- Makineler sanat yapabilir.
- İnsan ile makine simbiyotik sanat yapabilir.
- Simbiyotik sanat, sanat için yeni yollar açan yeni bir paradigmadır.
- Bu tip bir paradigma sanattaki el emeğinden [manufacture] ve elin hükmünden tamamen feragat etmeyi gerektirir.
- Bireysel ifadeden ve sanatçının/insanın merkeziyetinden tamamen feragat etmeyi gerektirir.
- Herhangi bir ahlakçı ya da spiritüel ihtirastan ya da herhangi bir temsil gayesinden tamamen feragat etmeyi gerektirir.
[Sanat Yapan Sanatçıları Yapmak]
Bildiğimiz hâliyle sanat öldü. Bu sefer kesin ve resmi olarak. Geçtiğimiz yüzyılda sıklıkla beyan edilmesine karşın sanatın öldüğü noktaya hiç gelinmemişti. Bu, sırf dilendiğinden ya da öncü bir retorikten dolayı değil, sanatsal üretim koşulları sert bir şekilde değiştiğinden ötürü oldu. Aniden tüm modern sanat antik sanata dönüştü; çünkü sanatın yalnızca insan yaratıcılığına ait bir ürün olduğu fikri nihayet terk edilerek insan olmayan sanatçıların doğrudan çıktısı olduğu görüşü benimsendi.
Her zaman olduğu gibi, bu türden bir paradigma değişimi yalnızca teknolojik evrim üzerinden mümkün olabildi. Parçaların analizinden karmaşıklığın mekaniğine doğru yol aldık. Canlı organizmaları inceleyebilmemiz hasebiyle, artık yaşamı olması gerektiği gibi kavrayacak konumdayız. Robotlar yürümek, top oynamak ya da şaka yapmak gibi insan davranışlarını simüle etmekten öteye geçip de sanat yapmak için kullanılmaya başlandığında radikal bir şey oldu. Sanat yapan robotlar yalnızca sanat ya da felsefe fikrini sorguya açmıyor, insanlar olarak varoluşsal durumumuz hakkında bile şüphe uyandırıyor. Makinelerin daha iyi ve tutarlı yaptığı bir şeyi yapmaya devam etmekle neden uğraşalım ki? Şayet sanatın bir amacı yoksa (tüm modern ve postmodern kuramların ilan ettiği gibi) makineler en iyi yaratıcılardır.
Kendimizi sanat yapmaktan bir kez azat ettikten sonra, çabalarımızı artık probiyotiklerin, robotiğin ve yapay yaşamın kaynağından doğacak yeni bir tür sanatçının üretimine adayabiliriz. Sanat yapacak makineleri üretebiliriz. Bu yeni sanatçı/makine önceden belirlenmiş bir hedefe, estetiğe, etiğe ya da niyete sahip olmayacak. O ki [André] Breton tarafından öngörülmüş olan ve [Jackson] Pollock tarafından kısmen geliştirilen “saf psişik otomatizm”in son hâline vücut verecek.
Ayrıca, bireycilik ya da kimlik hakkında kaygı duymaya da lüzum yok. Eylem müşterek olacak ve dünya stigmerjik* bir davranış kalıbından doğan ortak bir bölge olarak kavranacak.
Felsefi bir bakış açısından ise eylem ilişkisellik arz edecek ve üretilen [generate] yapıtlar kolektif deneylerin çözülmesiyle ortaya çıkan sentetik tasarılar olarak vuku bulacak. Sanatçı/makinenin yaşamı sanatçı/insanın yaşamına bağlanacak [interlinked].
Peki, sanat yapmayı bırakıp sanatçı yapmaya başladığımızda biz ne oluruz? Simbiyotik sanatçılar oluruz! İnsanlar artık nesnelerin doğrudan üretimiyle ilgilenmez, onun yerine tüm bilgi ve enerjisini sanat yapmaya adanmış, düşsel, insan olmayan bir yaşamı yaratmak ve bu yaşamla işbirliği kurmak için harcar. Simbiyotik sanatçı tam da bunu yapmak suretiyle teknolojinin yıkım odaklı askeri endüstriye ya da merkantilizme değil yaratıcılığa hizmet ettiğini öne sürmüş olur.
Bundan böyle simbiyotik sanatçının rolü insan olmayan sanatçılar yaratmak ve onlarla sanat üretmek adına işbirliği yapmaktır. Bu, insanmerkezli olmayan yaşamın esaslarını kavramayı ve türlü deneyin yapılabilmesi için elzem koşulların yaratımına dair bir anlayışa sahip olmayı gerektirir. Başka bir deyişle, sanatın olabileceği şeyi anlamayı lüzumlu kılar. 21. yüzyıl sanatının olabileceği şeyi anlamayı.
* Stigmerji, failler ya da eylemler arasında, çevre üzerinden gerçekleştirilen dolaylı koordinasyon mekanizmasıdır. Prensip şudur: Bireysel bir eylem tarafından çevrede bırakılan iz, ardından gelecek olan aynı ya da farklı faile ait eylemi teşvik eder [stimulate]. Bu izlere yanıt veren canlılar pozitif seçilim yararları edinir ve böylece bu tür davranışlar zamanla belli bir popülasyonda sabit hâle gelir. Örnek olarak karıncaların feromon izleriyle inşa ettikleri yollar gösterilebilir. Bkz. L. Marsh ve C. Onof, “Stigmergic Epistemology, Stigmergic Cognition”, Cognitive Systems Research 9 (2008): 136–149. Ayrıca bkz. Ted G. Lewis, “Cognitive Stigmergy: A Study of Emergence in Small-Group Social Networks”, Cognitive Systems Research 21 (2013): 7–21. (ç.n.)
Leonel Moura ve Henrique Garcia Pereira tarafından 2002 yılında yazılıp 2003 yılında yayımlanan ve Burak Öztürk tarafından Türkçeye çevrilmiş olan bu metin, Leonel Moura’nın izniyle yayımlandı.
