony Fantano gibi isimlere yönelerek yeni etkileşim biçimlerini belirlemiş oldu.

Bu dönüşümler neticesinde müzik eleştirisi kültürü, geleneksel medya tarafından çeyrek asıra yakın süredir fikir beyan etme ve kültürel okuma yapma amacıyla kullanılan alanların yatay ve dikey genişlemeler sonucunda müzik yayın organlarının tanıtımı için işe koşulmaya başlamasıyla başkalaştı. Bunun sonucu olarak da müzik tartışmaları, tavsiyeleri ve dahası için müzik nerd’leri, yüzünü internetteki müzik topluluklarına çevirdi. Ancak bu gelişme de, yüzeyin altında, yalnızca işin kurtlarını ilgilendiriyordu.

Hâlen geniş bir kitleye erişebilen isimlerin ve medya araçlarının kültürel eleştiriden bilinçli olarak geri çekilmesi ise dilde basitleşmeye, medya okuryazarlığının değersizleşmesine ve hızlı tüketilen liste tarzı içeriklerin artmasına sebep oldu.

“Bu albümü neden dinlemeliyim?” sorusu “Bana kültürel anlamda nasıl bir bakış sağlar?”, “Bana ne anlatır ve ne hissettirir?” soruları kadar “Bu albüme vaktimi ve kısıtlı dikkat aralığımı vermeye değer mi?” sorusu tarafından egale edildiği noktadan itibaren bir albümle ilgili öğrenmeyi beklediğimiz tek şeyi yorumlarda şu ifadeleri gözleyerek arar olduk: mid, bop, flop.

* Theodor W. Adorno, kültür endüstrisi üzerine yazarken bu yaklaşımın içsel dinamiklerini söz konusu etmişti: “Eğlence, geç kapitalizm koşullarında çalışmanın uzantısıdır. Mekanikleştirilmiş emek süreciyle yeniden baş edebilmek için ondan kaçmak isteyen kimselerin aradığı bir şeydir.”

** Herhangi bir konuda, (bu örnekte müzikte) aşırı bilgi sahibi olan, genellikle asosyal nitelikli kültür figürü. (ed.n.)

*** İng. Do it yourself. Türkçesiyle kendin yap. (ed.n.)

Anthony Fantano, dijital kültür, do it yourself (DIY), eleştiri, Elif Sevimay, müzik, müzik eleştirisi, Spotify, YouTube