Mekânda Adalet
ve Beyoğlu

2019 yılında Mekanda Adalet Derneği’nin “Beyoğlu Yıkılmadım Ayaktayım Haritası” kapsamında çalışmaya başladığım dönemde, bu haritanın kavramsal çerçevesinin çıkarılması ve derneğin de bulunduğu Beyoğlu’nu bir ucundan yakalamak adına bir yayın yapma fikriyle yola çıktık. Her sayısında farklı bir mekânda adalet konusunu odağına alan beyond.istanbul yayınının bir parçası olarak hazırladığımız “Mekânda Adalet ve Beyoğlu”1 sayısı, ilk konuşmaya başladığımız andan itibaren bende bir çekince uyandırdı. Üzerine bu kadar çok yazılı/yazısız söz söylenmiş bir mekâna bizim ne katabileceğimiz sorusu sayı üzerine çalışan herkeste sürekli hissedilen bir uyarıcı olmuştu. Sürecinin ve sonucunun kendi içimizde de çokça tartışılmış olması nedeniyle, yayını tasarlamaya başladığımız günden yayımlandığı bugüne geçen bir buçuk yıllık döneme baktığımda, bu süreç ve aldığımız kararları da tartışmaya açabilmek adına deneyimlerimi aktarmak istedim.

Sayı için ilk konuşmaya başladığımız toplantılarda, derneğin kurucularından Yaşar Adnan Adanalı’nın kullandığı “Nostalji değil, bir yüzleşme denemesi yapalım” cümlesini hemen not almıştım. Zira Beyoğlu üzerine konuşulduğu ilk beş dakika içerisinde –hangi jenerasyondan olursanız olun– kaybedilenin anılması ve ardından gelen özlem hissine yenik düşüyorsunuz. Hem düşeyde tarihsel katmanlarına ayırdığımızda, hem de yatayda bölgelerine ayırdığımızda çok farklı kullanıcılara ev sahipliği yapmasından, her dönemin iktidarının oluşturduğu “istenmeyenin” bir şekilde burada toplanmış olmasından ve bu istenmeyenlerin yine buradan süpürülmeye çalışılmasından hafızamızda yer eden birçok olay Beyoğlu’nda yaşandı. Bu nedenle de sayının içeriğini üretirken Beyoğlu’nun dününe, bugününe ve yarınına tekabül edecek üç bölüm üzerinde durmaya karar verdik: Geçmişten bugüne Beyoğlu üzerine konuşulan konulara odaklandığımız Beyoğlu Hafızası bölümü, dönüşümü ve onun ağır sonuçlarını işleyen konuların yer aldığı Beyoğlu Dönüşümü bölümü ve bu dönüşümleri belgeleme yoluyla bir çeşit direniş içinde olan örneklere odaklandığımız Kent Mücadeleleri bölümleriyle sayının genel çerçevesi oluştu.

Bu bölümlerin içeriklerini oluşturacak konuları ve yazarları seçmek, bölümler arasında yumuşak geçişler yapmak, farklı ve güncel seslere yer verebilmek, en önemlisi de en günceli ararken bir yandan da zamansız konuları bulabilmek için, 2019 yazı her gün Beyoğlu’nda yürüdüğüm, semtin tarihini ve güncel haberlerini okuduğum bir sürece dönüştü. Beyoğlu’nu sadece Taksim ve İstiklal Caddesi yoğunluklu ele alırken, yakın çevresi ve çeperlerini de unutmamak gerekiyor, dönüşümü sadece mimari veya ekonomik açıdan değil, sosyal ve kültürel açıdan da takip etmek gerekiyordu.

fotoğraf: Damla Atak,
Mekanda Adalet Derneği izniyle
fotoğraf: Serpil Gedik,
Mekanda Adalet Derneği izniyle

