“Evet, şeyler var. Hayaletler, sesler. Neden olmasın ki? Okyanuslar ve deniz kızları, bütün o muhabbet, ve silikon denizimiz oldu. Tabii hepimizin üzerinde anlaştığı, ısmarlama bir halüsinasyondu siber uzay, ama giren herkes biliyor ki, amına koyim ki koca bir evren olduğunu biliyor.”1 —William Gibson, Kont Sıfır2
Yirminci yüzyılın sonu kendini karşı koyulması imkânsız bir moleküler etkinlik okyanusunun dalgalarının ağırlığı altında boğulmuş, suya gömülmüş, dalgalarla yıkanmış hâlde, denizin içinde buluyor ve bu denizde gezinmenin3 tek yolu bir dalgayı bir ses sample’ı4 gibi yakalamak, bu yeni deniz manzarasından bir avuç parça5 kapıp bir dalgaya kendini bırakıvermek. Adanın orta yerinden bakılınca bu, okyanusun aldığı bir intikama benziyor, bastırılmışın geri dönüşünün devasa ölçekte bir kabarışını andırıyordu: Akıntının ters yönde akmaya başlaması. Fakat bu yalnızca rollerin değişmesine, terra firma6 ile sıvısal akışların değiş tokuş edilişine dair, basit bir sorun değil. Mutasyonlar ve yeni tipte etkinlikler her daim kenar köşede, ara şeritlerde, okyanus ile karayı birbirine bağlayan hatlarda vuku bulmaya ve ortaya çıkmaya başlar. Su damlacıkları, kum tanecikleri, okyanuslar ve çöller, sırılsıklam ile kupkuru olan kendi aralarında ve kendilerince bağlantılar kurar vaziyette.
“Fez güldü. ‘Fraktallerle da alakalı bu. Bir çizgiyi al, yarısından bük. Sonra her yarıyı da yarıya bük. Sonra tüm bölütleri al ve yeniden bük, ad infinitum.7 Gözünün önüne kar taneleri ve barok deniz kıyıları gelecek…’
‘Ve muhteşem şal desenleri’ diye fısıldadı Adrian.
‘Ve fraktalin derinliklerine bakarsan daha da büyük bi’ örüntünün kopyalandığını görürsün. Bu da demektir ki senin göz attığın fraktalden de derinlerde bulunan bir fraktal daha büyük olan bir fraktalin bilgisini içinde barındırıyor: Dünyalar içinde dünyalar.’
Roza birazcık kıkırdadı. ‘Bu konular beni aşar. Ben bir hacker’ım, filozof değil.’”8
Filozof olmanın ona bir engel teşkil ettiği yoktur tabii. Filozoflar tam da bu konuda düşünmüş olabilir ama hacker’lar “ortada teknik yeterlik yokken bitler arasındaki sanal alanı kullanarak, sonra o bitlerin arasındaki alanı da kullanarak, sonra bir de onların arasındaki alanı kullanarak yeterlik oluşturmuştu.”9
“Britanya’nın deniz kıyısının uzunluğu nedir?” [Benoit] Mandelbrot10 1970’lerde yaptığı çalışmalar sonucunda kıyı uzunluğunun kullandığı ölçeğe bağlı olarak değişiklik arz ettiğini fark etmişti. Ölçüm ne kadar detaylıysa çizgi de o kadar uzun olacaktı. Ölçekler arasındaki tenakuzların içinde ise kendini tekrarlayan desenler, özyinelemeli düzenlemeler, sarmallar ve kıvrımlar vardı; bunlar bir çatlağın içinden geçermişçesine kişiyi çizginin içine doğru çeken örüntüler oluşturuyor ve kendi dünyalarının sınırlarını aralıyordu. Dağlar, yapraklar, ufuklar: Düz olduğu yanılsamasını yaratan herhangi bir köşe iş görecekti. Hepsinin içinde de fraktal11 örüntüler vardı. Ama Mandelbrot’un deniz kıyısı örneği özel olarak seçilmiş bir çizgiyi ifadelendirmişti. Sınır hangi tarafa çekilirse çekilsin, kara ile deniz arasındaki ayrım her zaman için tek bir köşeden fazlasını ihtiva eder. Tüm ipliksi yapılar gibi bu kordon da katlanmış bir kat, kıvrılmış bir kıvrım, karayı sudan ayıran ama aynı zamanda birleştiren bir çoğaltma ve ikilenme bölgesidir. Bu sınır boyunun diğer bir tarafında bir kumsal var: Sabit bir hudut değil, ince taneli, hareket hâlindeki kumlardan oluşan bir çizgi, puslu bir sınır ve bir çokluk. Sınır boyunun öte tarafında bulunup köpüklü dalgaları kıran kuvvetler ise gelgit örüntülerini ve ritimlerini tekrarlayan, kaynayan, kabaran ve anlık oluşan demetlerden mülhem.
