25 Mart 2023, Atina,
fotoğraf ED-Awards izniyle
Atina’da mart ayının en güzel günlerinden birinde, yayın hayatı sona ermiş Romantso’nun matbaasının bulunduğu yapıda buluştuk. 1934 yılında kurulmuş Romantso, 1956’da haftalık satışları 300.000’i geçmiş bir hikâye dergisi. Hem yapıyı hem de derginin ismini günümüzde bir kültür ve kuluçka merkezi kullanıyor. Buluştuğumuz yerin tarihine bir derginin damga vurmuş olması anlamlı, çünkü buluşma gerekçemiz olan Avrupa Tasarım Ödülleri’ni [ED-Awards] diğer yarışmalardan ayıran başlıca özellik jüri üyelerinin çoğunun tasarım yayıncılığı/dergiciliği alanında çalışıyor olması.
ED-Awards’un 2023 yılı grafik uygulamalar jürisi olarak bu buluşmadan önce sekiz kategoride yüzlerce işi yarışmanın çevrimiçi platformunda değerlendirmiştik. İki gün boyunca görevimiz hem bu sekiz kategoride belirli bir düzeyin üzerinde puan alan işler arasından ödül alacakları belirlemek hem de çevrimiçi incelenemeyecek kategorilerdeki işlerin tümünü elimizde tutarak, her ayrıntısına bakarak, zaman zaman üzerlerinde konuşarak değerlendirmek.
Böyle bir yarışmada jüri üyesi olmak büyük bir zevk. Avrupa’nın hemen her ülkesinden gelen1, iletişim tasarımının hemen her alanını kapsayan, birbirinden farklı dillerde, birbirine hiç benzemeyen bağımsız tasarımcı ve tasarım ofisinden çıkmış yüzlerce harika iş masaların üzerinde duruyor. Her ne kadar iki gün içinde sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekse de işlere istediğimiz kadar vakit ayırma iznimiz var. İşlerin bilgi formlarında yer alan karekodlar sayesinde ilgili videolara veya web sitelerine ulaşabiliyoruz. Bu arada değerlendirme sırasında kullandığımız etiketlerle kompozisyon oluşturmak küçük bir oyuna dönüşüyor.
Değerlendirmeleri birkaç aşamada gerçekleştirdiğimiz için en mühim kararları verme noktasına geldiğimizde önümüzde olan işleri çok iyi biliyor durumdayız. Demetrios Fakinos tarafından başlatılan ve 2007 yılından bu yana düzenlenen yarışmaya bu yıl rekor sayıda katılım olmuş.2 Sekiz başlık altında toplanan kırk beş kategori var. Şüphesiz, tüm işleri tek bir jüri değerlendirmiyor. Marka ve ambalaj tasarımı ile dijital uygulamalar için farklı jüriler var. Finalde bronz, gümüş ve altın ödülleri alanlar kesinleştikten sonra her jüri kendi alanının en iyi işini seçiyor3 ve ayrıca jüri özel ödülü için aday belirliyor. Tüm değerlendirmeler bittikten sonra jüri başkanları bir araya gelip jüri özel ödülüne layık görülen işe karar veriyor. Meslek hayatımda pek çok uluslararası yarışmada jüri üyeliği yapma şansına sahip oldum. İstisnasız hepsinde jürinin işlere büyük bir dikkatle yaklaştığını, adil olmak için sonsuz çaba sarf ettiğini gördüm. Bu yarışmada deneyimlediğim fark, her bir işe ayrılan süre ve işler hakkında konuşma/tartışma imkânı. Kanımca bunu sağlayan ED-Awards ekibinin yarattığı sıcak ortam, geliştirdiği değerlendirme metodu ve Fakinos’un jüri üyelerini bir araya getirirken göz önünde bulundurdukları. İşleri yargılayan ve birbirine şüpheyle yaklaşan bireylerden ziyade, işlerin iyiliğinden mutluluk duyan ve en iyi işlere hakkını verebilmek için çalışan bir ekip olduk.
