Baklahorani’nin
Sosyo-Politikası
altüst eden ritüel üzerine.

Bu metinde İtalya’nın faşist döneminde (1922–1943) bir gözetleme aracı olarak hizmet eden mimarlığa ve gündelik yaşam pratiklerinin bundan nasıl etkilendiğine odaklanıyorum. “Kentsel tasarımda faşist anıtsallığın”1 en ünlü örneklerinden biri olan Palazzo Federici binası, Ettore Scola’nın Özel Bir Gün filminde baş rolü oynayan ve bu yazının da temeline oturan mekân oldu. 1931 yılında Mario De Renzi tarafından tasarlanan ve 1937 yılında inşası tamamlanan bina, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan bir apartman kompleksi; büyük pencerelerin hafif ve şeffaf bir tarzı temsil ettiği, aynı zamanda bina sakinlerinin birbirini gözetleyebildiği modernist mimarinin özelliklerini taşıyor.
Özel Bir Gün [Una Giornata Particolare], 1977 yılında Ettore Scola’nın yönettiği, başrollerini Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’nin paylaştığı bir film. Adolf Hitler’in Roma’da Benito Mussolini’yi ziyaret ettiği 1938’de geçen film, 6 Mayıs günü iki lideri kutlamak için düzenlenen töreni konu alıyor. Herkes geçit törenine giderken, Palazzo Federici’nin kutlamalara katılmayan iki sakininin gününü izliyoruz: Evi temizlemesi, kocası ve çocukları için yemek yapması gereken bir ev hanımı ve Sardegna adasına sürgüne gönderilmeyi bekleyen eşcinsel bir adam.
Bu faşist toplu konut projesinin iki karakter arasındaki etkileşimi nasıl etkilediğini tartışmak istiyorum. Yapının hangi bölümlerinin rejime ait bir kamusal alan oluşturduğuna ve hangi bölümlerin “öteki olan” için güvenli bir alan hâline geldiğine odaklanacağım.
İtalya’da faşist dönem, 1922’de Benito Mussolini’nin başbakan seçilmesi ve Ulusal Faşist Parti’nin yönetime geçmesiyle başladı. Otoriter rejim ekonominin modernleşmesini vaat etti, sosyal hayatta geleneksel değerleri öne çıkardı ve –başlangıçta– Roma Katolik Kilisesi ile ilişkileri artırdı. Diğer benzerleri gibi, devlet destekli mimari ve sanatsal üretimin yükselişi, mimarinin belirli bir ideolojiyi temsil etmesi ve “hatırlatmak” için bir araç olarak kullanılması, kentsel mekânı siyasallaştırarak gündelik hayatın politize edilmesi benzeri pratikler bu dönemde çokça görülüyordu.
Konut sıkıntısının dramatik bir şekilde şiddetlendiği dönem, 1930’ların başı, şehir içi projelerde aşırı artışların olduğu yıllar oldu. Sonuç olarak, büyük ve monoton kompleksler, bazen kültürel tesisler de dahil olmak üzere çok sayıda işlevi barındıran yüksek yoğunluklu adalar olarak inşa edildi. Bu kompleksler genellikle özel şirketler tarafından desteklenen “case convenzionate”in bir parçası olarak geliştirildi. Terk edilmiş geleneksel mimari tarzın yerini genellikle modern mimarinin basit, çok katı ve süslemesiz varyasyonları almıştı.2
1930’ların faşist toplu konut projelerinin en ünlü örneklerinden biri, yüksek yoğunluklu bloklardan oluşan bir kompleks olan Palazzo Federici. Birbirine bağlı iki büyük avluyu çevreleyen 442 daire dahil 15.400 metrekarelik bir bina burası. Mimar Mario De Renzi’nin tasarladığı bu modern bina, mimari tarzında zamansız olmakla, rejime görsel olarak çok iyi hizmet eden, özellikle alt orta sınıf için modern bir ev sağlayabilen bir temsil yanılsaması yaratıyordu. Bu farklılık, iç ve dış tasarımlardaki stil farklılığında kendini gösteriyor:
Bazı durumlarda, içerideki dairelerin boyutu daha mütevazı olmasına rağmen, dış cephede daha pahalı malzemelerin kullanılması bu binaların orta sınıf konutlardan ayırt edilebilmesini zorlaştırıyordu. … Mahallede toplu konut tipi apartmanlar hâkim. Sokaklarında yapılan yürüyüşler, Mussolini’nin Roma’sının “orta hâlli” yurttaşları için neler sunduğuna dair net bir görüş sağlıyor.3
Faşist toplu konut projelerinde gördüğümüz gibi güç, mekânın örgütlenmesinde yatıyor. Palazzo Federici’de mekânın iki farklı potansiyeli görülüyor: özgürleştirici ve baskıcı. Her ikisi de Özel Bir Gün’de takip edilebiliyor.