Beyoğlu Hafızası Bölümü ve Hatırlamak Üzerine

Beyoğlu Hafızası, kaçınmaya çalıştığımız nostalji kavramına en yenik düşebilecek, en tehlikeli bölümdü. Buranın tarihine baktığımızda Osmanlı dönemine dek uzanan, gayrimüslim ağırlıklı, merkezinde çoğunlukla iş ve eğlence mekânlarının barındığı bir yer olduğunu görüyoruz. Bu noktada hafızada yer eden konulara değinmek için tarihe gömülmek ile geçmişten gelen konuların bugüne nasıl yansıdığını ele almak arasındaki ince çizgide yeni bir söz söyleyebiliyor olmak kritikti. Bu nedenle bölümde yer verilecek konuları, aslında çok eskiden beri var olduğunu bildiğimiz bazı başlıkların bugünü ve geleceği nasıl şekillendireceğini tartışabilmek için güncel bir perspektiften ele almaya gayret ettik.

Bu noktada bölgenin gayrimüslim geçmişine nasıl yer verileceği konusu, aslında bu kararda en kritik ve eleştiriye açık konu. Bölgenin geçmişine, mimarisine, sosyoekonomik yapısına çokça etki etmiş bir grubun yerinden edilme örneğinin en reklamatik biçimde yaşandığı bir yer olan Beyoğlu’nda bu konu üzerine konuşmamak süreç içerisinde de birbirimize hatırlattığımız bir noktaydı. Sonuca vardığımızda bu konuya değinmemiş olmanın bir bakıma Beyoğlu Hafızası bölümünü nasıl tanımladığımızla bütüncül olduğunu görüyorum. Geçmişten gelen ve hafızamızda yer eden birçok olay, bazen sadece anmak veya kızmakla kalabiliyor. Bir grup bundan mustarip, diğer bir grup aslında yıllar evvel olan bir olay için kendini mahçup hissedebiliyor. Bu olayları hatırlamanın, bugünün Beyoğlu’nu tartışırken yapıcı bir konuya evrilmesi ise zor olabiliyor. Bu noktada kapanan kültür mekânlarını, Beyoğlu’nda kadın ve çocuk olmayı, bu semtte bir eğlence mekânı işletmeyi veya bölgenin evsizlerini konuşmayı tercih etmek, aslında artık dini veya ırksal farklılıkları gözetmeksizin, sadece “biz” olarak konuları ele almak bana iyi geliyor.

fotoğraflar: Elif Kahveci,
Mekanda Adalet Derneği izniyle

Beyoğlu Dönüşümü ve Soylulaştırma Üzerine

Beyoğlu Dönüşümü’nde en sık değinilen konu soylulaştırma oldu. 2012 yılında depreme yönelik hazırlanan 6360 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile başlayan kentsel dönüşüm hikâyesi, İstanbul’da çok farklı sosyoekonomik problemlerle, yerinden edilmelerle ve adil olmayan inşaatlarla anıldı. Beyoğlu özelinde Tarlabaşı’nda başlayan bu dönüşüm hikâyesi daha sonra diğer bölgeleri de sararken, bu bölgeyi bir sınıftan alıp öteki sınıfa verme isteği gün yüzüne çıktı.

Bu konuyu aslında sadece son dönemdeki kentsel dönüşümle değerlendirmek doğru olmayacaktır. Cumhuriyetin kurulduğu ilk dönemden beri Beyoğlu, özellikle yeni bir ulus kimliğinin inşa edildiği süreçte çok göze batmış, mekânın gayrimüslim ağırlığı nedeniyle değişime buradan başlanmıştı. Ardından gelen süreçte, girişte de bahsettiğim gibi her yeni gelen iktidarın ürettiği istenmeyen grup sürekli temizlenmek istendi. Bu süreç ne kadar soylulaştırma olarak anıldıysa da bir noktadan sonra sosyal değişime evrildi.