Avrupa Tasarım Festivali afişleri
European Design Awards’un ödül töreni her yıl Avrupa’nın başka bir şehrinde düzenleniyor. Ödül töreni vesilesiyle yerel örgütlerle işbirliği içinde her yıl bir de tasarım festivali gerçekleşiyor. 2007’de Atina’da başlayan European Design Festival –pandemi nedeniyle iptal edildiği 2020 ve 2021 yılları dışında– sırasıyla Stockholm, Zürih, Rotterdam, Vilnius, Helsinki, Belgrad, Köln, İstanbul, Viyana, Porto, Oslo, Varşova, Valensiya ve Talin’e uğramış. ED-Festival Istanbul (2015) tam bir efsane. Anlatılanlardan çıkardığım, İstanbul herkesin kalbini tasarım etkinliklerinden ziyade Boğaz’ı ve nefis yemekleriyle fethetmiş. 2023 yılında ev sahibi Lüksemburg ve festival organizasyonu Design Luxembourg’un sorumluluğunda. Resmi adıyla Lüksemburg Büyük Dükalığı’nın yüzölçümü İstanbul ilininkinin yarısına yakın. Tahmini 2023 nüfusu ise yaklaşık 660.000. Öte yandan bu küçük ülkenin resmi üç dili var: Lüksemburgca, Almanca ve Fransızca. 2020’den bu yana ülkenin tamamında toplu taşıma ücretsiz. Nüfus yoğunluğu düşük, parkı/ormanı çok olsa da başkent Lüksemburg övünüldüğü kadar kozmopolit. Uzunca bir yürüyüşte dahi insanın kulağına aynı dil iki kere gelmeyebiliyor.
Festival etkinliklerinin çoğu şehrin trafiğe kapalı merkezindeki mekânlarda gerçekleşiyor. Şehrin merkezi, havaalanından otobüsle yirmi beş dakika mesafede olduğu için “Kick-off” öncesi neyin nerede olduğunu anlayacak ve topografyaya hayran kalacak kadar dolaşabildim. Genel sessizliğe alışmak zor. Neyse ki My Urban Piano projesi kapsamında kamusal alanların orasına burasına yerleştirilmiş piyanoları çalanlar var. Festival açılışı sergi ve konferanslar için yenilenmiş Cercle Cité’de. Bu tür bir etkinliğin düğün kokteyli kıvamında bir ikram olmaksızın gerçekleşebildiğini görmek güzel.
Cercle Cité aynı zamanda What the Flag?! In Luxembourg [Ne Bayrağı?! Lüksemburg’da] sergisinin de kalbinde. Bu bayrak sergisinin küratörleri Anastasia Chaguidouline ve Wouter Huis. 2021’den beri Hollanda’nın Heerlen şehrinde düzenlenen sergi, Avrupa’nın farklı şehirlerini dolaşıyor. Sıklıkla siyasi düşüncelerin temsil aracı olan bayrağı hem biçimsel hem de kavramsal açıdan sorgulayan projenin Lüksemburg edisyonu için Lüksemburg’da yaşayan sanatçılar ve tasarımcılar tarafından yeni işler üretilmiş, ancak şehre yayılan sergide What the Flag?! arşivinden seçilmiş bayraklar da mevcut. Açılış sonrası sergi turu yapıldı. Kanımca bayrakların izini sürmektense beklenmedik bir anda herhangi bir bayrakla karşılaşmak harika. Milliyetçilik ve ülke bayrakları, bayrağın kamusal alanda işe fevkalade yarayan bir mecra olduğunu görmemize engel oluyor. Bez afişle karıştırmamak gerek.
Design Luxembourg, ödül törenleri dışında tüm festival etkinliklerinin ücretsiz olabilmesini sağlamış.4 İlk gün gerçekleşen ve Lüksemburg’daki tasarım eğitimine odaklanan atölye çalışmasına kaydolmayı atlamış olduğum için katılamadım. Çalışmanın yapıldığı Casino Luxembourg’da festivale dahil olmayan Bodies of Identities adlı bir fotoğraf sergisi ve festival kapsamında yer alan Jailbird sergisi vardı. Jailbird, Givenich hapishanesinde kurulmuş bir atölye ve aynı zamanda atölyede hükümlüler tarafından yapılan ürünlerin markası. Sanat-tasarım-zanaat arasında gezinen ürünleri hükümlüler, farklı tasarımcılarla birlikte çalışarak ortaya çıkarıyor. Sürecin sonuçtan daha çok önemsendiği söylense de ürünler dikkate değer.