Özel Bir Gün’ün ana karakterleri Sophia Loren (Antonietta) ve Marcello Mastroianni (Gabriele) faşist dönemin “ötekilerini” temsil ediyor. Antonietta, altı çocuğu ve bir kocasının ardından yaptığı ev işleri nedeniyle Hitler’in 6 Mayıs 1938’de Roma’yı ziyareti için düzenlenen geçit törenine katılamayan, büyük bir Mussolini hayranı. Herkes hazırlanıp geçit törenine giderken, kameranın yardımıyla Palazzo Federici’nin tasarımını görüyoruz. Merdivenler, koridorlar, avlular, kapılar ve pencereler konut sakinlerinin hareketlerini sergiliyor. Yönetmen Scola, her bir mimari unsurun rejim adına kullanıldığını gördüğümüz Palazzo Federici’nin faşist tasarımını vurguluyor burada. Avlu, Palazzo sakinlerinin evlerinde bulunan büyük pencerelerin odağında ve binanın toplanma, bir araya gelme alanı olarak temsil ediliyor.
Herkes törene gittikten sonra kapıcı radyo yayınını açıyor. Geçit töreninden canlı yayımlanan orijinal ses kaydı tüm film boyunca işitilmeye devam ediyor. Avlunun akustik özelliği, apartman sakinleri üzerinde hâkimiyet kurmaya ve rejimi hatırlatmaya devam ediyor.
Antonietta’nın beslediği kuş kafesinden kaçıp Gabriele’in penceresine konduğunda iki karakter tanışıyor. Bu iki farklı siyasi ideoloji, cinsiyet ve cinsel kimliğin karşılaşması, o dönemin gündelik hayatından ipuçları veren ilginç sohbetleri başlatacak, ancak sürekli kapıcı tarafından kesilecektir; çünkü Palazzo Federici’nin mimari şeffaflığı, bu iki kişinin “uygunsuz” buluşmalarını kapıcıya görünür kılıyor. Kapıcı, Antonietta’yı sadece bir kadın ve erkeğin “kapalı” bir alanda vakit geçirmesinin “uygunsuzluğu” konusunda değil, aynı zamanda Gabriele’nin bir antifaşist olması konusunda da uyarıyor. Katı bir faşist olan ve Mussolini’nin “ilahi çekiciliğinden” etkilenen Antonietta ve Gabriele arasındaki gerilim bu andan itibaren artıyor. Gabriele “Ben faşizm karşıtı olduğumu düşünmüyorum. Bence faşizm bana karşı” derken, Antonietta’ya cinsel kimliğiyle ilgili ipuçları vermeye çalışıyor.
İki karakter arasındaki bu zıtlıklar, her ikisinin de rejimin “istenmeyenleri” olduğunu anladıkları bir noktada son buluyor ve bu durum onları birbirine daha da yakınlaştırıyor. Hatta Antonietta’nın faşist bir erkek klişesi olmayan bu bireyle karşılaşması, filmin sonunda eğitimsiz bir ev kadını olarak hissettiği yetersizliği itiraf etmesiyle sonuçlanıyor. İkisi arasında geçen bu diyaloglar, cinsiyet ve cinsel kimliğin dönemin devletinin dikte ettiği ideolojilere göre nasıl şekillendiğini görmemizi sağladığı için büyük önem taşıyor.
Diyalogların içeriğinin yanı sıra bu yüzleşmelerin gerçekleştiği mekânlar da kimin nereye ait olduğunu tanımlamaya yardımcı oluyor. Binadaki mekânların çoğu, görünürlük gayesiyle bir “kamusal alan” yaratıyor. Antonietta ve Gabriele’nin yalnız kalmak için tercih edeceği Palazzo Federici’nin kamusal olmayan alanlarına doğru ise yönetmen Scola bize rehberlik ediyor.
Özel Bir Gün’de görüldüğü gibi, binada kamu-özel, devlet-sivil, ilahi-sıradan veya erkek-kadın olarak ayrılan alanlar var. Palazzo Federici’nin “ihtişamı” sayesinde güç ve otorite her zaman sakinlerin hayatında mevcut ve isteneni de istenmeyeni de mimari formu sayesinde ayrıştırıyor.4 Özel Bir Gün’de, binanın yapısı komşuları içeriye bakmaya davet ettiğinden, iki karakterin evlerinde bile rahat olamadığını görüyoruz.
Palazzo Federici’de teras, yeni yıkanmış kıyafetleri asmak veya kuruları toplamak için kullanıldığından hayli kadınlara ait bir alan. Evin içindeki mutfak gibi –Antonietta, Gabriele’ye “Mutfak erkekler için değil, salonda oturalım” dediğinde gördüğümüz üzere– teras da binadaki kadınların yeri. Bu sayede, bir mimari öğenin toplumsal cinsiyet rollerine göre nasıl bölünebileceğini görselleştiriyor Scola.