Bu yüzergezer12 bölgeler “sıvı ile katının ortasındaki noktada” birleşir, ayrılım ve bağlanabilirliğin arayüzünü oluşturur; sürekli kum taneleri ayıklayan bir okyanusça yeniden tasarlanıp duran, elekten geçirilen, filtrelenen bir arayüzü. İşte bu köşede kara da okyanus da kumsallara, silikon kordonlarına dönüşür. Mandelbrot’un fraktal deniz kıyısını simüle etmesini sağlayan dijital çağ bakterilerin, akışkanlığın ve tabii ki “kumun çağı”dır. Yerkabuğu hacminin yüzde doksan beşi toprağın ve bitkilerin besin alım işlemlerinde hayati önem taşıyan silikatlar13 tarafından oluşturuluyor. İnsanlarda ise silikon bağdokuların14 içinde iş görür ve kemikler ile tırnakların gelişimine katkıda bulunur; aynı zamanda bakterilerin, hayvanların ve bambular ile sazlıklar gibi bazı bitkilerin içinde varlık gösterir. Hasır bambu örgüleri ile Bangkok, Taipei ve Şangay sokaklarındaki bilgisayar oyunu imalatının bir araya geldiği noktada beş yüz yıllık modernlik gözden kayboluyor. Silikon bağlantıları her daim mevcuttu.
{fold içindeki imge: Kent Schimke (CC BY 2.0)}
1. William Gibson, Kont Sıfır, çev. Barış Taneri (İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 2016), 169.
2. Metnin orijinalinde referans hatalı bir şekilde Gibson’ın Neuromancer’ına verilmiş, oysaki alıntı Sprawl üçlemesinin ikinci kitabından, Kont Sıfır’dan. Bu hatayı düzenleme sürecinde giderdik. (ed.n.)
3. Metnin bu kısmında surf kelimesi hem denizde sörf yapma anlamındaki sörfü hem de internette gezinmek anlamındaki sörfü yani sörf yapma faaliyetinin hem direkt hem de dolaylı anlamlarını çağrıştırdığından, gezinme kelimesi karşılık olarak tercih edildi. (ed.n.)
4. Herhangi bir ses örneği. Ses numunesi de denir. Track’ten müziksel olmasının gerekmemesiyle ayrılır. (ed.n.)
5. Burada byte terimi metnin içindeki çifte bağlamı ilgilendirecek şekilde kullanıldığından yani hem bir kara/su parçasını hem de bu parçanın üstünde yükselen dijital parçacıkları imlediğinden, parça kavramı muhafaza edildi, yeğlendi karşılık olarak. (ed.n.)
6. Aynı anda hem yeryüzü hem de kara toprağı anlamına gelen terim. Daha çok ikinci anlamıyla kullanılır ve asıl anlamı da odur zaten. Deniz toprağını karanınkinden ayırmak için üretilmiştir. Kimi zaman terra-firma şeklinde, bağlayıcı bir tire işaretiyle de yazılır. Terraform’la karıştırılmamalı. (ed.n.)
7. “Sonsuza dek” anlamına gelen Latince ifade. (ed.n.)
8. Pat Cadigan, Synners (Londra: Gollancz, 2011), 174.
9. Age, 174.
10. Polonya asıllı Fransız-Amerikan matematikçi. Fraktal geometriye katkılarıyla tanınır. Fraktal terimini de üreten kişidir. (ed.n.)
11. Benzer elemanların oluşturduğu şekil. Kendi kendisini tekrar eden ve ölçeklenerek şekillenen herhangi bir yapıyı nitelemekte kullanılır. Aynı anda hem bir sıfat hem de bir isimdir. (ed.n.)
12. Amphibian sıfatı (metnin çifte kavramsal-maddi bağlamını muazzam bir şekilde ifadelendirmesi hasebiyle) bu terimle karşılandı. (ed.n.)
13. Silisik asitten türeyen tuz. En geniş mineral grubunun da adı. Cam, seramik, çömlek, tuğla ve beton üretimi için asli bir bileşendir. Toprak oluşumundaki etkisi ise yaşamsaldır. (ed.n.)
14. Vücuttaki dokuları bir arada tutan, bağlayan ve destekleyen yapıların genel adı. Kemikler, ligamanlar, tendonlar, kıkırdaklar, yağ dokusu ve damar çeperi bağdokulara örnektir. (ed.n.)
Zeroes and Ones: Digital Women and the New Technoculture’da (New York: Doubleday, 1997, 251-253) yer alan ve Akın Aşkınoğlu tarafından Türkçeye çevrilmiş olan bu metin, yazarın izniyle Hasan Cem Çal’ın editörlüğünde Manifold’da yayımlandı.