İlk günün gecesinde Lüksemburg tasarım ödülleri Rotondes’te sahiplerini buluyor. Rotondes de bir kültür merkezi olmadan önce pek çok başka şey olmuş. Tren istasyonunun yanında yer almasından da tahmin etmek mümkün: 1875’te inşa edildikten sonra ilk vazifesi buharlı trenlerin tamir atölyesi ve depo olmak. Gece orada olan çoğunluk belli ki birbirini tanıyor. Kulağıma çalınan Lüksemburgca sohbette İngilizce olarak “ajansların savaşı” ifadesi geçiyor. Rekabet söz konusu olsa da neşeli bir kalabalık. Son derece hızlı bir şekilde sahnenin sol tarafından çıkıp ödüllerini alan tasarımcılar, sağ taraftan indikten sonra hazırlanmış fotoğraf setinde poz veriyor. Biri yüksek ve büyük, diğeri yerle hemzemin iki sahne var adeta. Tören sonrası fuayede ödüllü işlerin fotoğraflarını görmek mümkün. Vegan kanepelerle başlayan ve giderek çeşitlenen ayaküstü ikram, tatlılarla son buluyor. Kalabalık yavaş yavaş afterparty için avlunun karşı köşesinde kayboluyor.
2 Haziran sabahı erkenden bir tasarım turu için otobüse doluşuyoruz. İlk durak 1535° Creative Hub. Differdange şehri tarafından hayata geçirilen merkez, yaratıcılığı, inovasyonu ve girişimciliği desteklemeyi amaçlıyor. Üç büyük yapıyı barındıran kampüs eski bir çelik fabrikasından dönüştürülmüş ve adını demirin erime ısısından alıyor. Yapılardan biri yaratıcı profesyonellere kiralık ofis/atölye sağlıyor. Yönetim kiracı sayısı bağlamında disiplinlerarası dengeyi bozmadan bir çalışma ortamı var etmeye çalışıyormuş. Bir önceki gece dört ödülün 1535° Creative Hub’a gelmesinden herkes çok mutlu. Hangar adlı ikinci yapı, performans provalarının da yapılabileceği bir prodüksiyon mekânı. En etkileyici proje ses kayıt stüdyolarına ayrılmış üçüncü yapı: The Sonotron. Çevrimiçi rezervasyon yaptıran herkes pek çok enstrüman da bulunduran stüdyoları saat başı bedel karşılığı kiralayabiliyor.
Turun kanımca eksik tarafı Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelmiş bir otobüs dolusu tasarımcı ile çalışmalarını merkezde yürüten profesyonelleri bir araya getirebilecek bir ortamın yaratılmamış olması. İkinci durağımız ise Lüksemburg Üniversitesi’nin bulunduğu bölge Esch-Belval ve üniversite kütüphanesi. Kütüphanenin halka açık olması ve çizgi romanlara ayrılan bölümün büyüklüğü dikkatimi çekenler.
“yuvarlak masa”dan görünüm
Festivalin en yoğun günü. Biz ülkenin güneyinde turdayken Casino Luxembourg’da makine öğrenimi konulu bir atölye çalışması yapılıyor. Öğleden sonra aynı mekânda konudan konuya atlayan konuşmalar ve paneller gerçekleşirken, şehir müzesinde eserleri halkın seçtiği koleksiyon sergisi Best of Posters turu; Casino Display’de misafir grafik tasarımcı Océane Muller’le buluşma var. Gün Luca’da Mon Oncle’ın gösterimi ve ardından yine bir partiyle bitiyor.