Filmde takip ettiğimiz “özel gün”de herkes binadan çıkıyor ve geriye karakterlerimiz dışında gözlemci olarak sadece kapıcı kalıyor. Teras, kapıcının karakterlerimizi gözlemleyemediği ve yargılayamadığı tek özel alan hâline geliyor. Bu mekân, açık bir alan olduğu için bir “ev”den daha kamusal olsa da kullanım amacı ve mesafesi sayesinde özel alana dönüşüyor; iki karakterin de birbirine açıldığı yer hâline geliyor: Antonietta, Gabriele’ye duyduğu ilgiyi gösterecek cesareti bulurken, Gabriele ise cinsel kimliğiyle ilgili gerçeği açıklayabiliyor. Tüm bu itiraflardan sonra film, Palazzo Federici’nin tüm özgürleştirici taraflarını5 ortaya çıkarmaya başlıyor, ta ki herkes geçit töreninden Palazzo’ya dönene kadar… Antonietta büyük tartışmalarının ardından nihayet Gabriele’nin dairesine gitmeye cesaret ettiğinde cinsel bir yakınlaşma izliyoruz. Ancak bu yakınlaşma cinsel arzuyu değil, iki yalnız insanın birbirine duyduğu merhameti ve bağı temsil ediyor. Binanın herkesin açığını öne süren tasarımı politik bir araç olmaktan çıkıp iki “öteki” arasındaki bağa dönüşüyor.
Özel Bir Gün’de gördüğümüz gündelik hayatın çerçevesi, Palazzo Federici’nin mimari özellikleri tarafından açıkça çizilmiş durumda. Filmde de gördüğümüz gibi iç mekânlar, insanların hem kendilerini sergilemek hem de sergilenen komşularını eşit derecede gözetlemek için kullandığı sahneler olarak yer alıyor. Palazzo Federici’de “var olmak” faşist ideolojiye bağlılığı temsil ediyor. Filmin başından sonuna kadar Antonietta’nın hareketlerini takip edersek, kullandığı alanların görünür olmaktan saklanmaya, dolayısıyla adanmışlıktan sorgular olma hâline nasıl evrildiğini görebiliyoruz.
Palazzo Federici faşist doğasını, bina sakinlerine birbirini gözetleme gücü vererek alıyor. Böylece devletin bir denetleyiciye ihtiyacı kalmıyor; çünkü bina, denetim mekanizmasını sivil düzeye getirerek bir disiplin kurumu6 hâline geliyor.
Özel Bir Gün’de gördüğümüz gibi, gündelik hayat karşılaşmaları ve “öteki” ile tanışmamıza izin verdiği için çok tehlikeli. Bu filmde Antonietta, Gabriele ile tanışıyor ve değişiyor. Oysaki Palazzo Federici’nin açık tasarımının altında yatan tüm fikir bu tür karşılaşmaları herkesin diğerlerini gözetlemesine izin vererek kontrol altına almak. Bu mekanizmalar sayesinde “öteki” kamusal alanda ortalarda olmayacak, “normal” ise çoğunlukta olmaya devam edecek.7 Özel Bir Gün’deki bu karşılaşma örneği, son derece planlanmış ve tasarlanmış bir sembolik mekânda öteki olma ya da olabilme potansiyelini vurguluyor. Film aracılığıyla, her ne kadar mimari, öteki olanı dışarı itme eğiliminde olsa da, insan eyleminin plansız etkileşimleri yaratabilme potansiyelini görmüş oluyoruz.
{Tüm imgeler: Özel Bir Gün [Una Giornata Particolare], Ettore Scola (1977), ekran görüntüsü}* Bu yazı Kadir Has Üniversitesi Mimarlık ve Kent Çalışmaları Yüksek Lisans Programı’ndaki ARCH 511 “Mekân ve Toplum Üzerine Okumalar” dersinde Doç. Dr. Didem Kılıçkıran danışmanlığında yazılmıştır.
1. P. Baxa, “Ettore Scola’s ‘ASpecial Day’”. AMU on Film, 2011.
2. H. Bodenschatz, “Public housing in fascist Rome: a European perspective”, Journal of Architectural Culture (2017): 97-111.
3. B.W. Painter, Mussolini’s Rome: Rebuilding the Eternal City, “Chapter 5: Population, Neighbourhoods, and Housing”, Palgrave Macmillan, 2005.
4. “…bu alanlarda var olan ve onları kamusal veya özel olarak tanımlayan, kullanıcıları ‘kamu’nun veya "istenmeyenlerin" bir parçası olarak tanımlayan güç ilişkileridir.” T. Kilian, Public and private, power and space (Rowman & Littlefield, 1983), 115-131.
5. “…iki karakter birbirinin dairesine girer … terasa doğru giden merdivenler fiziksel anlamda özgürleşmeyi temsil eder.” A. Catolfi ve M. Gargiulo, Lingua e spazio urbano a Roma nel racconto di Ettore Scola. Il caso di Una Giornata Particolare (1977), Bergen Language and Linguistic Studies, 2019.
6. “Disiplin kurumu”, Michael Foucault’nun Discipline and Punish (1975) kitabında kullandığı bir terimdir.
7. “Hedef, sokakları ‘normal’ kullanıcılarla doldurmak ve böylece ‘istenmeyenleri’ ortadan kaldırmaktır.” Kilian, age, 115-131.