Bu noktada Taksim Meydanı’nın görsel anlamda bu değişikliği ne kadar iyi belgelediğini fark etmem de yine bu sayının ardından gerçekleşti. Cumhuriyetin kurulmasının hemen ardından İstanbul’a bir master plan hazırlaması için çağrılan Henri Prost, bugünkü Taksim Meydanı’nı içine alan bölgeyi espaces libres2 tanımıyla Park No. 2 olarak tasarladığında amacı, o dönemin ihtiyacına tekabül edecek şekilde, yeni modern Türkiye için herkesin3 kullanımına açık bir alan yaratmaktı. Bu plan sonraki iktidarla birlikte yarım kalmış, 1960’lara gelindiğinde kutlama ve anma alanı olarak ilk meydan varlığı görünür olmuştu. Bugün ise yükselen Taksim Camii’yle nasıl bir anlam kazanacağını görmeyi beklediğimiz bir alana dönüştü. Bu noktada Beyoğlu’nun dönüşümünü geçmişten bugüne takip ettiğimizde, her gelen iktidarın bu noktada sil baştan yaparken kurguladığı planlardan izler kalmışken, neden her gelenin bu noktayı silme ihtiyacının olduğu hâlâ tartışılması gereken bir konu.

“Mekânda Adalet ve Beyoğlu” sayısına dönersek, bu sayıdaki soylulaştırma ve dönüşüm konusunu sadece renovasyon ve restorasyon örnekleriyle değil, mega projelerle gerçekleşen köklü dönüşümleriyle de ele almaya çalıştık. Bir yandan Şişhane’deki üreticilerin, bir yandan hanlar ve pasajların bu dönüşümden nasıl etkilendiği, bir yandan da İstiklal Caddesi hattı kullanıcılarının bölgeden ne kadar ayrıldığına dair konular ön plana çıktı.

fotoğraflar: Bekir Dindar,
Mekanda Adalet Derneği izniyle

Kent Mücadeleleri ve Belgelemenin Aktivizmi Üzerine

Beyoğlu’nun yarınına tekabül eden Kent Mücadeleleri ise aslında hem fiziki hem de belgeleme yoluyla verilen mücadelelerin geleceğe nasıl yön verebileceğini tartışmaya açmak istediğimiz bir bölüm oldu. Bu noktada kent belleği, kent hafızası ve hafıza mekânı dediğimiz kavramların sadece yapısal öğelerle değil, aslında bedensel öğelerle oluştuğunu vurgulamak, bedenin bir alanın kamusallığını ve dokunulabilirliğini korumak için nasıl bir araca dönüşebileceğini de göstermek istedik.

Beyoğlu’nun birçok eylem, protesto ve anmaya mekân olması sadece Taksim Meydanı özelinde değil, Galatasaray ve Tünel Meydanları, İstiklal Caddesi, Mis Sokak gibi ara mekânlarıyla ele alınması gereken bir konu. Bu bölgenin İstanbul’un meydanları dendiğinde ilk akla gelen bölge olması tabii ki tesadüfi değil; gerek gün içindeki sirkülasyonun yoğunluğu, gerek sesini duyurmak için “kendine benzemeyeni” bulabileceğin bir yer oluşu, gerekse çok uzun yıllardır alışılmış bir mekân olması (ki sert eylemlerde bölgeye hâkim olmak, kaçma/saklanma gibi ihtiyaçların olduğu durumda önemli bir konudur) bugüne gelindiğinde buranın ne kadar vazgeçilmez bir yer olduğunu kanıtlar nitelikte.

Bu bölgenin hafızadaki yerini korumak, yapılan çeşitli müdahale ve dönüşümleri hatırlamak için başvurulan belgeleme ve arşivleme yöntemleri ise bugünkü toplanma yasaklarının olduğu Türkiye’de giderek değeri yükselen bir araç. Üzerine ne kadar çok söz söylense de Beyoğlu zaman içerisinde aidiyet duygusunun da yavaş yavaş yitirilmesinin kaçınılmaz olduğu, kullanıcısının kendisine yabancılaşmasına çok fazla fırsat verilmiş bir yer. Buradaki politik kararların ve hafızayı silme çabalarının yanı sıra halen eldekini korumak ve ait olunanı bırakmamak için çalışan çok fazla insan var. Bu nedenle aslında Beyoğlu üzerine ne kadar söz söylense de, yarın ne olacağının belli olmadığı bu dönemin kaydının tutulması belki de yapılabilecek en iyi aktivizm yöntemlerinden biri.