Şehirde dolaşan tasarımcı nüfusunun artışı cumartesi sabahı gözle görünür oluyor. Günün tüm etkinlikleri Rotondes’te. İletişim tasarımı odaklı konferansın programı yoğun, konuşmacılar iyi. Slanted Publishers’ın kurucu ortaklarından Julia Kahl’ın ve Alice Rawsthorn’un sunumları bende daha çok iz bıraktı. Öte yandan programın –marka kimliğinden tasarım ofisi yönetimine, tasarım yayıncılığından etik ve siyasete— pratiğin epey çok veçhesine bakıyor olması tatmin edici.
Heyecanla beklenen ED-Awards seremonisi, çok ödül ve çok tasarımcı olmasına, üstelik ödül alanlara işleri hakkında söz söyleyebilmeleri için vakit verilmesine rağmen hızlı ve dinamik. 42 altın, 54 gümüş ve 58 bronz ödül, Avrupa’nın yirmi üç farklı ülkesine gidiyor. Kırk altı yılını geride bırakan Rotterdam merkezli Studio Dumbar/DEPT® özellikle dijital kategoride topladığı puanlarla yılın en iyi tasarım ajansı oluyor.
of the Year: Studio Dumbar/DEPT®,
fotoğraf: ED-Awards izniyle
Jüri özel ödülü Neighbourhood kampanyasıyla wijstudio’nun. Kampanya mahallenin manavı Hüseyin’e maddi destek yaratmak için ofisin kendi arzusuyla düzenlenmiş. Ödülü alırken, “Fikrimizi gerek duyan herkes kullansın” diyor ekip. Best of Show ödülü dijital kategoride Closer to Johannes Vermeer projesiyle Fabrique’in; grafik uygulamalar kategorisinde Zumtobel için tasarladıkları faaliyet raporu Transform ile Bloemendaal & Dekkers’ın; marka ve ambalaj tasarımı kategorisinde ise Klaipėda şehrinin görsel kimliği çalışmasıyla Dizaino agentūra’nın oluyor.
Closer to Johannes Vermeer projesinden türetilen kısa videoları TikTok’ta görüp şapka çıkarmıştım. Rijksmuseum’un koleksiyonunda bulunan yirmi sekiz Vermeer resminin hikâyesini (ve ayrıntılarını) Stephen Fry’ın sesiyle dinlemek ve resimlerin içinde kaybolmak (hatta istenirse bu deneyimi kişiselleştirmek) için projenin web sitesi şüphesiz daha iyi bir adres.
European Design Awards’un on sekizinci edisyonu, 15 Aralık 2023 itibarıyla katılıma açılacak. Katılım bedeli son yıllarda oluşan ekonomik koşulların sonucu olarak Türkiyeli tasarımcılar için hayli yüksek. İşverenlerin uluslararası yarışma ve sergilere katılabilmeleri için birlikte çalıştıkları tasarımcıları desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmiş yıllarda sergi/yarışma/kitap katılımları için bedel ödenmesine karşıydım. Öte yandan zaman içinde bu işlerin (ve sürekliliklerinin) ne kadar büyük ekipler, mekânlar, harcamalar, mesailer ve emekler gerektirdiğini görünce katılımcıların bedel ödemelerinin kaçınılmaz olduğunu anladım. Tasarımcılara yönelik organizasyonlar tüm marka ve kurumları ilgilendiriyor. En nihayetinde iyi tasarım iyi işbirlikleriyle ortaya çıkıyor. Verilen ödülü sahnede teslim alan tek bir el olabilir ancak hepimiz biliyoruz ki isimler alt alta yazılsa pek çok işin kredi listesi uzun metraj bir filminkini geçer. Nitekim ödül törenine gelecek maddi gücü ve arzusu olan ekipler sahneye daha kalabalık çıktı, sıklıkla grubun içinde işveren(ler) de bulunuyordu.
Rotondes’in geçmişine gönderme yapan Voie 15 [Platform 15] adlı enstalasyon Lüksemburg tasarım ödüllerinin gecesinde bembeyazdı. Sanıyorum kokteyl sırasında müdahaleye açıldı. İki gün içinde geçirdiği dönüşüme şaşırmamak elde değil. Üç fazı olacağı ilan edilen enstalasyona, haftalar içinde yüzey artırmak için yeni nesneler eklenecek, sonunda Voie 15 avluyla birleşecekmiş. Yukarıdaki fotoğrafta kimsenin görünmeme nedeni, herkesin dansa gitmiş olması.
bir endüstriyel yerleşke
Festivalin son gününde tam bir pazar etkinliği var: Augenschmaus Creators Market. Şehrin küçüklüğü ve düşük nüfusuna tezat oluşturacak kadar çok katılımlı bir tasarım pazarı. Kocaman hoparlörlerden ortama yayılan müzik enerji veriyor. Tezgâhlarda satışa sunulan ürünler bir yana pazar, pek çok illüstratör, tasarımcı ve fotoğrafçıyla tanışma imkânı sunuyor. Festival için kente gelen tasarımcılar yeme içme noktalarında veda sohbetleri yapıyor. Ben de pazardan ayrılmadan önce Polish Graphic Design’ın kurucusu Rene Wawrzkiewicz’le konuşma şansı buluyorum. Sonbaharda İstanbul’da bir Polonya günü düzenleme planımız var; umuyoruz bir atölye çalışması ve iki sunumdan oluşacak.
Birkaç saat sonra da havaalanın önündeki bankta Grafikmagazin’in yayıncılarından Christine Moosmann’a denk geliyorum. Novum’u anıyor, tasarım dergilerinin kayda geç(e)meyen dönüştürücü etkilerinden bahsediyoruz. Festivalin sosyal yönünü kendimce zayıf bulmuştum. Oysa bu satırları yazarken fark ediyorum ki bambaşka kurumsal bağları olan pek çok güzel insanla tanışmışım, haftanın tüm partilerini kaçırmış olmama rağmen!
***
ED-Festival 2024 Napoli’de düzenlenecek. Ödül gecesine kadar sır olarak saklanan şehrin adı açıklanırken, Association of Italian Designers (AIAP) başkanı Marco Tortoioli, “Biliyorum tasarım denince hepinizin aklına ilk Milano geliyor ama bakış açınızı Napoli’de değiştireceğiz” dedi. 2023 ED-Awards’a Türkiye’den çok iyi işler gönderilmişti ve çoğu finale kaldı. Utku Lomlu’nun Kawabata kapaklarıyla aldığı Bronz Ödül dışında Türkiye’ye ödül gelmemiş olmasının tek nedeni dünyanın her yerinde tasarımcıların giderek daha da iyi işler yapması. Eminim gelecek yıllarda ödüller artacak, çünkü Türkiye’den katılan öğrencilerin işleri harikaydı. Napoli’deki tasarım festivalinin tadını çıkarmak için ödül de gerekmiyor üstelik. Ekonomik gücümüzün arttığı ve Schengen vizesinin bizlerden esirgenmediği bir 2024 diliyorum.
{aksi belirtilmedikçe fotoğraflar: Esen Karol}1. Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya’dan katılıma izin verilmemiş bu yıl.
2. 2023 dahil ödül kazananlar işlerin tümünü ED-Awards’un web sitesinde görmek mümkün.
3. 2021 yılında Utku Lomlu, Can Yayınları’nın “Klasik Kadınlar” dizisi için tasarladığı kitap kapaklarıyla “Best of Show” ödülü almıştı.
4. Festivale katılmamı sağlayan ED-Awards direktörü Demetrios Fakinos’a ve festival koordinatörü Nadine Clemens’a teşekkür ederim. Festivali düzenleyen Design Luxembourg ekibini yürekten kutluyorum. Lüksemburglu Mike Koedinger’in üyesi olduğum jüride bulunması ne kadar çok şeyi değiştirdi! Tabii, Avrupa Tasarım Ödülleri ekibi olmasa bu metin hiç yazılmazdı. Ekibin üyelerinden sevgili Eva Koronaiou’ya bana yeryüzünün en lezzetli balını tattırdığı için de minnettarım.