fotoğraflar: Nazım Serhat Fırat,
Mekanda Adalet Derneği izniyle

Sonuç Yerine

“Mekânda Adalet ve Beyoğlu” sayısını anlatma ihtiyacı, aslında girişte de bahsettiğim gibi onunla geçen bir buçuk yılın ardından yeniden tartışabilme, dönüp baktığımızda amaçlarımızın ne kadar yerine geldiğini gözlemleme ve öğrendiklerimizi tartabilme ihtiyacından doğdu. Bir yandan da Beyoğlu’nun sürekli değiştiğini söylerken, mekânda adalet konusunu bu noktada araştırabilmek için sadece basılı yayınla sınırlı kalmamanın, arada bir geri dönüp onu yeniden tartışabilmenin ve hazırlandığı zamanla güncel durumu karşılaştırabilmenin değerli olacağını düşünüyorum. Buna ilk deneme olarak da sayının tanıtıldığı ve sayıya katkıda bulunan üç ismin katılımıyla Beyoğlu’nun tartışıldığı bir çevrimiçi etkinlik gerçekleşti.4 Onların da bizimle bu konuyu düşünmesinin üzerinden uzun zaman geçmişken, böyle bir etkinlik hem aynı başlıklar altında güncel fikirlerin tartışılmasına hem de sayının zamanı ne kadar yakaladığının bir kontrolünü yapmamıza zemin sağladı. 

İstanbul’un herhangi bir semtini ele alarak daha adil bir mekânın nasıl var olabileceği, vatandaş olarak bizlerin haklarının neler olduğu, bizlerin yaşadığımız alanlara ne kadar dahil olabileceğimiz soruları giderek daha fazla önem kazanmaya başladı. Özellikle politik hafızası bu kadar yüklü olan bir yerle ilgili çalışmak bu bölgenin belleğine bir katkı sağlamamıza ve arşivini tutmamıza olanak verdi. Kent ölçeğinde gerçekleşen “unutturma” eylemlerine göz yumulmaması ve daha bilinçli olunması adına bu gibi çalışmaların artarak devam edeceğini umuyorum.

beyond.istanbul, sayı 9,
“Mekânda Adalet ve Beyoğlu”, 2020

1. “Mekânda Adalet ve Beyoğlu” sayısının “içindekiler”ine web sayfasından erişebilir, ilgili sayıyı Pandora Kitabevi’nden veya online mağazasından edinebilirsiniz.

2. Türkçeye “serbest sahalar” olarak çevrilen espaces libres parklar, gezi parkları, gezinti yolları, manzara terasları, meydanlar, bulvarlar, spor alanları dahil tüm kamusal açık alanları içeren bir kavramdır.

3. Burada kastedilen herkes kadın, erkek ve çocuk anlamında kullanılmıştır. O döneme dek İstanbul’da bulunan açık kamusal mekânlar, temelde erkek egemen olan külliye avlularıdır. Bu anlamda “serbest sahalar” adı altında kurgulanan mekân, yeni modern Türkiye’yi temsil eden yeni bir mekândır.

4. “Mekânda Adalet ve Beyoğlu”nun tanıtımının yapıldığı çevrimiçi etkinlik 3 Aralık 2020 tarihinde Liana Kuyumcuyan ve Yaşar Adnan Adanalı moderatörlüğünde, Mehmet Kentel, Mine Eder ve Tolga İslam’ın katılımıyla gerçekleşti. Etkinliğin kaydını izleyebilirsiniz.

arşiv, Beyoğlu, beyond.istanbul, dergi, hafıza, Liana Kuyumcuyan, Mekanda Adalet Derneği